Beyaz perdede boy göstermiş psikopat karakterlere duyulan ilginin arttığı bir dönem içerisindeyiz. Filmlerin odak noktası haline gelmiş psikopat karakterlerin olduğu filmler, kimi seyirci için rahatsız edici olabiliyorken, kimi seyirci için çok keyifli filmler haline gelebiliyor. Peki biz, gerçek hayatta yüz yüze dahi gelmek istemeyeceğimiz bu karakterleri izlerken neden zevk alıyoruz? Çok basit. İnsan doğası. Doğanın bir parçası olan insanlığın, vahşi olana dönme arzusu kadar normal bir durum olamaz. Sırf bu nedenle vahşi olana özlem duyuyor olma ihtimalimiz, bu soruyu minik de olsa açıklayabiliyor. Yani, şehir insanının vahşiliğe bürünebilmesi; kendi doğasına inebilmesinin en kestirme yolu oluyor denebilir.

”Kanatlı ucube terör estiriyor. Bir de beni görsünler bakalım.”

Tüm bu psikopat karakterler düşünüldüğünde, akıllara ilk gelen örneklerden biri ise tartışmasız Joker. Joker’i neden sevdiğimiz ise biraz karışık bir durum. Çizgi roman dünyasında uzunca bir süre villain olan Joker, ne oldu da bugün, bu denli tutkuyla seviliyor? Beyazperde de görmeye başladıkça Joker’de evrildi, yalnızca kostüm ve karakter sunumu olarak değil. Tim Burton‘ın yönetmenliğindeki Batman (1989) filmi, sinema severler açısından pek iyi anılmasa da Joker’in günümüzdeki algısının temellerini atmış olmasıyla, çok önemli bir yere sahip. Jack Nicholson gibi bir oyuncunun Joker’i canlandırmış olması ve Tim Burton’nın karanlık sinema tarzının Gotham sokaklarına yansımış olması, Joker’in ”villaindan antikahramana geçiş” sürecinin yapı taşlarını oluşturduğunu belirtmeliyiz. Joker’e verdiğin emekler için çok teşekkür ederiz Jack Nicholson. Senin oyunculuğunla atılan bu adım, her zaman çok özel.

Böyle bir listede olması gereken çok fazla karakter olduğunu düşündüğümüzden, listemizin 3 kısımdan oluşacağını en baştan söyleyelim. Joker’in bizdeki yerinin özel olmasından dolayı, her yazının başında, Joker’e hayat vererek akıllara kazınmış 3 aktörden birini anarak ve onlara selam yollayarak başlayacağımız bu serinin ilk bölümüyle, sizleri baş başa bırakalım.

1. Misery (1990)- Annie Wilkes

Misery, Stephen King’in yazdığı aynı adlı romanından uyarlanmış filmlerinden biridir. Filmde ünlü roman yazarı Paul Sheldon (James Caan) geçirdiği bir kaza sonucu gözlerini Annie Wilkes‘in (Kathy Bates) evinde açar. Annie, Paul’un tutkulu hayranlarından birisidir. Elbette bu tutku iyi olayları doğurmaz.

Kathy Bates‘in oyunculuğunun parladığı bu film, seyirciler tarafından hala beğeni topluyor.

2. There Will Be Blood (2007)- Daniel Plainview

Upton Sinclair‘ın Oil! (Petrol!) adlı romanından sinemaya uyarlanan There Will Be Blood filminin başrolünde izleme fırsatı bulduğumuz Daniel Plainview (Daniel Day-Lewis), 1900’lü yılların başlarında ıssız bir bölgede, petrol arama çalışmalarını sürdüren bir şirketin sahibini canlandırıyor.

Daha fazlasına sahip olmak isteyen bu hırslı adamın çevresinde yaşanan olayların anlatıldığı film, döneminde BAFTA, Oscar, Golden Globe gibi ödüllerden hak ettiğini bulabilmiş nadir filmlerden birisidir.

3. Gone Girl (2014)- Amy Dunne

Gillian Flynn‘ın aynı adlı romanından uyarlanan filmin senaristliğini yine Gillian Flynn üstleniyor. David Fincher‘ın yönetmen koltuğuna oturduğu filmde, bir sabah Nick Dunne’nun (Ben Affleck) eşi Amy Dunne’un (Rosamund Pike) aniden ortadan kaybolmasıyla gelişen olaylar anlatılıyor. Zaman geçtikçe Nick tüm şüpheleri üzerine çekmeye başlıyor.

