Orijinal Adı: Sherlock Holmes

Yayın tarihi: 2010

Imdb: 9,2

Tür: Moriarty

Uyarı: Yazı spoiler içermektedir.

İlk sezonun tansiyonu en yüksek en muazzam bölümü “The Great Game”. Bu bölümde Sherlock’un hayata bakış açısı ve olayları algılama şeklini bir güzel idrak ediyoruz.

Sherlock Holmes kadar zeki bir insan olmak cidden zor… Bunu her zamanki sebeplerden ötürü söylemiyoruz. Böyle bir zeka sürekli açlık hisseder. Daima çözümlenecek ve üzerinde çalışacak yeni bir şey… Bilmeyeniniz yoktur fakat ufak bir hatırlatma yapmak isterim. Dizide sadece nikotin bandı kullandığı gösterilse de Sherlock aslında bir keştir. Oluşturulan roman karakteri hiçbir zaman tam anlamıyla ayık gezmez ve birçok maddeyi bir arada kullanır. Bu yüksek ve aşırı analitik zekanın dezavantajı. Delirmemek için dumanlanmak zorunda olmak.

Sıkıldığı zamanlarda bunalıma girip duvarları kurşunlayan Sherlock, Doctor Watson’a da hayatı zindan ediyordu. Kim buzdolabını açtığında kesilmiş bir kafa görmek ister ki…

Bölüm isimlerinin Doctor’ın Sherlock hakkında yazdığı bloglardan aldığını biliyor muydunuz? A Sutdy in Pink, The Bland Banker, The Great Game. Ya da bu bloglar arasında Sherlock hakkında inanılmaz bilgiler olduğunu?

(Buradan ulaşabilirsiniz.)

Her zaman hiç kimsenin fark edemeyeceği ayrıntıları herkesten önce fark eder. Fakat bir yandan da bazı konularda aşırı cahildir. Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğünü bilmez mesela. Çünkü Dünya sevimli küçük Ay’ının etrafında dönse bile değişen bir şey olmayacaktır.

 “İlkokulda öğretiyorlar bunları. Nasıl bilmezsin?”

“Eğer bilmiş bile olsam, silmişimdir”

“Silmiş misin?”

“Dinle. Bu benim hard diskim ve sadece işe yarar şeyleri oraya koymak mantıklıdır. Gerçekten işe yarar şeyleri. Sıradan insanlar çöp değerindeki bilgilerle dolduruyorlar. Bu gerekli bilgiye ulaşmayı zorlaştırıyor. Anlıyor musun?”

İşte işin büyüsü ve sırrı. İnsanoğlu acaba gerçekten önemsiz bilgileri silebilir mi?

Uzun bir süre daha önemli bir dava ile karşılaşamayacağını düşünen Sherlock’u bir sürpriz beklemektedir. BOOM

Bu bölümde olay örgüsü oldukça karışık işlenmiş. Mycroft elinde ulusal önem taşıyan bir dava ile gelir. Fakat Sherlock, abisi ile olan münasebetlerinden dolayı inat eder ve asla kabul etmez. Her zamanki gibi Watson’ın başının etini yiyen Mycroft dosyayı ona verir. Watson, Sherlock’u bu konuda ikna edemeyince işe kendi koyulur. Davanın konusu tren raylarında başı ezilmiş halde bulunan bir cesettir. Her ne kadar kaza, intihar gibi görünse de ölen kişi önemli biridir. Devletin yeni projesi “Füze Savar” hakkında çalışmalar yapan asıl kişidir.

Abisine en acınacak haldeyken bile posta koyan Sherlock, Lestrade’in bir telefonu ile yerinden fırlar. Ve işte oyun böyle başlar.

The Great Game

Evinin önünde gerçekleşen patlamaya ilk haberlere göre gaz sızıntısı sebebiyet vermiştir. Lakin yapılan incelemelerde evde hasar görmemiş tek şey çelik bir kasadır. Kasanın içinden çıkan zarf ise Sherlock Holmes için hazırlanmış özel bir bilmecedir.

İlk dosyanın kilit noktası olan pembe telefon yine karşımıza çıkar. Bu sefer bombacımız bizimle iletişime geçsin diye var. Kimliğini asla ifşa etmeyen Sherlock ile oyun oynamak isteyen bombacı, masum insanları bir dizi bombalara bağlar ve hepsi şehir merkezindedir. Kurbanlara Sherlock’u aratıp yazdığı mesajları ona okumasını ister. Bulmaca hakkında birkaç ipucu verdikten sonra belirli bir süre verir ve kurbanları kurtarmasını bekler. Eğer olur da kurbanlar bombacı hakkında bir bilgi verirse (örneğin sesi, dış görünüşü gibi) Sherlock bilmeceyi verilen sürede çözmüş olsa bile o kurban öldürülür. Ve lakin ölmeyi unutmuş teyzemiz de bu yüzden hakkın rahmetine kavuşur. Çünkü bombacımız çılgın.

