Kimi zaman empati yeteneğimizi güçlendiren kimi zamansa olaylara çok yönlü bakmamızı sağlayan kötü karakterler, kahramanların her zaman iyi olanlardan çıkmayacağını kanıtlamıştır. Sinema evreninin karanlık yüzünü bizlere sevdiren efsane kötü karakterlerin yarattığı “kötü karakter karizması” onları iyi birer anti kahraman olarak görmemizi sağlar. Savundukları fikirlerle, izleyicinin zihnine işlemiş hareketleriyle veya geçmiş yaşantılarındaki acılarıyla hayranlık uyandıran en karizmatik kötüler aynı listede buluşuyor!

1- Joker (The Dark Knight, 2008)

Kötüler evreninin efsanesi Joker, mükemmel bir anti-kahraman örneği. Normalde “asla yapmam” dediğimiz şeyleri yapan Joker’e bu kadar hayranlık beslememizin sebebi bizden biriymiş gibi hissettirmesi. Birçok “mükemmel” ve “üstün” özelliklere sahip süper kahramanların arasında bizlere gerçekleri sunan Joker, gönüllerdeki yerini her zaman koruyacaktır.

2- Catherine Tramell (Basic Instinct,1992)

Catherine Tramell, diğer kötü karakterlere göre daha az marjinal bir algı yaratsa da listenin en entelektüel karakteri. Hareketleri kesinlikle tahmin edilemeyen ve “eğitilmez” denilecek kadar vahşi bir kadın. Soğukkanlılıkla işlediği cinayetler, zeki anektodları ve zihinlerde oluşturduğu cinsellik algısını izleyeni büyülemek için kullanıyor. Catherine karakteri her yönüyle bir “femme fatale”. Erkekleri soluksuz bırakan dinginliği ve özgüveni onun durdurulamaz bir katil olduğu gerçeğinin önüne geçiyor. Tabii bu karakteri izleyiciye sevdiren en önemli faktör Sharon Stone. Stone ve Catherine karakteri mükemmel bir aktör karakter buluşması gibi!

3- Patrick Bateman (American Psycho, 2000)

Dakik, takıntılı ve işkolik olan Patrick, dışarıdan mükemmel bir iş insanı. Hayatın korkunç rutinini baltalamak isterken, köle olarak sürdürdüğü hayatına farklı bir boyut kazandırarak kendisine farklı bir gerçeklik yaratır. İnsanların ikiyüzlülüğüne ve yüzeysel ilişkilerine tepki göstermek ister. Sabahları işine giderken akşamları öldürmeye giden bu sosyopata bağlanmamızın sebebi aslında içten içe felsefesine hak vermemizdir. Sıkışıp kaldığımız hayatlarımızda özgür olma arzumuzdur. Tam olarak bu nedenle Patrick Bateman izleyenler için bir katil değil, bir kahraman gibidir.

4- Tony Montana (Scarface,1983)

Küstah, kibirli ve şiddete eğimli Tony Montana, sadece gangster dünyasında yer alan öylesine bir mafya değil. Al Pacino gibi eşsiz bir oyuncu tarafından canlandırılmış sinir bozucu derecede sorunlu bir karakter. Ağzından dökülen sokak jargonunun arasında kadınlardan, paradan ve güçten daha fazlası var. Hayatını anlamlandırırken kaybolmuş bir adamın yanlış yollara saparken bile koruduğu dürüstlüğü var. Montana, sadece aşırı özgüvenli korkusuz bir mafya değil. Sorunlarıyla baş edemeyen insanlardan sadece bir tanesi. Mükemmel anlayıştan uzak ve kusurlarıyla sevilen bir kötü karakter. Döneminde sadece alt tabakaya hitap etmesi şeklinde eleştirilse de popüler kültürün etkisiyle kült olmuş filmlerden.

