Sinema 1895’ten beri duygu ve düşünceleri direkt ya da mecaz yoluyla aktarmak, görmezden gelinen konulara dikkat çekmek, toplumu ve ideolojileri eleştirmek gibi amaçlarla çeşitli sınıflandırmalar çerçevesinde varlığını sürdürmekte. Her sanat dalında olduğu gibi, sinemada da özgün tarzlar ve dönemler, filmlerin ve yönetmenlerin belli bir akım altında toplanmasına sebep olan araçlardan.

Sinemada akımlar kamera açıları, kullanılan ışık ve mekanlar, ele alınan konular, verilmek istenen mesajlar, tarihsel dönem ve ortaya çıktığı konum açısından çeşitli kollara ayrılır. Her bir akım sinema tarihi için önemli bir yere sahiptir ve sinemanın gelişmesinde büyük bir rol oynamaktadır. Biz de bu yazımızda beyaz perdeye ilgisi olan her sinemaseverin sıkılmadan okuyabileceği şekilde sinema akımları konusunda yüzeysel bilgiler vermek istedik.

Dışavurumculuk (Ekpresyonizm)

1900’lü yılların başlangıcında baskıcı rejime karşı bir başkaldırı olarak Kuzey Avrupa, Rusya ve Amerika’da ortaya çıkmış bir akımdır. Etkisi en çok Almanya’da görüldüğü için Dışavurucmcu Alman Sineması olarak da bahsedilir. Gerçek dışı bir dünyayı konu alan filmlerde dekorlar yapay, yaşanan olaylar sürreal, oyunculuklar abartılıdır. Şiddet içeren kaba ve absürt görüntülerle bastırılmış duygu ve düşünceler ve uç noktalardaki bilinçaltı yansıtılmıştır.

Dışavurumculuk akımının etkilerini diğer sanat dallarında da görmek mümkündür, Salvador Dali ve Pablo Picasso dönemin önde gelen ressamlarındandır. Dali’nin İspanyol yönetmen Luis Buñuel ile ortak çalışması olan Un Chien Andalou (Bir Endülüs Köpeği) ve Sovyet Devrim Sineması’ndan Bronenosets Potemkin (Potemkin Zırhlısı)bu akımın beyaz perdedeki popüler yapımlarından kabul edilir. Der Student von Prag (Prag’lı Öğrenci), Der Golem, Wie Er in die Welt Kam (Golem), Homunculus, Das Cabinet des Dr. Caligari (Doktor Kaligari’nin Muayenehanesi) akımın en önemli filmlerindendir.

Şairane Gerçekçilik

Fransa’da ortaya çıkan Şairane Gerçekçilik akımı Büyük Ekonomik Buhran’ın toplum ve siyaset üzerindeki kaotik etkisinin yansıtma amacıyla doğmuştur. İki temel bileşeni şiirsellik ve gerçekçiliktir. Pesimist, melankolik, umutsuz karakterler duygusal olarak yorucu öyküler ve mutsuz sonlar, hayatın her zaman iyiye gitmediği gerçeğini yansıtmıştır. Bohem mekanlar, yağmurlu ve bulanık çekimler, loş ışıklandırmalar, akımın şiirsellik yönünü oluşturmuştur.

Akımın yönetmenleri Marcel Carné,  Jean Vigo’dan, Julien Duvivier ve bu yönetmenlerin filmleri de sırasıyla Le Quai des Brumes (Sisler Rıhtımı), Zéro de Conduite: Jeunes Diables au Collège (Hal ve Gidiş Sıfır), La Femme et le Pantin (Kadın ve Kuklası)’dir.

Yeni Gerçekçilik

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İtalya’da ortaya çıkan akım sinema sanatını yeni bir boyuta taşımıştır. Yönetmenler stüdyolar yerine sokakları, senaryoya bağlı kurgular yerine doğaçlamayı, ünlü aktörler ve aktrisler yerine tanınmamış oyuncuları, stüdyo ışığı yerine doğal ışığı, sabit kamera açıları yerine elde taşınan kamera açılarını tercih ederek somut gerçekliği yansıtmışlardır. İtalyan Yeni Gerçekçilik olarak bilinen bu akımın filmleri savaş sonrası toplumsal bulanım, fakirlik, diktatörlük, boşluk ve boşluğun sebebiyet olduğu acı ve kaybolmuşluk gibi konuları ele almıştır.

Roberto Rossellini’nin, Roma Città Aperta (Roma Açık Şehir) isimli filmi bu akımın başlangıcı olarak kabul edilir. Akımdan Vittorio De Sica, Federico Fellini ve Michelangelo Antonioni gibi isimler de etkilenmiştir. De Sica’nın Ladri di Biciclette (Bisiklet Hırsızları) sinema tarihindeki kült filmler arasında yer alır.