Bütün bu süreçte Amy’nin saklı benliğini ortaya koyan film, sosyal ikiyüzlülüğe değinmesiyle akıllarda yer edinmiş yapımlardan biri olma özelliği taşıyor. Tabii, Fincher’ın başarısı çok büyük.

4. The Silence of the Lambs (1991)- Hannibal Lecter

Bu listenin olmazsa olmaz filmi elbette ki The Silence of the Lambs olacaktır. Genç bir FBI ajanı olan Clarice Starling (Jodie Foster), kadınları hedef alan bir seri katilin peşindedir. Çıkmaza giren Clarice, gözlem altında tutulan ünlü Doktor Hannibal Lecter’dan (Anthony Hopkins) yardım almak zorunda kalır.

Hannibal Lecter karakteri Thomas Harris‘ın Red Dragon adlı romanına ait kurgusal bir karakterdir. Edebiyatın ve sinemanın ilk kanibalizm örneklerinden biri olmasının yanı sıra, en ünlü psikopatlardan biri olarak da kabul edilir.

5. A Clockwork Orange (1971)- Alex DeLarge

İngiliz yazar Anthony Burgess‘ın aynı adlı romanından uyarlanan, yönetmenliğini ve senaristliğini Stanley Kubrick‘in üstlendiği film, zamansız ve evrensel olan konusu sayesinde günümüzde dahi güncelliğinden ödün vermeyen yapımlardan biridir.

A Clockwork Orange özetlemek gerekirse şiddet, suç ve ceza gibi kavramları, bir suçlu ve şiddet bağımlısı olan Alex’in (Malcolm McDowell) gözünden distopik bir şekilde anlatıyor. Elbette söz konusu Kubrick’in yönetmenliği olunca ancak özetleyebiliriz.

6. Seven (1995)-John Doe

Brad Pitt, Morgan Freeman, Kevin Spacey ve Gwyneth Paltrow’un başrolde olduğu 1995 yapımı David Fincher yönetmenliğindeki Se7en filmi, takıntılı halde bir seri katili bulmak isteyen iki dedektifin zoraki de olsa, işbirliği yapmaya başlamasıyla gelişen olayları anlatıyor.

John Doe, yedi ölümcül günahı kendine rehber olarak belirlemiş ve bu ölümcül günahlar çevresinde kurbanlarını seçmiş bir seri katildir. Her bir günah ile özdeşleşen kurbanlar, öldürüldükleri andan itibaren birer performans sanatçısına dönüşür ve ölüm ile gelişen bu sanatsal perspektif katilin fantezi dünyasını oluşturur. Her kurban ölü bedenleri ile ölümcül günahların birini temsil eder ve bu performans ile katilin dünyaya olan mesajını taşırlar. John Doe karakteri birçok kişi için akıllardan çıkmayacak bir karakterdir.

7. Apocalypse Now (1979)-Colonel Walter E. Kurtz

Savaş filmleri denilince akla ilk gelen filmlerden biri olan Apocalyplse Now, usta yönetmen Francis Ford Coppola‘nın âdeta bir başyapıtıdır. Çekimleri on altı ay, kurgu süreci yaklaşık üç yıl sürmüş olan yapım, Joseph Conrad’ın Heart of Darkness romanının bir uyarlamasıdır. Savaş atmosferinin birey üzerindeki yıkıcı etkisini, Kurtz karakterinin dönüşümü üzerinden yansıtan; etkileyiciliğini kaybetmeyen zamansız bir filmdir.

Listemizin ilk bölümü, ağırlıklı olarak romanlardan uyarlanmış psikopat karakterler üzerine kurulu. İzlememiş olduğunuz filmler varsa, Joker tufanının estiği şu günlerde izlemek mükemmel bir tercih olacaktır. ”Ya ben bunları çoktandır biliyorum.” diyorsanız veya ”İzleyip geldim. Başka yok mu?” diyorsanız sonraki bölümlerde görüşmek üzere.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here