Uzunca bir bekleyişin ardından, geçtiğimiz haftalarda yayınlanan Peaky Blinders‘ın beşinci sezonunu geride bıraktık. Her geçen yıl izleyici kitlesini genişleten dizinin, prodüksiyon kadrosuna Netflix de dahil olunca, beklentiler ve bekleyişler artmıştı. Bu nedenle, yılın en çok beklenen işlerinden birisi olarak görülen Peaky Blinders için bir inceleme yazısı şart olmuştu.

Görselliği ile ün saldığı ve altı bölümlük tadı damakta kalan sezonlarıyla akıllara kazınıldığı düşünülürse, yıl boyu hakkında daha çok konuşacağız gibi görünüyor.

Birazdan, Birmingham sokaklarında gezintiye çıkacağız, onun öncesinde, hani olur ya, yeni sezonu izlemediyseniz uyarımızı yapalım. İncelememiz spoiler içeriyor.

Dördüncü sezonda Shelby ailesini, Amerika uzantılı şirket kurmalarıyla ve Michael‘ın (Finn Cole) bu işlerin başına geçmesiyle bırakmıştık. Beşinci sezon açılışı ise Michael’ın Amerika’da, 1929 The Wall Street kazasından nasibini almasıyla açılıyor. Sezonlar içerisinde, ana olay örgüsünün bitimine yakın, basit ve önemsiz görünen ve sizi merak ettirmeyecek unsurları kullanarak gelecek sezonu açmak, aslında Peaky Blinders’ın tüm sezonlarında karşılaştığımız bir durum.

Bu sezon için söylenebilecek ilk şey, bir geçiş sezonu ile karşı karşıya olduğumuzdur. Thomas Shelby‘nin (Cillian Murphy) parlamentoda yer almasıyla, dizinin dönem olarak II. Dünya Savaşı’nın yaklaşmaya başladığı hissettiriliyor. Birçok seyirci için önceki sezonlara kıyasla biraz sıkıcı gelmiş olabilir çünkü son sezonun, gelecek sezonların temposunu arttırmak amacıyla zemin hazırlayıcı bir niteliği var denebilir.

Dizinin çete olaylarından uzaklaşmaya başlayacağı, daha çok politik bir eksene kayacağının sinyallerini verdiğini gözlemliyoruz. Gelecek sezonlarda, çete olaylarının öncelikli çatışma noktaları olmayacağı düşünüldüğünde, zemin hazırlamak adına ne gibi tercihlerde bulunduklarına göz atalım. Bu sezon yoğun olarak çingene inançlarına göndermeler yapılıyor. Örneğin, Tommy’nin sürekli olarak rüyasında bir kara kedi görmesi üzerine, birilerini ihanetten suçlamaya takıntılı hale geldiğini görüyoruz. Bu rüyaya tekrar tekrar dönülmesi elbette senaryonun kilit noktalarından birisi ama daha da önemlisi çadırdan malikaneye geçiş, Shelby ailesinin nereden geldiğini -köklerine dönüş- hatırlatmak amacıyla vurgulanıyor.

Shelby erkeklerinin ruhsal çöküntülerinin arttığı sezonda -Arthur için yeni bir durum değil- , özellikle Tommy’nin intihar düşüncesini üzerinden atamadığını, bu süreçte Grace‘in,  Tommy’nin zihninde, onu intihar etmesi adına yüreklendirdiğini görüyoruz. Grace’i görmek ne kadar doğru bir tercih, tartışmaya açık bir konu. Daha iyi bir seçenek bulunabilir miydi? Kesinlikle, evet.  Tommy’nin intihar düşüncesini üstü kapalı bir biçimde annesinin intiharı üzerinden Charlie Strong‘a açması ve aralarında geçen konuşmanın, sonraki bölümlerde Tommy ve Churchill arasında geçen konuşmaya bağlanması sezonun en güzel detaylarından birisine veriyor bize.

Kara kedi rüyalarının da eklenmesiyle paranoyaklaşan Tommy’nin bu değişken ruh hali, kazadan önce stokları satma emrini görmezden gelen Michael’ı hedef almasına neden oluyor fakat Tommy’nin büyüyen paranoyası hem kendisi hemde Shelby ailesinin tepesindeki sarsılmaz yeri için, yıllar boyu edindiği düşmanlara kıyasla Michael’a duyduğu güvensizlik çok daha büyük bir tehdit.

Ne yazık ki Tommy’den bir şeyler isteyen tek kişi yalnızca Michael değil. İskoçya’dan Billy Boys, kuzeydeki bahis tekelini elinde tutmak isterken, 1930’larda İngiliz Faşistler Birliği’ni kuran Parlamento üyesi Sir Oswald Mosley, Tommy’nin popülerliğini kullanmak ve desteğini almak istemektedir.

Oswald Mosley ve Billy Boys ittifakına karşı, Churchill ve Peaky Blinders oluşu sezonun en güzel detaylarından birisiydi. Bu esasında, Tommy’nin işleri Michael’a devredip, emekli olma fikrine neden karşı olduğunun öncelikli sebebi. Shelby ailesi, yalnızca sokak çetesi değil, bunun ötesinde I. Dünya Savaşı’na yakından tanıklık etmiş ve ülkelerine hizmet vermeye devam etmek isteyen bir aile. Bunu en iyi, ilk iki sezonda IRA ile ara bulucu olmalarıyla ve üçüncü sezonda, Sovyet Komplosunda görmüştük.

Biraz yeni oyunculara ve öne çıkan karakterlere göz atalım. Tommy’nin rüyasında gördüğü kara kedi Michael’ın eşi Gina Grey mi? Bilemiyoruz. Lakin Anya Taylor-Joy‘u Peaky Blinders kadrosunda görmek mutluluk verici. Her ne kadar Oswald Mosley karakteri ile sinirlerimizi bozmayı başarsa da Sam Claflin‘nin diziye çok yakıştığı bir gerçek.

Finn‘nin (Harry Kirton) önceki sezonlara kıyasla daha çok ön plana çıkması yine gelecek sezonlarda, Finn’i daha çok göreceğimizin bir göstergesi olabilir. Aberama Gold rolüyle nihayet sempati duyabileceğimiz bir rolde görebildiğimiz Aidan Gillen‘i, bu sezonda oldukça çok seyrettik. Bu kadar fazla ön plana çıkan Aberama Gold’un, Polly (Helen McCrory) ile evliliklerinin ardından ve Billy Boys‘dan intikam alamadan ölmesi çok mantıklı gelmemekle birlikte, ilmek ilmek işlenen bu karakteri, gelecek sezonda görmeye devam edebileceğimizi düşünüyoruz.

Artan faşizmin etkisiyle de, gelecek sezonlarda göreceğimizin garantisi olan diğer bir isim ise Alfie Solomons (Tom Hardy). Birçok seyirci için Peak Blinders izleme nedeni sayılan Alfie karakterini bu sezonda görmek beklenmedik ve bir o kadar heyecanlı bir detay olarak karşımıza çıkıyor.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here