Girl, Interrupted, Susanna Kansey tarafından yazılmış olan aynı isimli roman üzerinden çekilen dram/biyografi filmidir. Roman, ana karakter Susanna Kansey’in, psikiyatri hastanesine geçen anılarından oluşmaktadır. James Mangold‘ın yönetmen koltuğuna oturduğu filmin başrollerini; Winona Ryder ve Angelina Jolie paylaşıyor. Angelina Jolie’ye ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ Oscar’ı kazandırmış olan filmde, Jared Leto, Brittany Murphy ve Elisabeth Moss gibi yetenekli oyuncular da rol alıyor.

Girl, Interrupted, izleyiciye dram, öfke ve hüzün gibi bir çok duyguyu aşılamayı başarmış ve izleyiciyi iç hesaplaşmaya sürüklemiş filmlerden birisi. Konusunun merkezine akıl hastalıklarını yerleştiren filmin en büyük tartışma konularından biri, mental rahatsızlıkları ne kadar doğru ve gerçekçi ele alabildiği. Film ve uyarlandığı kitap, Borderline Kişilik Bozukluğu’na sahip olan Susanne’ın bakış açısıyla işlendiği için bu tartışmanın kesin bir cevabı olması olanaksız. Hali hazırda ilaçlarla ve hastalığıyla boğuşan genç kadının anılarına doğru ve gerçek olanın yansımamış olması muhtemel. Buna rağmen oyunculuklar ve yönetmenin rahatsızlıkları aktarma şekli gayet başarılı.

Bir Delinin Hatıra Defteri: Susanne

Susanne, tam olarak da “Bir Delinin Hatıra Defteri” düşüncesiyle yola çıkmış ve zihnindekileri yazarak boşaltmaya çalışan genç bir kız. Aşırı alkol kullanımından hastaneye yatırılan Susanne’ın, kendini keşfetme süreci bu hapishaneye benzer psikiyatri kliniğine kapatılmasıyla hız kazanıyor. İntihara meyilli ve sürekli günlük ilişkiler yaşayan bu genç kıza, Borderline Kişilik Bozukluğu teşhisi konulmasıyla sessizlik, hüzün ve biraz da delilik içeren 18 aylık serüveni başlıyor.

Susanne’ın sahip olduğu Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB), genç erişkinlik döneminde başlayan, aşırı dürtüsellik, duygulanımda ve kişiler arası ilişkilerde dengesizlik, benlik algısında yetersizlik ve terk edilmeye karşı aşırı hassasiyet ile karakterize bir sendromdur. Belirtilerinin arasında yineleyici intihar davranışları, terk edilmekten kaçınmak için çılgınca çaba gösterme, tutarsız ve gergin ilişkilerin yanı sıra madde kullanımı veya cinsellik gibi kendine kötülüğü dokunacak davranışlar sergilemesi bu rahatsızlığa sahip olunduğunu kanıtlayan belli başlı özellikleridir.

Borderline Kişilik Bozukluğu’nun özelliklerinin (DSM 5) bir kaçını filmde gözlemleme şansı buluyoruz izleyici olarak. Öncelikle Susanne’ın, alkolle beraber ilaç alarak intihar etmeye çalışmış olması ve vücuduna zarar vermiş olması (kesikler, çürükler ve yaralar şeklinde) bu rahatsızlığın özelliklerinden biri.

Filmde gözlemleyebileceğimiz bir diğer önemli kanıt ise, Susanne’ın terk edilme hissinden kaçmak için tehlike oluşturacak ilişkilerde bulunmuş olması. Susanne’ın ortaokuldaki öğretmenlerinden biriyle ve mezuniyetinde pek tanımadığı bir adamla yaşadığı yasadışı cinsel ilişki, onun zihninden çıkmayan iki önemli anıydı. İki durumda da kendini tehlikeye düşürecek şekilde cinsel ilişiki yaşıyordu fakat terk edilme korkusu o kadar baskındı ki tehlikeyi düşünmüyordu bile.

Bu korkusunu bastırmak ve içinde yaşadığı (ilişkilere ve duygulara dair) boşluğu doldurmak için doğru olmadığını bildiği şeyler yapması, bu rahatsızlığına dair bir diğer kanıt olabilir. Lisa (Jolie) ile birlikte -“saçma bir fikir” olduğunu bildiği halde- hastaneden kaçması ve arkadaşlarını ziyaret etmeye gitme fikri çevredeki insanlar ve kendileri için tehlikeliydi ama bu ikisini de durdurmadı.

Manüpülatif, Saldırgan ve Doyumsuz: Lisa

Lisa, Susanne’ın hastanede en çok etkilendiği hastalardan birisidir. Onun fırtınasına kapılıp giderken söylediği her şeyi yapma ve ona kendini kabul ettirme eğilimi gösterir. Susanne’ın gösterdiği bu eğilim ve Lisa’ya olan bağlılığı, Borderline Kişilik Bozukluğu’nun ilişkilerine olan yansımasıdır.

Antisosyal Kişilik Bozukluğu teşhisiyle hastanede yatan Lisa, eğitilmez vahşi bir kaplan gibidir. Hırsızlık yapar, saldırgandır, insanları kışkırtmayı ve onları zevk için öfkelendirerek küçük düşürmeyi sever ve son derece umursamazdır. Yaptığı hareketlerin sonucunu görür fakat bu onu durduramaz.

Antisosyal Kişilik Bozukluğubaşkalarına aldırış etmeme ve toplum kurallarına uymama ile ifade edilen sorumsuz ve agresif davranışlarla tanımlanır. Bu bozukluğu olan insanlar sıklıkla ciddi suçlar işler ve davranışları için pişmanlık duymazlar. 

Lisa karakterinde, bu kişilik bozukluğunu başarılı bir şekilde gözlemleme imkanı buluruz. Lisa, yakın ilişkilerinde sömürücü ve sorumsuzdur. Susanne ile olan ilişkisinde onun sabrını ve kendisine olan sevgisini yok etmeye çalışarak, Susanne’ın öz saygısını zedelemeyi amaçlar. Hırsızlık yapmayı ve zorbalığı Susanne’ın zihnine kazımaya çalışır. Bu manipülatif hareketleriyle Susanne’ı da etkisi altına alarak yaptıklarını meşru kılmaya çabalar. Bu çabası haklı çıkma çabası değildir, sadece Susanne’a zorla yaptırdığı şeylerin gülünçlüğünden keyif alır.

Susanne’ın yanı sıra, hastanedeki çoğu hastayı dalga geçercesine aşağılar. Bir sahnede Lisa, hastaneden sonunda çıkmayı hak kazanmış Daisy adındaki Obsesif Kompulsif Bozukluğa sahip olan arkadaşına, babasıyla yaşadığı ilişkisini yüzüne vurur. İntihar etmek istemediğini, sırf  “babacığının” ilgisini kazanmak ve onunla ilişkiye girmek için hastanede yattığını fakat onun hastalığının çözümü olmadığını söyler. Tartışmalarının ardından Daisy’i intihar etmiş olarak bulan Lisa, sadece güler ve Daisy’nin cansız bedeninin cebinden parayı alır. Sadece bu sahne bile sosyopatlık kavramının Lisa karakterine ne denli yapıştığını gösterir.

Filmi izlemeyenler için sadece 3 dakika sürecek ve nefes dahi aldırmayacak olan o meşhur sahne.

 

Kaynak 1 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here