Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
3

2 Temmuz 1961’den bu yana tam olarak 57 yıl oldu. 57 yıl önce bugün Amerikan edebiyatının en değerli kalemlerinden biri olan Ernest Hemingway, evindeki av tüfeğiyle yaşamına son verdi. Gerekçesi ise bedensel ve ruhsal sağlığının bozulması üzerine artık yazamadığı ve avalanamadığı, dolayısıyla bir işe yaramadığını düşünmesiydi. Belki de “insan yok edilebilir ama yenilemez” derken anlatmak istediği gibi, kendini yok ederek yenilmeyi reddetti. Biz de onu anmak adına, yaşamının belirli dönemlerine ışık tutan yapımları aradaki boşlukları doldurarak listelemek istedik. Dilerseniz hemen başlayalım!

1899 yılında ABD’nin Illionis eyaletinde dünyaya geldi. Çocukluk yıllarını annesinden çello çalmayı öğrenerek ve avcılık, balıkçılık, kampçılık gibi doğa sporlarıyla uğraşarak geçirdi. Lisenin ardından üniversiteye devam etmeyerek bir gazetede çalışmaya başladı. O sırada ABD’nin, Avrupa’da devam eden I.Dünya Savaşı’na karşı tarafsız tutumundan vazgeçmesi üzerine orduya katılmak istedi ancak göz bozukluğu nedeniyle kabul edilmedi. Kızılhaç’a katılarak ambulans şoförü göreviyle Paris’e gitti. 1918’de iki İtalyan askere yardım ederken yakınında patlayan bir topla ağır yaralandı. Başka bir askeri taşırken de bacaklarından yaralanması üzerine İtalya hükumetince kahraman ilan edilerek Gümüş Madalya ile onurlandırıldı. Olay sonrasında Milano’da tedavisi sürerken hemşire Agnes von Kurowsky‘ye aşık oldu. Fakat Amerika’ya birlikte dönüp evlenmeyi planlarken terk edildi. Hikaye size nereden tanıdık geldi? Tabii ki yıllar sonra yazacağı “Silahlara Veda” romanından. Amerika’ya dönüp Hadley Richardson ile evlendikten sonra Daily Star gazetesinde çalışmak üzere Paris’e taşındı. Burada F. Scott Fitzgerald, Gertrude Stein, Ezra Pound, James Joyce gibi isimlerle tanıştı. Bu da bizi ilk filmimize yönlendiriyor.

1) Midnight In Paris.

2011 yapımı Oscar ödüllü film, doğrudan Hemingway’in çevresine kurulmuş olmasa da Papa‘yı Woody Allen‘ın gözünden görmek oldukça keyifli. Filmde Woody Allen bizi 1920’lerin Paris’ine götürüyor, saydığımız isimlerin partilerine sokuyor, ana karakterimiz Gil’e Hemingway’den yazarlık tavsiyeleri aldırtıyor. Bulunduğu zamana ait hissetmeyenler, altın çağ arayışında olanlar ve Paris sokaklarında yürümenin nasıl bir his olduğunu merak edenlere şiddetle tavsiye ediyoruz. Müzikleri, görüntüleri, konusu, kısacası atmosferiyle bize çok renkli zaman geçirten Allen’a teşekkür ediyor ve devam ediyoruz.

Yönetmen: Woody Allen

Oyuncular: Owen Wilson, Rachel McAdams, Marion Cotillard

IMDb: 7,7

1922’de savaş muhabiri göreviyle İstanbul’a geldi ve 1 ay kadar Pera Palace’ta kaldı. Bu dönemi yakından incelemek isteyenlere “İşgal İstanbul’u ve İki Dünya Savaşı’ndan Mektuplar”ı okumalarını önerebiliriz. 1923’te “Üç Öykü ve 10 Şiir”, 1926’da “Güneş de Doğar” kitapları yayımlandı. Böylece kariyerinin en parlak zamanları da başlamış oldu. Özel hayatında ise iki kadına birden aşık olmak gibi bir problem yaşıyordu. Bir yanda kendisini 3 yıl önce ilk kez baba yapmış ve kendisinden 8 yaş büyük olan eşi Hadley Richardson, diğer tarafta ise ilişkisinin devam ettiği gazeteci Pauline Pfeiffer vardı. 1931 yılında babasının intihar etmesiyle derinden sarsılan Hemingway’in o dönemde Pauline’den iki oğlu olmuştu. Yazı yazmaktan uzaklaştı, zamanını evde oğullarıyla ilgilenerek, avcılık ve balıkçılıkla uğraşarak ve sık sık alkol alarak geçirmeye başladı. 1936 yılında savaş muhabiri Martha Gellhorn‘la tanıştı. İspanya İç Savaşı‘nın gölgesinde doğan bu aşk da bizi ikinci filmimize yönlendiriyor.

