The Prestige, Inception ve Insomnia gibi sürpriz sonlu ve zihin kurcalayıcı filmlerin yönetmeni Christopher Nolan‘ın yazıp yönettiği Memento, bir tür bellek bozukluğuna sahip olan bir adamın, öldürülen eşinin intikamını alma hikayesini anlatıyor. Bu adamın ızdırabının ve bilmecelerle dolu yaşamının anlatıldığı filmin oyuncu kadrosunda; Guy Pearce, Carrie-Anne Moss ve Joe Pantoliano yer alıyor.

Döneminde çok konuşulan ve beğenilen filmin başı, gittikçe soluklaşan bir polaroid fotoğrafla başlıyor. Zamanın akışının geriye doğru ilerlediğini anlayan izleyicinin ilk gördüğü sahne; bir adamın ölmemek için yalvarışı. Daha ilk sahneden izleyiciyi yakalamayı başaran filmin ana karakteri Leonard Shelby‘i, Al Pacino misali takım elbisesi, son model Jaguar’ı ve bagajına doldurduğu nakit parayla tanıyoruz. İzleyici olarak dışarıdan görünen bu çarpıcı hayatın içine girdikçe, aslında Leonard’ın nasıl bir ızdırabın içinde yaşadığını anlamaya başlıyoruz.

Leonard’ın kafatasına aldığı darbe nedeniyle kısa süreli anılarını bellekte toplayamamasına sebep olan rahatsızlığı, filmin başrolünde yer alıyor. Tüm film boyunca kendinin ve önceki yaşantısının bilincinde olan, geçmişe dair berrak hatıralara sahip bir adamın, sadece on beş dakika gibi kısa bir süre içerisinde yaşadığı her şeyi unutması inanılır gibi gelmiyor. Nolan, filmde bu rahatsızlığı izleyicilere felsefi bir bakış açısı kazandırmak için kullanmış. Zihnimize duyduğumuz güveni sarsmak, zamanın insanlar tarafından yaratılmış bir konsept olduğunu vurgulamak ve insanı insan yapan anılarının bile ne kadar kaygan bir zeminde durduğuna dair göndermeler yapmayı amaçlamış.

Memento ve Bellek Kaybı

Filmin kurgusal ve felsefi yanının yanı sıra işin bir de psikolojik ve nörolojik boyutu devreye giriyor. Memento’nun merkezinde yer alan rahatsızlık, amnezi olarak adlandırılan “bellek yitimi”nin farklı bir türü. Leonard’ın amnestik bir kişi olduğunu, bizzat kendi deneyimi ve anılarından oluşan olayları unutmasından anlayabiliyoruz. Fakat Leonard’ın durumu sıkça rastlanan sınırlı amneziden farklı. Sınırlı amnezide, bir kaç saat veya gün içinde yaşanan kısa süreli olayların hatırlanamaması durumu gerçekleşir. Leonard’ın sahip olduğu ise anterograd amnezidir. Bu amneziye sahip kişiler, önceki bilgileri hatırlasalar da yeni bilgileri hatırlayamazlar. Leonard’ın kafa travmasından önceki hayatını ve kişiliğini hala hatırlıyor olması fakat on beş dakika gibi kısa süreli bellek kaybı yaşaması, bu amnezi türüne bir örnek olabilir.

Filmde Leonard’ın, Sammy Jankis ve kocası olarak adlandırdığı bir çift var. Sammy’nin eşinin, bir kaza sonucu kısa süreli bellek kayıpları yaşamasını kendiyle bağdaştıran Leonard, aslında kendi rahatsızlığından bahseder. Filmde, Bay Jankis kim olduğunu, geçmiş yaşantısını, eşini ve gündelik yaşamda yaptığı her şeyi hatırlıyordur. Fakat kazadan sonra geçirdiği travma nedeniyle, kısa süreli anılarının hiçbirini uzun süreli belleğe aktaramıyordur. Kısa süreli bellekteki bilgiler, normalde tekrarlanarak, ezberlenerek veya bir süre kullanılarak uzun belleğe atılabilir. Kısa süreli bilgiler ise kullanılır -akılda tutulmuş bir telefon numarasını aramak ve aramadan sonra numarayı unutmak gibi- ve sonra unutulur. Bilimsel terimlere, kortekse nöronlar sayesinde bilgi iletilir ve hippocampusa kadar yol alır. Eğer bilgi tekrarlanırsa veya öğrenilirse kortekste depolanır ve daha kalıcı bir bilgi haline gelir. Nolan’ın felsefi yaklaşımının ardındaki rahatsızlık, en basit anlatımıyla bu denebilir.

Filmin kurgusu ve işleyişi aynı amnezi gibi. Olayların işlenişi, sahnelerin takip edilmesini zorlaştırıyor ve yaşanan olayları ve karakterlerin gerçekten kim olduğunu sürekli “unutmak” zorunda kalıyorsunuz. Fakat filmin en çarpıcı repliklerinden biri, aslında filmin nasıl biteceğini ve nasıl başladığını söylüyor:

“Hafıza bir odanın şeklini, bir arabanın rengini değiştirebilir. Anılar saptırabilir. Bunlar yorum, kayıt değil, gerçekler elindeyse bunlar önemsiz.”

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here