Caz müzik, sinemada çoğu zaman karşımıza çıkmıştır. Bazen bize hissettirmeden dekorun bir parçası olarak (bir caz kulübünün ses arka planı), bazen basmakalıp sahnelerde (şehirlerde gece manzaraları, takip sahneleri), bazen ise direkt filmin oyuncuları tarafından seslendirilerek karşımıza çıkıyor. Özellikle 50’li yıllarda sinemada caz müziğinin önemli isimlerinin rol almış olması cazın hem bütün dünyada dinlenmeye başlaması hem de sinemada caz performanslarına yer verilmesi bir akım haline getirmiştir denebilir. Film müziklerinde oldukça sık karşılaşsak da bu yazıda film müziği olmanın yanında oyuncular tarafından sergilenmiş caz performanslarını sizlere sunmaya çalışacağız. Lafı uzatmadan dilerseniz hemen başlayalım!

Gentleman Prefer Blondes (1953)

Marilyn Monroe‘yu yılların unutturamadığı bir ikon haline getiren filmlerden biriyle başlıyoruz. Film Marilyn ile özdeşleşmiş çok fazla replik içermektedir. Örneğin: Meşhur “It’s a Tiara” sahnesinde elmas tacı boynuna takmaya çalışan Lorelei’ın, tacı başına takmayı öğrendikten sonra “I just love finding new places to wear diamonds.” (Elmas takacak yeni yerler bulmayı seviyorum.) veya başka bir sahnede “If a girl spends time worrying about the money she doesn’t have, how will she have any time for love?” (Eğer bir kız zamanını sahip olmadığı para için endişelenerek geçirirse, aşka ayıracak vakti nasıl olur?) gibi sözleri. Başrolü Jane Russel ile paylaştığı filmde, şov kızları Lorelei (MM) ve Dorothy’nin (JR), veya peşlerinde Lorelei’ın nişanlısının babası tarafından kiralanmış bir dedektif ile yaptıkları Paris seyahati konu alınır. Çünkü Lorelei, lüks düşkünü ve elmaslara zaafı olan oldukça güzel bir kadındır ve nişanlısının babası, Lorelei’ın oğluyla serveti için evlenmek istediğini düşünmektedir. Bir sürü muhteşem şovu içinde barındıran müzikalde en ikonik sahne muhtemelen Marilyn Monroe’nun ünlü pembe elbisesiyle dans ederek “Diamonds Are A Girl’s Best Friend”i söylediği sahnedir. Sahne daha sonra Madonna‘nın “Material Girl” şarkısının klibine ilham kaynağı olmuş ve pek çok kez yorumlanmıştır. Özellikle Nicole Kidman‘ın “Moulin Rouge” filmindeki yorumu büyük beğeni toplamıştır.

Hello, Dolly! (1969)

Çöpçatan Dolly Levi’ın, Horace Vandergelder isimli milyonere eş bulmak adına Yonkers’a seyahat etmesi ve birlikte New York’a gelmeleri üzerine karışan olaylar serisini konu alır. Başrollerini Barbra Streisand, Walter Matthau ve Michael Crawford‘ın paylaştığı film 3 dalda Oscar ödülü almıştır. Filmle aynı adı taşıyan şarkı “Hello Dolly”, filmden bağımsız olarak 1963 yılında Louis Armstrong tarafından kaydedilmiş, filmde de kendisi ve Barbra Streisand tarafından seslendirilmiştir. Frank Sinatra tarafından tekrar yorumlanan parçayı Louis Armstrong ilk dinlediğinde çok ruhsuz bulmuş ve seslendirmek istememiştir. Fakat sonrasında The Beatles‘ı zirveden indirerek “Billboard Hot 100”de 1 numaraya ulaşmış ve Armstrong’u zirveye ulaşan en yaşlı sanatçı yapmıştır.

New York, New York (1977)

Efsane yönetmen Martin Scorsese imzalı bir müzikaldir. Film, egoist bir saksafoncu olan Jimmy Doyle (Robert De Niro) ve bir gün spot ışıkları altında şarkı söyleme hayali kuran Francine Evans’ın (Liza Minelli), sahnede yakaladıkları muhteşem uyumu ve aralarında gelişenleri konu alır. Filmle aynı ismi taşıyan ve Frank Sinatra yorumuyla popülerlik kazanmış şarkı “New York New York”un Liza Minelli yorumu, bazıları tarafından Frank Sinatra yorumundan başarılı bulunuyor, takdir sizin.

Blues Brothers (1980)

Tabiri caizse müzikal tarihinin şampiyonlar ligi! James Brown, Cab Calloway, Ray Charles, Aretha Franklin, Steve Cropper, Donald “Duck” Dunn, Willie Hall, Tom Malone, Lou Marini, Matt Murphy gibi efsane isimleri papaz, ikinci el enstrüman satıcısı gibi rollerde kendi eserlerini yorumlarken görebiliyoruz. Filme ismini veren Blues Brothers grubu, başrolleri paylaşan Dan Aykroyd (Elwood Blues) ve John Belushi (“Joliet” Jake Blues) tarafından bir televizyon programının müzikli skeçleri için kurulmuştur. Film, Jake Blues’un hapishaneden şartlı tahliye ile salınmasıyla başlar. Büyüdükleri yetimhaneyi ziyaret eden iki kardeş, binanın vergi borcundan ötürü elden çıkarılacağını öğrenir ve tanrısal bir işaret alarak büyüdükleri yeri kurtarma kararı alırlar. Önceden birlikte çaldıkları grubu birleştirerek tekrar konserlere çıkmaya başlayan grup, bu amaçlarını gerçekleştirmeye çalışırken gizemli bir kadın, polis, Good Old Boys adlı bir western grubu ve Illinois Nazileri tarafından kovalansa da filmin afişinde de yer aldığı üzere asla yakalanmazlar, çünkü Tanrı’dan gelen bir görevi yapmaktadırlar (“They will never get caught. They’re on a mission from God.”). Meşhur takip sahneleri, ince mizah anlayışı ve muhteşem müzikleriyle ünlü olan film zamanında Amerikan sinemasının kendisiyle dalga geçmesi olarak da yorumlanmış ve uzunca bir süre sinema tarihinin en çok araba parçalanan filmi unvanını korumuştur. Filmdeki performanslar arasından seçim yapmaya çalışmak çok zor olsa da favorimiz Cab Calloway’in Minnie The Moocher‘ı seslendiriği sahne diyebiliriz. Ayrıca filmdeki kadronun, filmde yer alan müzikleri seslendirdiği konsere de buradan ulaşabilirsiniz.

Chicago (2002)

1920’lerin Chicago’sunda geçen ve hayatlarındaki erkekleri öldüren iki kadını merkez alan film. 2003 Oscar Ödülleri’nde 13 dalda aday gösterilmiş ve 6 ödül kazanmıştır. Ayrıca en iyi film dalında Oscar alan ilk müzikal olarak da tarihe geçmiştir. Gerek Richard Gere‘in mahkeme salonundaki tap dance sahnesi, gerek hapishanedeki kadınların hikayelerini anlattıkları meşhur “Cell Block Tango”su, gerek Velma (Catherine Zeta-Jones) ve Roxie’nin (Renée Zellweger) final dansı ile akılan çıkmayacak anları barındıran filmden sizler için “All That Jazz” parçasını seçtik. Fakat Queen Latifah tarafından seslendirilen “When You’re Good To Mama” parçasını da kesinlikle tavsiye ediyoruz.

Kaynaklar: 1, 2, 3, 4

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here