90’lı yılların başından itibaren sinemada resim sanatına ve ressamlara olan ilginin artmasıyla birlikte, birçok ünlü ressamın hayatı beyaz perdeye taşındı. Biz de Monet, Van Gogh, Goya, Dali, Modigliani, Pollock, Bruegel, Frida, Egon Schiele gibi çok büyük isimleri sinemada sanatseverlerle buluşturan bu yapımlardan, son yirmi yıl içerisinde öne çıkanları sizler için derledik.

1. Pollock (2000)

Dışavurumculuğa yeni bir boyut getiren çalışmalarıyla sanat tarihine geçen Amerikalı sanatçı Jackson Pollock‘un problemlerle dolu yaşam öyküsü, filmde Pollock’u canlandıran usta oyuncu Ed Harris’in ilk yönetmenlik denemesinin konusunu oluşturuyor.

2. Frida (2002)

Julie Taymor’un yönetmenliğini yaptığı film, sanat tarihinin sıra dışı insanlarından biri olan Frida Kahlo‘nun hayatını anlatıyor. Frida’nın meşhur aşkı, bir kadın düşkünü olan Diego Frida’ya, kendini farklı kadınlarla birlikte olmaktan alıkoyamayacağını ama özünde sadece O’nu seveceğini söylemiş ve Frida tarafından anlayışla karşılanmıştır. Ancak zamanla ilişkileri problemli bir hal almaya başlar.

3. Modigliani (2004)

Çizdiği resimlerin gözlerini boş bırakarak imzasını atan, rakiplerinin aksine resimlerinin satılmasını umursamayan ve zamanın zengin ressamlarının aksine beş parasız yaşayan, sosyetenin övgülerine rağmen onların ruhsuzluğunu yüzlerine en uygunsuz şekilde vurmaktan da geri durmayan fütursuz bir kişilik: Amedeo Clemente Modigliani.

4. Girl With A Pearl Earring (2004)

1665 Hollanda’sında geçen bu filmde, on yedi yaşındaki Griet (Scarlett Johansson) babası bir iş kazasında kör kalınca ailesini geçindirmek için çalışmak zorunda kalır ve ressam Johannes Vermeer‘in (Colin Firth) evinde hizmetçiliğe başlar. Griet, zamanla evli olan ressamın ilgisini çeker. Vermeer, Griet’in yetiştirilme tarzı, eğitim düzeyi ve sosyal konum açısından çok farklı olmasına rağmen, renkler ve ışığı algılama kabiliyetini farkederek onu resimlerinin gizemli dünyasına çeker. Bu ortak yönlerinden dolayı aralarındaki hizmetçi-efendi ilişkisi yerini yakınlaşmaya bırakır.

5. Goya’s Ghost (2006)

1792’de İspanya; Katolik Kilisesi’nin en güçlü olduğu dönem… Goya (Stellan Skarsgrad), ülkenin en ünlü ressamıdır. Goya’nın genç ve güzel ilham perisi Ines’in (Natalie Portman) Engizisyon mahkemesinin arkasındaki güçlü bir rahip tarafından toplumsal değerlere aykırı davranış ile suçlanması, büyük bir skandal yaratır. Güzel model Ines, haksız yere Engizisyon mahkemesi tarafından mahkum edilip işkence görünce, Goya’nın eski dostu rahip Lorenzo (Javier Bardem) ile olan dostluğu sınanır. Goya, Lorenzo’ya Ines’in hayatının bağışlanması için yalvarır. Fakat Lorenzo gücün peşindedir ve Engizisyon’un arkasındaki asıl güçlerin başıdır. Ines hapse atılır, işkence görür ve ölüme terk edilir.
20 yıla yakın bir süre geçer. Goya, yaratıcılığının doruğuna ulaşmıştır ama artık sağırdır ve akıl sağlığı yerinde değildir. Goya, Ines ve Lorenzo tekrar bir araya gelir ve yıllarca saklanan sırlar ortaya çıkar.

6. Nightwatching (2007)

Film, 1642 yılını Rembrandt van Rijn‘in hayatının dönüm noktası yapan, onu varlıklı ve ünlü bir sanatçıyken gözden düşmüş yoksul birine dönüştüren, ressamı hem o yapan hem de mahvolmasına sebep olan “Gece Bekçisi” tablosundaki hain suikast komplosunu, meşhur Hollandalı ressam ve kadınlarını anlatıyor.

7. Rembrandt’s J’accuse (2008)

2008’de festivalde gösterilen müthiş cinayet filmi Gece Bekçisi’nde Rembrandt’ın Gece Bekçisi tablosunu inceleyen Greenaway, 2009’da vizörünü yeniden bu tabloya yönelttiği belgesel çalışmayla beyaz perdeye geri dönüyor; ekrandaki kutudan film boyunca seyirciye seslenerek hem tur rehberliği hem de dedektiflik yapıyor, canlandırma sahneler ve bölünmüş ekran görüntüleriyle tarihi inceliyor, tuvalin içindeki ve arkasındaki komployu, başka deyişle bir cinayeti, sebeplerini, işbirlikçilerini, katilleri, ipuçlarını ve yol açtıklarını gün ışığına çıkarıyor. Film, Rembrandt‘ın hem dedektif hem suçlayan, hem savcı hem de hakim rolünü üstlendiği bir çeşit olay yeri incelemesi.

