Sidney Lumet‘in yönettiği 1957 yapımı 12 Angry Men, Amerikan hukuk sisteminin bir parçası olan jürilik kavramı üzerinden ön yargıyı konu alan bir drama filmidir. Başrolünde Oscar ödüllü oyuncu Henry Fonda‘yı asi ve şüpheci bir karakterle gördüğümüz filmde, Jack Klugman ve Ed Begley gibi ödüllü oyuncular da yer alıyor. Suç, yargılama, öfke, kin ve determinizm gibi kavramların üzerinde duran film, Reginald Rose’un aynı adlı oyunundan uyarlanmıştır. BAFTA ve Edgar ödüllerinde çeşitli dallarda ödül alan 12 Angry Men, suç psikolojisi ve azınlık etkisi gibi psikolojik konulara ışık tutmuş, insan psikolojisine eleştirel yaklaşmıştır.

Amerikan sinemasının zirve yaptığı 50’li yıllarda ses getirmiş olan 12 Angry Men, Hollywood filmlerinden konusu ve çekimleri itibariyle farklılaşıyor. Dönemin ses getiren yıldızlarının cazibesiden arınmış, aşk, şöhret ve para gibi yüzeysel konuların dışına çıkmış bu film, Hollywood klişelerinin görülmediği nadir yapımlardan biri. Sidney Lumet’in ilk filminde böylesine derinlikli ve özel bir filmi çekebilmiş olması hayranlık uyandırıcı aslında.

12 Angry Men’de Uymama ve Azınlık Etkisi

Babasını bir tartışma sonucu öldürdüğü iddia edilen on sekiz yaşında bir çocuğun, on iki kişilik jüri tarafından yargılandığı bu filmde çoğunluğun etkisinin olduğu gibi azınlığın da aynı derecede bir etkisi olabileceğini gözlemler izleyici. İnsanların çoğunluğa uyum sağlama eğilimlerini eleştiren 12 Angry Men, sosyal psikolojinin bir çok konusuna değiniyor. Asch’ın Çizgiler Deneyi (çoğunluk yanlış cevabı veriyor diye doğrusunu bilen katılımcının da onlara uymak amacıyla yanlış cevap vermesi), Milgram’ın İtaat Deneyi (yüksek konumda olan kişilerin emirlerine uyma eğilimi) gibi deneyler çoğunluğun veya güçlü bir figürün görüşünün grup üzerinde etkili olduğunu destekler. Filmin ilk başında da bunu görüyoruz. Daha önce jürilik yapmış deneyimli kişilerin çocuğun babasını öldürmüş olmasından başka hiçbir seçeneği değerlendirmemesi ve daha önce jürilik yaptıklarını vurgulamaları diğer jüri üyelerini etkilemiştir. Deneyimli ve güçlü adamların fikirleri filmin ilk 20 dakikasında hakimdir. Fakat geri kalan dakikalarında azınlığın nasıl çoğunluğa dönüştüğünü görmek mümkün.

Moscovici‘ye göre azınlık, sosyal çerçevede çoğunluktan farklı bir görüşü savunanlardır. Azınlık Etkisi (Minority Social Influence), azınlık grubundan bir bireyin fikirlerini çoğunluğa aktarabilmesiyle oluşur. Fonda’nın canlandırdığı Jüri 8 (Davis), azınlık görüşünü benimseyen ve çoğunluğu etkileyen figür olacaktır. Yapılan oylamada çocuğun suçsuz olduğunu düşünen tek jüri üyesi olarak tartışmayı başlatacaktır. Tartışma devam ettikçe jürilerin terlemesi, klimanın bozulması ve herkes aynı fikri benimseyene kadar klimanın düzelmemesi, yönetmenin yapmış olduğu mecazi bir yorumdur.

Azınlık Çoğunluğu Nasıl Etkiler?

Moskovici’ye göre “tutarlılık” azınlığın çoğunluğu etkilemesindeki en büyük etkendir. Tutarlılık, iyi tanımlanmış, aynı cevap tarzının tekrarlanması ve azınlık pozisyonunun mantıksal tutarlılığıdır. Bir ifadenin ısrarlı tekrarı, çelişkili davranışların görülmemesi, sonuna kadar mantıklı delillerin savunulması (1) azınlığı çoğunluğa çeviren nedenlerdir.

Davis (Jüri 8)aslında gerçek bir dayanağı olmayan fakat ön yargıları nedeniyle yoksul mahallelerden gelen bir çocuğun cezalandırılmasını isteyen bir grup adamla üstün bir sabırla ve akılcılıkla savaş veriyor. İlk başta saldırgan bulunan bu adamın delilleri bir bir çürütmesi, kararlılığından dönmemesi ve izleyiciye ve geri kalan 11 erkeğe “Siz olsaydınız ne yapardınız?” sorusunu sorması şüpheleri doruğa çıkarıyor. Simsiyah giyinen jüri üyelerinin arasında tek beyaz giyinen kişinin Davis olması, filmde yer alan diğer ipuçlarından birisi. İzleyici ilk andan itibaren Davis’in diğerleri gibi olmadığını anlayabiliyor. Yoksul mahallelerin içinde sefalet ve şiddetle savaşan bu çocuğun yerinin hapis olmadığını geri kalanlara anlatmayı başarıyor.

Tamamı tek bir odada ve 12 kişiyle geçen bu filmde çatışmanın bireyler aracılığıyla sağlanması ne kadar durağan gibi gözükse de mücadelenin sonlara doğru hızla artan temposu izleyiciyi filme kenetleyen bir diğer özelliklerinden. Ayrıca suçlanan çocuğun Latin Amerikalı olması, jüri üyelerinin tamamının beyaz erkeklerden oluşması da o döneme ve adalet sistemine dair bir eleştiri niteliğinde.

Film on bir adamın da çocuğu suçlu bulmasıyla başlar ve on ikisininde suçsuz bulmasıyla sonlanır. Böylece 8. jüri sayesinde yoksul bir çocuk için adalet yerini bulmuş olur.

İyi seyirler!

Kaynak: 1

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here