Yeni Dalga

Sadece Fransa’da ortaya çıkmış bir akım olduğu için Fransız Yeni Dalga olarak da bilinir. İtalyanların Yeni Gerçekçilik’ini sürdürüp doğal mekan ve ışıklarının tercih etmişlerdir. İlk defa başka filmlere ve çeşitli sanat dallarına göndermeler bu akımla başlamıştır. Karışık kurgulanan filmlerde hiç beklenmedik olaylar yaşanabilir. Öykülerin kronolojik bir sırası yoktur.

Alain Resnais’den L’année Dernière à Marienbad (Geçen Yıl Marienbad), François Truffaut’dan Les Quatre Cents Coups (400 Darbe) ve Jean-Luc Godard’dan Alphaville akımın önde gelen filmlerindendir.

Özgür Sinema

İngiltere halkının sorunlarını öne çıkarmayı hedefleyen akım 1956’da ortaya çıkmıştır. Konu olarak işçi sınıfının genel sorunlarını ele alır. Sosyal içerikli konulara da dikkat çekmiş ve politikaya yansımıştır. Belgesel ve kısa filmlerle başlayan akım, sonrasında uzun filmlerle de devam etmiştir.

Lindsay Anderson’un Everyday Except Christmas (Noel’den Başka Her Gün)’ı, Karel Reisz’in Saturday Night and Sunday Morning (Sevişme Günleri)’i, Tony Richardson’ın Momma Don’t Allow (Annem İzin Vermiyor)’u özgür sinema akımının temsilcilerindendir.

Yeni Sinema

Brezilyalıların kendilerine özgü film kültürlerini oluşturmak istemesiyle 1960’larda ortaya çıkarmış olduğu bir akımdır. Bu akımın yönetmenleri, toplumsal sorunlara dikkat çekmek için bazen belgesel gerçekliğini tercih ederken kimi zaman da kendi kültürlerinden izler taşıyan imgeleri seçtiler. 1967’den sonra başlayan sosyoekonomik olaylardan ötürü boyut atlamak zorunda kalan Yeni Sinemacılar, toplumsal olaylar yerine eğlence odaklı filmler yapmaya başladı.

Akımın öncü yönetmen ve filmlerinin isimleri: Glauber Rocha’dan Terra Em Transe (Kendinden Geçmiş Ülke), Nelson Pereira dos Santos’dan Vidas Secas (Çorak Yaşamlar).

Deneysel Sinema

Kesin bir tanımı olmamakla birlikte sinema dünyasında daha önce yapılmamış her yenilik Deneysel Sinema akımına girmektedir. Bu sebeple sinema tarihi boyunca hep var olmuştur. Yeraltı, avangart ve bağımsız sinema Deneysel Sinema’nın türlerindendir. Daha önce denenmemiş, alışılmışın dışında, geleneksellikten uzak film yapılarından oluşur.

Louis Bunuel, Un Chien Andolou (Bir Endülüs Köpeği) ile bu sinema akımının özelliklerini de taşımaktadır. Viking Eggeling, Tony Conrad, Andy Warhol ve Louis Delluc, akımdan etkilenen diğer yönetmenlerdir ve yönetmenlerin filmleri de sırasıyla şu şekildedir: Diagrol Symphanien (Çapraz Senfoni), Flicker (Kırpışma), Sleep (Uyku), Fièvre.

Dogma 95

Sinemada illüzyon ve abartılara karşı tepki olarak 1995’te Danimarka’da ortaya çıkarılmış bir akımdır. On maddelik bir manifesto ile akımın kuralları belirlenmiştir. Özetle seste, mekanda, çekimde ve ışıkta doğal olanı seçen akım, İtalyan Yeni Gerçekçilik ile Fransız Yeni Dalga akımlarının bileşiği olarak düşünülür.

Dogma 95 Manifestosu’nun altına imzalarını atan Lars Von Trier ve Thomas Vinterberg, akımın en önde gelen yönetmenlerindendir. Trier’den Dancer in The Dark (Karanlıkta Dans) ve Idioterne (Gerizekalılar); Vinterberg’den Festen (Şölen) akımın filmleri arasında yer alır.

İran Yeni Dalga

Şiirsel sinema diliyle toplumun kavramsal yapılarına gerçekçi bir yaklaşım sağlayan sinema akımıdır. Normal hayatları olan sıradan insanları konu aldığı için seyirci tarafından daha çok tercih edilmiştir. Dram ağırlıklı filmlerde felsefi ve siyasi bakış açıları kullanılır.

Daryuş Mehrcuyi’nin Gav (İnek) filmiyle başlayan akım Abbas Kiyarüstemi’den Nema-ye Nazdik (Yakın Plan) ve Mecid Mecidi’den Bacheha-ye Aseman (Cennetin Çocukları) gibi önemli filmlerle devam etmiştir. Mesud Kimyai’nin ve Nasser Taghvai da akımın tanınan yönetmenlerindendir.

 

Kaynak: 1234

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here