Holmes’un umutsuz aşığı, kırgın kalplerin biricik prensesi Molly’nin, sevgilisi ile Sherlock’u tanıştırdığı sahne bölümün şüphesiz en güzel sahnesiydi. (Moriarty olduğunu anlayanlar olarak çok havalıyız.)

İnsani Duygular O’nda Yok

Sherlock bu bulmacaları asla kurbanların hayatını kurtarmak için değil, bombacıya yenilmemek için çözüyor. Sadece ego için evet. O insanların ölmek üzere olması hiçbir şey ifade etmiyor.

“Unutma Sherlock, ortada ölmek üzere olan biri var.”

“Hastaneler ölmek üzere olan insanlarla dolu, doktor. Neden gidip yatakları başında ağlayıp bunun onlara ne yarar sağladığına bakmıyoruz?”

-İnsanlar tehlikede Sherlock. Gerçek insan hayatları! Sırf bilmek için soruyorum, bunlar umurunda mı?

-Umurumda olması onları kurtaracak mı?

-Hayır.

-O zaman bu hatayı yapmaya devam edeceğim.

-Bu sana çok kolay geliyor değil mi?

-Evet, çok. Senin yeni mi haberin oluyor?

-Hayır, hayır.

-Seni hayal kırıklığına uğrattım.

-Güzel, güzel çıkarım, evet.

-İnsanları kahraman yerine koyma, John. Gerçek hayatta kahramanlar yoktur, eğer olsaydı, ben onlardan biri olmazdım.

İşte Sherlock’u gerçekten anlamamızı sağlayan konuşma…

Büyük Sözü Dinlenmeli

Bütün her şeyin sonunda Holmes, artık bombacı ile tanışmak ister ve onun ilgisini çekecek bir hediye bulmak da. Devlet sırrı Füze Dosyaları…

Ne oldu bitti, yine abisinin sözüne gelindi. Zaten çoğu kaynakta ağabeyi Mycroft’un daha zeki olduğu belirtilmiştir. Sanırım Sherlock’u da en çok bu rekabete sürüklüyor.

Büyük Aşıkların Buluşması

Ne Moriarty Sherlock’suz, ne Sherlock Moriarty’siz yaşayamaz.

Moriarty, üzerinde çok fazla teori bulunduran bir karakter. Aslında gerçekten var olmayan, Sherlock’un zihninde oluşturduğu bir kişiliktir. Neyse ki gerçekte var olan biri gibi ele alıp diziye koymuşlar. Biz de böylelikle hayatımızın geri kalanını Andrew Scott hayranı olarak geçirebiliriz.

Final sahnesini nefesleri tutmuş izlerken “Şimdi şuradan Watson çıksa Sherlock ne yapar” diye düşündük mü? Düşündük. Kendisi çıkageldiğinde Sherlock onun Moriarty olabileceğinden hiç şüphe etmedi ama. Beklediğimiz tepki bu değildi, sadece şaşırdı, şüphelenmedi.

“Sana numaramı vermiştim. Ararsın diye düşünmüştüm.”

Moriarty, yetenekleri ile övünen Sherlock’a cevabını güzel verdi. Umarım ayrıntıları beğenmişsindir Holmes, Moriarty senin için uğraştı.

Sherlock sanki kendisinin çok umrundaymış gibi Moriarty’e insanların ölmesinden bahseder.

“İNSANLAR BUNU ZATEN YAPAR!”

Sivri Dilin, Keskin Zekan Yüreğimizi Hoplatıyor

Moriarty’nin dikkatinin dağıldığı bir anda boynuna Watson atlar. Sherlock’u kurtarmak için kendini feda eder. Lakin James böylesine bir hareketi harika yorumlar.

“Çok tatlı değil mi? Onun etrafta olmasından neden hoşlandığını anlıyorum. Ama yine de insanlar ev hayvanları hakkında fazla duygusal olabiliyorlar. Öyle sadık oluyorlar ki.”

Yaptıkları kısa sohbet hiçbir sonuca bağlanmaz. Zaten final sahnesi de havada biter. Sherlock ateş etmediyse neden etmedi? Olaylar nasıl gelişti, tam bir muamma.

Son olarak sizlerle Sherlock Holmus’un, James Moriarty hakkında söylediklerini paylaşmak isteriz.

“O suçun Napolyon’udur, Watson. Bu şehirdeki lanetin yarısının (ve açığa çıkmayan kötülüklerin hemen hepsinin) planlayıcısıdır. O bir deha, filozof, bir öz düşünürüdür. Ağının ortasındaki bir örümcek gibi hareketsiz biçimde oturur, ama o ağ binlerce yayılıma sahiptir; ve o her bir yayılımı en ince noktasına kadar bilir.”