Netflix üzerinden ulaşabildiğimiz bu animeye, bir öneri üzerine başladım. Kapağı liseli animelerini andırıyordu ama öneri güzel yerden gelince izlemeye karar verdim. 13 bölüm sonuçta katlanılır diye düşündüm.

İlk bölümü sıradan bir anime gibi başladı. Kulak tırmalayan ince sesli kız karakterler, absürt davranışlar, abartılı durumlar ve bu durumlara gösterilen aşırı tepkiler…

İnsanların zihnine girip bedenlerini sadece beş saniyeliğine kontrol edebilen bir çocuğun hikayesi. Yuu Otosaka isimli ana karakterimiz, anne ve babasını kaybetmiş, küçük kız kardeşiyle bir başlarına yaşam mücadelesi veren bir genç. Bu gücünü tam da bir gence yaraşır şekilde kullanıyor. Kızların zihnine girip vücudunu beş saniyeliğine incelemek, sınav boyunca boş durup, sınıfın en zeki insanının kağıda son beş dakika bakıp doğrudan kağıdına geçirmek gibi şeyler. Lise zamanımda böyle gücüm olsa gerçekten ben de kopya çekmek için kullanırdım diye düşündüm.

Yu

Hikayenin ilerleyen kısımlarında, karakterimizin yalnız olmadığını öğreniyoruz. Aşırı hızlı gidebilen ama kendini durduramayan ve yön veremeyen Takajo isimli bir oğlan ve sadece tek bir insana karşı görünmez olabilen Tomori adında bir kız Yuu’nun karşısına çıkıyor.

Ekibin bir nevi lideri olan Nao Tomori, Yuu’yu güçlerini kız tavlamak gibi ergence hareketler için kullanmasının doğru olmadığını, yakalanırsa insanların üzerlerinde deney yapabileceklerini ve kendisini toplumda gizlemesi gerektiğini söylüyor.

Daha sonra ikiliye katılan Yuu, kendileri gibi diğer “kusurlu yetenek” sahibi çocukları bulup aynı uyarıyı yapıyorlar. Kusurlu diyorum çünki her yeteneğin bir eksisi var. Yuu karakterinin sadece 5 saniye gücünü kullanabilmesi, Tomori’nin tamamen değil sadece bir kişiye görünmez olabilmesi ve Takajo’nun koşmaya başlayınca kendini durduramaması gibi. Hikaye burada Charles Xavier‘ın mutant okulu hikayesine dönecek ve her şey klişe ilerlemeye devam edecek diye düşündüm.

Absürt, karakter komedisi kullanılıyordu ve çok az güldürebiliyordu dizi. Sıkıla sıkıla izlemeye devam ettim. Her bölüm bir yetenekli çocuk bulunuyor, güçlerini kullanmaması tembihleniyor ya da birlikte çalışmak için aynı okula kaydını aldırıyorlardı. 13 bölüm boyunca böyle olacak gibiydi ilk 3 bölüm hiçbirşey farklı gelmedi. Bir bölüm sonra, yani 4. bölümde bu rutin yapı bozulmaya başlıyor. Kız kardeşi hastalanan Yuu, diğer işlerle ve okulla daha az ilgilenmeye başlıyor ve ana odağını kız kardeşine çeviriyor.

Üç yıldız ile başlatacağım spoilerlı kısmı, yine aşağıda göreceğiniz diğer üç yıldızla bitireceğim. Bu noktadan sonra dizinin değişimini anlatabilmem için spoiler vermem gerekiyor. Çok detayına girmeden verecğim spoilerı fakat yine de önemli ve etkileyici bir an olduğu için uyarmak istiyorum.

***

Hastalığı nedeniyle okula gidemeyen Yuu’nun kardeşi Ayumi, kendini iyi hissettiğinde abisine haber vermeden okula gidiyor. O sıra kız kardeşinde de özel bir güç olabileceğinden şüphelenen Yuu ve ekibi, kardeşini bulmak için eve geldiklerinde onu göremiyorlar. Aşırı güçlü bir yeteneğe sahip olabileceğinden korktukları için telaşla okuluna koşuyorlar.

Tam o sırada zor bir durumda kalıp istemsizce açığa çıkardığı “yıkım” gücüyle okul binasının bir bloğunu komple yerle bir eden Ayumi, enkazın altında kalıp hayatını kaybediyor. Yuu enkazın altında kardeşini aramaya çalışırken üzerine düşen molozlar nedeniyle bayılıyor ve gözlerini hastahanede açıyor. O ana kadar her şey absürt, aşırı ve abartılı olan bu dizide, Ayumi gibi şirin bir karakterin gerçekten öleceğini asla düşünmüyorsunuz.

Yuu, kardeşinin nerde olduğunu sorunca aldığı cevapla birlikte izleyiciler olarak yıkılıyoruz. Bir şekilde o durumdan abi kardeş kurtulmalarını beklerken, aniden gelen ölüm haberi, dizinin yumuşak ve komedi tarafına zıt düşecek şekilde beynimizden vurulmuşa çeviriyor. Dizideki neşeli müzikler aniden kesiliyor, daha karamsar ve karanlık bir yapıya bürünüyor dizi. Farkında olmadan Ayumi karakterine o kadar bağlanmışız ki, kendi kız kardeşimiz ölmüşcesine üzülüyor, ana karakterle beraber depresyona giriyoruz. Uzun bir süre gerçek anlamda karakterin hiçbir şey yapmayarak zaman geçirdiğini izliyoruz. Hayal dünyasından ibaret olan dizi aniden gerçek hayata dönüşüveriyor.