8. Little Ashes (2008)

1922’de Madrid; göreneksel değerlerin, caz, Freud ve yenilikçiliğin tehlikeli etkileri arasında bir meydan okuma savaşı. Salvador Dali (Robert Pattinson), büyük bir sanatçı olma tutkusuyla 18 yaşında üniversiteye girmiştir. Onun utangaçlığının ve şahlanmış göstermeciliğinin garip harmanı, üniversitede sosyal tabakadan iki kişinin dikkatini çekmiştir; Federico García Lorca ve Luis Buñuel. Film, bu üçlünün gençlik dönemlerini, dostluklarını, farklı yönden ilişkilerini ve kendi dallarında bir ressam, bir şair ve bir yönetmen olarak yükselişlerini konu almaktadır.

9. The Mill And The Cross (2011)

Filmde Bruegel‘in ünlü tablosu The Procession to Calvary‘de tasvir edilen karakterlerden 12 tanesine odaklanılıyor ve Hz. İsa’nın çarmıha gerilme temasıyla İspanyol paralı askerlerin Flaman topraklarını işgali iç içe geçiyor.

10. Renoir (2012)

1915 yılında, Cote d’Azur bölgesindeyiz. Burada yaşamakta olan ünlü ressam Auguste Renoir, karısının ölümüyle acılara teslim olmuştur. Hayatı beklentisiz bir şekilde, yalnızca yaşamak için yaşamakta olan ünlü ressam, Andree isimli güzeller güzeli bir genç kadının hayatına girmesiyle yeni bir mucizeye tanık olur. Gençliğinin en güzel döneminde olan Andrée, ressamın yeni modeli olur ve ona sadece sanat anlamında değil, hayati olarak da ilham ve enerji aşılamaya başlar. Tam da bu sırada, savaşın sürmekte olduğu sınır cephesinde yaralanan oğlu Jean, babasının yanına, aile evine geri döner. Karşılaştığı şey karşısında büyülenmesi çok zaman almaz. Andrée, genç Renoir’yı da kendine hayran bırakmıştır. Bu, ünlü Fransız yönetmen Jean Renoir’nın sinemaya atılma hikayesinin başladığı yerdir.

11. Marie Krøyer (2012)

Bir dönemin en ilgi uyandıran çiftlerinden biri olan P.S. ve Marie Kroyer‘in yaşam öyküsünü konu alan Danimarka yapımı bir film. 20. yüzyılın başlarında P.S. Kroyer (Søren Sætter-Lassen), Danimarka’nın en ünlü ressamıdır. Fiyatı ne olursa olsun, ülkenin tüm önemli isimleri ona resim yaptırabilmek için sıraya girmektedir. Avrupa’nın en güzel kadını olarak bilinen Marie (Birgitte Hjort Sørensen) ile evlenir. Kroyer çifti, bir süre sonra Vikebe adında bir kız çocuğuna sahip olur. Görünüşte muhteşem bir hayata sahip olan Kroyer’lerin kapalı kapılar ardında yüzleştikleri gerçekler ise bambaşkadır.

12. Loving Vincent (2017)

Ünlü Hollandalı ressam Vincent van Gogh‘un ölümünün üzerinden 1 yıl geçmiştir. Postacı Roulin, ressamın kardeşi Theo‘ya gönderdiği ancak bir türlü yerine ulaşamayan mektubu elden vermesi için oğlu Armand’ı Auvers-sur-Oise‘a gönderir. Armand, bu görevi pek istemese de kabul ederek söz konusu kasabaya gider. Ancak Theo da vefat etmiştir ve mektubu Van Gogh’un dostu Dr. Gachet‘ye vermesi gerekir. Doktorla görüşebileceği anı beklerken kasaba halkından birçok kişiyle tanışan Armand, ressamın sanatının esin kaynaklarına ve ölümüne giden sürece dair çok şey öğrenir.
Loving Vincent filmi, 115 ressamın tek tek yaptığı 65,000 kare yağlı boya tablonun birleştirilmesiyle gerçekleşti.

13. Van Gogh: Eternity’s Gate (2018)

Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında, Vincent van Gogh’un Arles’teki son zamanlarını konu ediyor. Ünlü ressamın hayatının ele alındığı filmde, Van Gogh’u William Dafoe canlandırıyor. Van Gogh’un hayatının bilinmeyenlerinin anlatıldığı yapımın yönetmen koltuğunda Julian Schnabel oturuyor. Senaryosunu yönetmen Schnabel ve Jean-Claude Carrière’nin birlikte kaleme aldığı biyografik yapımın oyuncu kadrosunda Oscar Isaac, Rupert Friend, Mads Mikkelsen gibi isimler yer alıyor.

 

Kaynak: 1
Dücane Cündioğlu. Sinema ve Felsefe. (2012). İstanbul: Kapı Yayınları.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here