Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
4442

“Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi

Tırnaklarıyla düzeltemiyor insan.”

1970 senesinde, Nisan’ın 8’inde dünyaya gelmiş hüzünlü bir kadın Didem Madak.
Hüzünlü diye anılmasının tek sebebi şiirleri de değil. Bir o kadar yaralı, bir o kadar hassas. Ama şikayetçi değil, dingin bir kabulleniş var onda. Hayatı hakkında uzun uzun bilgilere sahip değiliz aslında. Birkaç röportajı, kız kardeşi Işıl’ın anlattıkları ve bir de şiirleri var.

Didem Madak “ben şiirlerim gizli öznesi değilim, orada beni bulmak çok kolay” diyor.
Şiirleri hep Didem’in acıları ve ruhundan besleniyor.

Hayatına tüm bu yolu çizen kişi hiç şüphesiz ki annesi. Füsun. Annesi onu edebiyatla tanıştıran, okumayı alışkanlık haline getirmesine yardımcı olan kişi. Ama yolu çizmekten kastettiğim o değildi.
Annesi Füsun, kızının yolunu varlığıyla değil yokluğuyla çizmiş bir kadın. Füsun Hanım 38 yaşındayken; kızı Didem 13, Işıl 7 yaşındayken beyin kanserinden hayatını kaybetmiştir.


“Çocuklar gökyüzüne bakar sorardı:
‘Ay dede orada ne yapıyor anne?’
Annem öldüğünde ay dede içimde
Yüzlük bir ampul gibi parçalandı.
Annem işte öyle bir kadındı.”

Annesinin ölümü, onun terk edilişi, yapayalnız kalışı bu hayatta… Bir diğer Füsun’a kadar geçiremediği bir yalnızlık. “Onu ne zaman özlesem hep şiir yazdım.” der Didem Madak, ki demese de anlaşılıyor. İki mısrasından biri ‘Anne!’ diyor. Teyzeleri, Işıl ve Didem’e annelerinin defterini verir. Annesinin sevdiği şiirleri yazdığı bu defter Didem’i yazın hayatına daha da yaklaştırmıştır.

“kimi gün öylesine yalnızdım
derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
annem
ki beyaz bir kadındır.
ölüsünü şiirle yıkadım.
bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.”

Annesinin ölümünün ardından babası ikinci evliliğini yapmıştır. Ölümün yıkıntısının üstüne çok geçmeden gelen bu evlilik Didem ile babasının arasında bir uçuruma sebep olmuştur.

“Ardımda kırık bir ayna
Üvey anneleri hayatımın.
Batsın diye güneşe tempo tutan o kız çocuğu…
Evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı.
Hüzün neydi sanki o zaman
Artık kullanılmayan dikiş makinesi annemden kalma.
Ölüm neydi sanki o zaman
Bir önseziden başka.
Evden kaçabilirsin artık çocuk,
ama kaderden asla!
Babam
Çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan”

Didem, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okumaya başlar. Fakat üniversitenin ilk yılı okulu bırakır. Üvey annesi ve babasının yanından ayrılmak istediği için tek çözüm biriyle evlenmek gibi görünür. Bunun üzerine evlenir, okulu bırakır.

Sonraki süreç hüsranla sonuçlanan başarısız bir evlilik ve bir sürü zorluk. Eşinden boşanmasının ardından Bornova’da bodrum katında bir daireye yerleşir. Bu bodrum katındaki rutubetli ev ise Didem Madak şiirlerinin doğduğu yer. Bodrum katları, “Rutubete dayanıldığı sürece şiir yazmak için çok iyi yerler.” onun tabiriyle. Bu dönemde kendine kapanır, içine döner. Ara sıra kız kardeşiyle görüşür. Bir yarayı mı tedavi ediyordu yalnızlıkla, kim bilir?

“Yaşasaydın, hayatının ortasına
Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.
Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
diye başlayan bir çocuk romanında…
Şalına sarınırdın, toprağa sarınır gibi
Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
bu acımasız ölü anne sesini.”

Bu inzivasında tasavvufla ilgilenmeye başlar. Işıl’a örtünerek kadın kimliğinden sıyrılıp rahatladığını söylediği bu dönemde afla geri döndüğü Hukuk Fakültesi’ni bitirir aynı zamanda. Örtünür, okula döner, bir de Işıl ile görüşür yalnızca.