***

Spoiler geçti gönül rahatlığıyla okumaya devam edebilirsiniz.

Karakterin bu beş saniyelik olan basit gücünü bile, kötüye kullanabileceğini görmeye başladığımız dakikalarda, dizinin tonunun gerçekten değiştiğini, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlıyoruz.

Dizinin ani değişen tonu, absürtlüğünü korurken, aynı zamanda da ciddi ve duygusal olabiliyor. Tam bu dakikadan sonra diziyi, çok sevdiğim ve üç kez bitirdiğim Leyla ile Mecnun‘a benzetmeye başladım.

Komik durumlara düşen, abartılı ve olağan dışı karakterlerin içinde kendinizden kırıntılar bulmak olarak adlandırıyorum bu durumu. Zamanında bunu Leyla ile Mecnun dizisi çok iyi yapmıştı. O günden beri ilk kez bu animede aynı tadı alabildim.

Anime bir oturuşta, uzun soluklu bir film gibi bitiyor. Bittiğinde de içinizde buruk bir sevinç bırakıyor. Sonlara doğru tamamen değişen olaylar sonucu, artık çocukların kendilerinde bir hastalık olarak gördüğü özel güçlerden arındırılmaya çalışılması ve böylece örgütlerin eline geçmekten korunmları üzerine yoğunlaşılıyor.

X-Men gibi yapımlarda, özel güçler/mutant güçleri, bir lütuf gibi görülüp, farklı oldukları için insanlar tarafında dışlanırken, kendi içlerinde barışık olduklarını görmüştük. Fakat bu yapımda güç sahibi çocuklar kendilerinde bunu hastalık olarak görüyor ve bu oldukça ilgi çekici bir konsept olmuş.

Güç, çocuklar ergenlik çağına girdiğinde ortaya çıkıyor ve ergenlik bittiğinde yok oluyor. Yine de o süreç içerisinde çocukları kaçırıp güçlerini çeşitli şekillerde kullanmak isteyen zengin iş adamlarının kurduğu veya devlete ait örgütler oluşmuş durumda.

Dizinin bir diğer en sevdiğim noktası da karakter gelişimi oldu. İlk bölümde aşırıı soğuduğum, nefret ettiğim ve sinir bozucu olduğunu düşündüğüm, bencil ana karakter, son bölümde adeta bir kahraman olmuştu.

Yardımcı başrol olan Tomori ile ilk karşılaşmalarından itibaren “tamam ya bunlar sevgili olur” diye düşünseniz de, o süreç o kadar yavaş ilerliyor ki son bölümün son sahnesinde birlikte olabiliyorlar.

Her şeyin ağır ve gerçekçi anlatılması, ilk bakışta animenin tarzına zıt düşüyor gibi dursa da, oldukça başarılı bir tat katmış. Beni de bu gerçekçi karakter gelişimleri ve hikaye anlatımından yakaladı dizi.

Ana karakterimizin, tam süper kahramana dönüşeceğini sandığımız anda, beklemediğiniz bir şekilde cesaretini tamamen yitirip ağlamaya başlayınca, dizi size ne kadar gerçekçi olduğunu ve Yuu’nun daha sadece bir çocuk olduğunu hatırlatıyor.

Ayrıca ağır işlenen bu karakter gelişimi sırasında, başlarda gördüğünüz, devamında kalıcı olacağınızı sandığınız bazı karakterleri birdaha göremeyebiliyor, veya hiç beklenmedik bir karakterin aniden önemli olmasına şahit olabiliyoruz.

Dizi, birçok gönderme ve referans içeriyor.

(En sevdiğim sahnelerden olan bu Matrix referansını da göstermeden edemedim)

Eser, aynı zamanda temel alındığı manganın da yapımcısı olan ve Görsel Roman türünün öncülerinden kabul edilen Jun Maeda liderliğinde, P.A.Works Japon animasyon şirketi tarafından 2015 yılında yayımlanmış. Netflix’ten dizinin tüm bölümlerine ulaşabilirisniz.

Daha önce birçok anime izlemişseniz, bu hayatınızda izlediğiniz en iyi anime olacaktır diyemem. Muhtemelen benzeri işler de görmüşsünüzdür. Uzun soluklu animeleri izlemeyen, film tercih eden veya animelere karşı önyargıları bulunan insanlara şiddetle tavsiye ediyorum!

İzlediğiniz “en iyi” olmayabilir ama asla unutmayacağınız ve zaman zaman aklınıza gelebilecek bir anime olacaktır. Şimdiden iyi seyirler!

Diziye Puanım: 79/100

Ayrıca buradan, diziyi bana öneren kız kardeşime, sevgilerimi ve saygılarımı iletiyor, çok teşekkür ediyorum!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here