Bir filmde olması gereken tüm seslerin belirli bir stüdyoda üretilmesine ve filme eklenmesine foley denir. Bu teknikte foley sanatçısı, filmi ekranda seyrederken oyuncuların hareketlerini benzer eşyalarla taklit ederek ses efektlerini oluşturur. Bir foley stüdyosunda çoğu ses aynı eşyalarla taklit edilse de bir atın koşma sesi, kuşun kanat çırpma sesi gibi stüdyo ortamında oluşturulması güç olan durumlarda foley sanatçısı tüm yaratıcılığını göstermek zorundadır.

Foley ses efektlerinin babası olarak bilinen kişi ise Jack Donovan Foley’dir. 12 Nisan 1891’de Yorkville, Kanada’da doğan Foley; foley ses efektlerinin atasını olmasının yanı sıra bir muhasebeci, karikatürist, dublör, beyzbol oyuncusu, film yönetmeni, yazar ve ressamdı.

Sesli sinema dönemine geçildikten sonra sadece görsellik değil işitsellik de önem kazanmaya başladı. Stüdyolar bir rekabet içindeydi. Yönetmenler seslerin seyirciye gerçekçi bir şekilde yansıtılabilmesini oldukça önemsiyordu.

Warner stüdyoları sessiz filmden sesli filme ilk geçiş olan The Jazz Singer filmini çektiklerinde, Universal Stüdyoları müzikal film olan Show Boat çekmek için hızla çalışmaya başlamıştı. 1914 yılında Universal Stüdyoları ile çalışmaya başlayan Foley, bu filmin yardımcı yönetmeni oldu. Derhal radyo hakkında bilgisi olan, radyo geçmişi olan herkesi bir ekip kurmak için topladı. Bu ekip Universal’ın yeni ses ekibiydi. Başlangıçta, Foley ve ekibi sadece ayak seslerini ve kıyafet hışırtılarını stüdyoda taklit ettiler. Bunun için oluşturulan çakıllı küçük bir alanda bir mil yürüdüler. Ancak yetersiz görünen bu ses efektlerine zamanla kapı çarpma, düşme, cam kırılması gibi sesler ekleyerek foley sanatına zenginlik kazandırdılar. Foley’in başarısı bu sanata soyisminin verilmesine sebep oldu. Bundan sonra foley ses efektleri üzerinde çalışan herkes foley sanatçısı olarak adlandırıldı.

Bu filmin ardından Foley, The Phantom of the Opera, Dracula (1931), Spartacus(1960) gibi filmlerde ses üzerine çalıştı. 1929’da Frank Merrill ile birlikte, Tarzan the Tiger filminde ilk “Tarzan Bağırışı”nı seslendirdi.

1930-1940’lı yıllarda filmlerdeki sesler için özel sesli çekim stüdyoları oluşturulmaya başlandı. Mümkün olan her özel sese ihtiyaç duyuluyordu. Sinema sektörü hızlanmaya başladıkça Hollywood’daki her film stüdyosu kendi ses arşivini oluşturmaya başladı. Bu sayede her sesin tekrar tekrar canlı kaydedilmesi gerekliliği sona ermiş oldu. 1959’da Spartacus ve Operation Petticoat filmi, Hollywood’daki çalışmalarının bir değeri olarak Sinema Filmi Ses Editörleri Altın Reel Ödülü‘nü kazandırdı. Foley, yaşamı boyunca pek çok ödülün ve onursal unvanın sahibi oldu. 1967 yılında ABD’de vefat etti.

Jack Foley ve ekibi çalıştığı 40 yıl boyunca hiçbir zaman hiçbir filmde  ismen görünmedi. İzleyicilerin filmlerde duydukları seslerin gerçeklerden başka bir şey olmadığını fark etmeleri gerekmiyordu. Bu bir sır değildi ancak bu kadar sesin gerçekçi sanılması sinemaya olan ilgiyi artırmaya başlamıştı. Bir filmi baştan sona tüm canlılığı yaşayabilmek izleyicileri cezbediyordu.

Günümüzde Foley sanatçılığı hala var olsa da artık filmlerdeki çoğu sesler bilgisayar programında yapılarak filmlere ekleniyor. Buna rağmen hala daha çoğu ses Jack Foley’in yaptığı gibi kusursuz değil. Hayatını işine adayan ve mesleğini severek yapan bir adamdan aksi beklenemezdi. Jack Foley, oradan oraya sürüklenen ticari bir adam değildi. Foley, ilgi duyduğu şeyin peşinden koşan ve ne olursa olsun en iyisini yapmaya hedefleyen idealist biriydi. 1967’de vefat ettiğinde daima anılacak biri olarak sinemaya izini bıraktı.

KAYNAKÇA: 1, 2, 3, 4, 5,

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here