“Ben acılarımın başını

Evcimen telaşlarla okşadım bayım.

Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.

İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım.”

“Allah ile samimi oldum geçen üç yıl boyunca
havı dökülmüş yerlerine yüzümün
büyük bir aşk yamadım
hayır
yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım…
saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.”

İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’ne kardeşi Işıl onun şiirleriyle başvurur, kısa bir süre sonra kazandığı haberi gelir. Madak, İstanbul’a ödül almaya gider. Yarışma öncesinde başörtüsünü çıkarır. Yarışmadan sonra ise İstanbul’a yerleşmeye karar verir.

Şiirlerini yazışını, yaşadıklarını aktarışını ve kendi başta olmak üzere kadın mücadelesini şu sözlerle anlatmıştır.

“Adını şu an hatırlayamadığım bir zenci kadın şair şöyle demiş: Erkekler özgür iradeyi efendi efendi tartıştılar, bizse çığlıklar atarak tartıştık onu.
Çoğunluğu kendini gizleyen, koruyan, gardını alan, ürkmüş insanların yaşadığı bu ülkede bir kadın olarak bana ait bir hayatım olsun diye gösterdiğim çabaya ve kendi serüvenime haksızlık edemem. Bu yüzden hayatımı samimiyet ve cesaretle anlatmak benim için önemli. Benim hâlâ hayatımla ve bir kadın oluşumla ilgili çözemediğim bazı meselelerim var, bu meselelerle samimiyet ve cesaretle boğuşuyorum hâlâ. Bütün bunlar yokmuş gibi davranıp, kitabi şiirler yazamam. Şiirlerim ütüsüz ve buruşuk gezdirdiğim ruhumun diyeti bence. Bu yüzden hepsi benden parçalarla dolu. Bu yüzden biraz ‘kadınsı’, durup dururken bağıran şiirler”

“Hayat beni büyülüyor. Yazarken hayatı sandığımdan çok sevdiğimi, ona hayranlık duyduğumu anlıyorum. Aslında az sonra ölecek birinin gözleriyle dünyaya baktığımızda hayatın her yerinden şiirin fışkırdığını görürüz, önemli saydığımız çoğu şeyin önemini yitirdiğini görürüz. O zaman anlamsız bulduğumuz küçük gündelik hayatımızın aslında anlamlı olduğunu hissederiz. Ben sanırım böyle bir itkiyle yazdığım için biraz telâşlı yazıyorum.”

İstanbul’da Timur ile tanışır, evlenir. Hayatına bambaşka bir yön vermeye başlar. Evlenmesinden 3 sene sonra kızı dünyaya gelir. Onun hayatının ikinci Füsun’u.
Füsun doğduktan sonra Didem Madak eskisi kadar şiir yazamaz. Ara verir.

41 yaşında, Füsun daha küçücükken annesi gibi kanserden hayatını kaybeder Didem. Ömrünü annesi Füsun’un acısıyla tüketmişken, onun yazgısını yaşaması çok da şaşırtıcı değil zaten.

Yakın dostu Müjde Bilir “Bir Füsun’dan diğer Füsun’a evrilen bir yaşam” olarak adlandırır Didem Madak’ın hayatını.

24 Temmuz 2011’de ardında üç şiir kitabı ve 3 yaşındaki kızı Füsun’u bırakıp gider, ne yazık ki.

“Tam olarak susamıyorum. Bu yüzden mutlaka ‘Ah’lar Ağacı’nı gömeceğim bir yer bulacağım.”


Vasiyetimdir:
En güçlülerinden seçilsin
Beni taşıyacak olanlar.
Ahtım olsun,
Yükleri ağırlaşsın diye iyice,
Tabutumun içinde tepineceğim.

Kendisine, annesine, Füsun’a, Işıl’a, ölen ve hala hayatta olan tüm kadınlara…

NOT: Ölen her kadın için bir şiir yazdım.
Onları Muc’a evin karşılığında verdim
Çok ucuza.
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
Anne.

 

Kaynak: 1, 2, “Didem Madak’ı Okumak”

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
4442

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here