2) Hemingway & Gellhorn:

Film, Martha Gellhorn ile Hemingway’in bir barda tanışması ile başlıyor. Martha Gellhorn’un Hemingway’e duyduğu hayranlığına, Hemingway’in yazış tarzının onun üzerindeki etkilerine değiniyor. Biyografiden çok romantik film olarak kabul edebiliriz ancak ikilinin ilişkisini, evliliklerini, ayrılıklarını ve “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” romanına konu olan İspanya İç Savaşı’nı keyifli bir şekilde yakından gözlemleme olanağı sunuyor bizlere. Nicole Kidman da Clive Owen da görüntü olarak oldukça yerinde seçimler olmuş. Ayrıca film boyu “Ay Carmela” duymak oldukça hoş.

Yönetmen: Philip Kaufman

Oyuncular: Nicole Kidman, Clive Owen

IMDb: 6,3

Nicole Kidman and Clive Owen in Hemingway & Gellhorn (2012)

Çin’e savaş muhabirliği göreviyle giden eşine eşlik etti ve çift sonra tekrar Küba’ya yerleşti. Ancak 1944’te tekrar savaş muhabirliği göreviyle Avrupa’ya gitti. Bu dönemde Hemingway, Amerikan 5. Piyade tümenine bağlı olarak gazetecilik yaparken bir askeri grubu yönetti ve Cenevre Sözleşmesi’ne aykırı davrandığı gerekçesiyle askeri mahkemede yargılandı. Martha Gellhorn ile uzun süre ayrı kaldıkları ve evlilik içinde ciddi sorunlar yaşadıkları sırada Londra’ya giden Hemingway, Times muhabiri Mary Welsh ile tanıştı. Çift, 1946’da evlenerek Küba’ya taşındı. Hemingway, zamanını sık sık balık tutarak ve avlanarak geçiriyordu. Bu günlerini kağıda döktüğü “Yaşlı Adam ve Deniz” romanı, 1953’te Pulitzer, 1954’te Nobel Edebiyat Ödülü‘nü beraberinde getirdi. Sonrasında geçirdiği uçak kazası, anılarını kaleme almaya girişmesi ve aşırı alkol, fiziksel ve ruhsal sağlığını kötü etkiledi. Üçüncü filmimiz ise bu dönemi konu alıyor.

3) Papa Hemingway In Cuba

Film, Denne Bart Petitclerc‘in hayat hikayesini konu alıyor ve senaryo da bizzat kendisi tarafından yazılmış. Filmde Ed Myers karakteriyle yer alan Denne Bart Petitclerc kim derseniz kendisi, idol olarak gördüğü Hemingway’e yazdığı bir hayran mektubuna cevap bulmasıyla Küba’ya giderek Hemingway ile tanışmış ve arkadaşı olmuş bir gazeteci. Filmde, yazarın kendini yavaş yavaş işe yaramaz hissetmeye başladığı sancılı dönem ve Küba’daki rejim değişikliği sürecine ışık tutuluyor.

Yönetmen: Bob Yari

Oyuncular: Giovanni Ribisi, Adrian Sparks, Joely Richardson

IMDb: 6,3

Durumun iyice kötüye gitmesiyle eşi ve dostları tarafından psikiyatri kliniğine yatırıldı. Elektro şok tedavisi gördükten iki gün sonra ise, başta belirttiğimiz gibi av tüfeğiyle kendini öldürdü.

Eserlerinin sinema uyarlamaları:

A Farewell to Arms (Frank Borzage, 1932)
For Whom the Bell Tolls (Sam Wood, 1943)
To Have and Have Not (Howard Hawks, 1944)
The Killers (Robert Siodmak, 1946)
The Macomber Affair (Zoltan Korda, 1947)
The Breaking Point (Michael Curtiz, 1950)
Under My Skin (Jean Negulesco, 1950)
The Snows of Kilimanjaro (Henry King, 1952)
The Sun Also Rises (Henry King, 1957)
A Farewell to Arms (Charles Vidor ve John Huston, 1957)
The Old Man and the Sea (John Sturges, 1958)
The Gun Runners (Don Siegel, 1958)
The Killers (Don Siegel, 1964)
For Whom the Bell Tolls (Rex Tucker, 1965)
My Old Man (John Erman, 1979)
The Sun Also Rises (James Goldstone, 1984)
Best of Friends (Ron Satlof, 1981)
The Old Man and the Sea (Jud Taylor, 1990)
Women and Men: Stories of Seduction (Tony Richardson, 1990)
The Old Man and the Sea (Aleksandr Petrov, 1999)
A Clean, Well-Lighted Place (Joe Ciaravino, 2008)
Gifts Like White Elephants (Benjamin Garst,2008)

Kaynaklar: 1, 2, 3, 4, 5

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
3

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here