5- Alex DeLarge (A Clockwork Orange,1971)

Saldırgan, vahşi ve yıkıcı Alex‘i efsane kötü karakterlerden biri yapan şey kendisinin içinde yaşadığımız modern topluma getirdiği marjinal bakış açısıdır. O, içinde yer aldığı çetesiyle gerçek bir kötü profilini çizer. İnsanları yaralamaları, terör estirmeleri, gördükleri her şeye saldırmaları ve bunları yaparken tamamen bilinçli olmaları ne kadar irrite edici gözükse de Alex’in geçmişi sanki yaptığı tüm kötülükleri meşru kılar gibidir izleyici için. Onun düşünce yapısını anlamaya başladıkça yaptıklarının sadece bir “hınç” alma isteği olduğunu görürüz. Bu bize antipatik gelmez çünkü bu özellik çocukçadır. Alex’in şiddet içerikli eylemleri bir haz unsuru değildir, aksine sisteme bir başkaldırıdır. Bu nedenle sanki izleyene “senin cesaret edemediğini her ne pahasına olursa olsun yaptım” izlenimini sunar.

6- Jack Torrance (The Shining,1980)

Jack Torrance, her gün omuzunda taşıdığı yükün ağırlığıyla akıl sağlığını kaybetmemeye çalışanlardan biri. Rahatsız edici derecede milliyetçi söylemleri, ırkçı konuşmaları ve savunduğu tüm korkunç ideolojiler nedeniyle tüm film boyunca kanlı bir tablo çizer fakat yine de ona karşı bir tavır takınamayız çünkü filmde yer alan masalsı göndermeler ve Jack’in yaşadığı zaman karmaşası yaptıklarının gerçek olmadığına dair birer ipucudur. Jack’in zihninde olan bu kurmaca veya gerçek -bu tamamiyle izleyenin yorumudur- hepimizin içinde olan insanlığın o korkunç tarafına bir göndermedir. Bu nedenle Jack’e sempati duymamak insan doğasına aykırıymış gibi gelir. Jack, bir Joker veya bir Tony Montana değildir fakat efsane olmuş bir diğer kötü karakterlerden birisidir.

7- Norman Bates (Psycho,1960)

Norman Bates‘i bir kötü karakter olarak bu kadar özel kılan şeylerden biri dış görünüş veya kişilik olarak fazlasıyla normal bir görünüm çizmesi. Bir sosyopatın dışarıdan anlaşılabilir hiçbir özelliği onda yok. Babasının ölümünün ardından yıkılan çocukluğunun yükünü taşımasından dolayı geliştirdiği çarpık davranışlar onun katil olmasına yol açıyor. Fakat Norman izleyici için korkunç bir katil olmaktan öte masum bir çocuk gibi. Kırılganlıklarını ve hüznünü yanlış biçimde yansıtanlardan birisi.

8- Maleficent (Maleficent, 2014)

Çocukluğumuz, Uyuyan Güzel ve benzeri prenseslere karşı derin bir sevgi beslemekle geçti. Tüm cadılar korkunçtu, cezalandırılması gerekiyordu ve prenseslerin ise her zaman korunması şarttı. Maleficent karakteri tüm bu algıları yıkarak prenseslere ve kötüye olan bakış açımızı değiştirdi. Kötü cadının içindeki iyilik duygusunun kırılma anını ve onu “kötü cadı” yapanları görmek Maleficent’a olan sempatiyi arttırdı.

9- Norman Stansfield (Léon,1994)

Gary Oldman‘ın canlandırdığı Norman Stansfield karakteri, 2 saatlik film boyunca sadece 15 dakika kamera karşısında olsa da unutulmayan kötü karakterlerden birisi. Oldman’ın unutulmaz oyunculuğu ve Norman karakterine kazandırdığı o kötü kişiliğin fevri ve absürt hareketleri, bu karaktere karşı sempati beslememize sebep olmuştur.

10- John Doe (Se7en,1995)

John Doe aslında hepimizin gündelik hayatta rahatsız olduğu olaylara karşı tepkili bir seri katil. Ahlaki çöküşe, insanlığın gidişatına ve toplumun yaşananlara karşı umarsızlığına tepkili olan bu adamın anlatmaya çalıştıkları aslında hepimizin gerçekliği. İzleyici olarak bu gerçeklikle yüz yüze gelmek bile John Doe karakterini unutulmaz bir kötü karakter yapıyor. Doe’nun gerçeklerle yüzleşme şekli korkutucu olsa da izleyiciye korkunç bir yoldan ahlaki bir ders verdiği doğru.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here