Klasik dönemden romantik döneme geçiş sürecine büyük katkılar sağlamış, hayatının bir döneminde duymadan yalnızca hissederek bestelerini yapmış ve klasik müzik dinlesin ya da dinlemesin herkesin aşina olduğu devleşmiş bir isimdir Beethoven.

Ludwig van Beethoven için hayat zorluklarla başlamış ve nitekim yeteneğinin güneş gibi parlamasına karşın bir hayli güçlükle de devam etmiştir. Beethoven, 1770 yılında Almanya’da alkole olan düşkünlüğüyle bilinen saray müzisyeni bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Çokça kardeşini daha onlar bebeklik çağlarındayken kaybeden Beethoven, babasından müzik eğitimi alarak büyüdü. Babasının ısrarcı yapısı ve katı kuralları sebebiyle çok çalışmak zorunda kalan ve yeteneğiyle dikkat çeken bu çocuk ilk konserini henüz sekiz yaşındayken verdi. Bazı önemli besteciler ikinci bir Mozart’ın yetiştiğine inanıyor ve Beethoven’ı yakından gözlemliyorlardı.

İlerleyen zamanlarda Beethoven besteci ve orkestra şefi Christian Gottlob Neefe ile çalışmalarına devam etti ve bunun sonucunda 13 yaşındayken hocasının da yardımıyla ilk bestesini yayınladı. Hocasının yanında asistanlığa başlayıp ilk parasını da kazandıktan sonra dönemin ileri gelenleriyle de iletişimi iyi olduğu için besteleriyle ve sanatıyla konuşuldu ardından saraylarda, özel toplantılarda çalmaya başladı.

Annesinin ölümünün ardından ailenin yükünü üstlenen Beethoven için yaşam her geçen gün daha da zor bir hal alıyordu. 1798 yılında ise Beethoven için bambaşka bir dönem başladı. Yıllarca sanatını yapmasına yarayan işitme yetisinde azalmalar başladı. Bu süreç Beethoven’ın görmezden geldiği, inanmak istemediği ve ufak tefek dikkat dalgınlıkları olarak adlandırdığı bir süreçti en başlarda. İlerleyen zamanlarda ise şikayetinin azalmaması ve aksine her geçen gün duyma yetisinin biraz daha azalması üzerine Beethoven bu durumun sanatını etkileyeceğinden endişelendi ve insanların tepkisinden çekinerek kimseye bu durumdan bahsetmedi.

Yalnızca duyma kaybının arttığı zamanlarda doktor bir arkadaşına yazdığı mektupta şöyle söylüyordu Beethoven: “Ama kulaklarım gece gündüz hâlâ uğulduyor. Yaşamımın çekilmez bir hale geldiğini söyleyebilirim. İki yıldır insanlara sağır olduğumu söyleyemediğim için her türlü toplantıdan uzak durmaya çalışıyordum. Başka bir işle uğraşıyor olsaydım belki daha kolay olurdu ama benim işimde korkunç bir durum. Sayıları hiç de az olmayan düşmanlarım bu durumu öğrendiklerinde neler söylemez! Sana sağırlığım konusunda fikir verebilmek için şunu söyleyeyim; oyuncuların neler söylediklerini anlayabilmek için sahneye çok yakın oturmam gerekiyor. Biraz uzaktaysam çalgıların ya da şarkıcıların tiz seslerini duyamıyorum… Mümkün olsa kaderi yenmek isterdim ama öyle bir an geliyor ki, kendimi dünyadaki en güçsüz yaratık gibi hissediyorum.”

İşitme kaybının hayatında hüküm sürdüğü zamanlar içerisinde Beethoven müziğini hiç bırakmadı. Bestelerini yapmaya devam etti ve notaları hissederek, onlara hayat verdi. Şüphesiz ki en nadide bestelerinden 9. Senfoni’sini de bu dönemde yarattı.

Beethoven’ın hayatı dönemin getirdiği zorlukları da içinde bulunduruyordu. Yaşadığı dönem de Avrupa’nın en çalkantılı dönemlerinden olan sanatçı, başına gelen her güçlüğe rağmen yıllar sonra bile isminden sıkça söz ettiren, dinlerken huzur veren bestelere sahip. Eserlerinde duygu değişimlerinin aktarıldığı iniş çıkışlar ise bizi Beethoven’ın kendine has dünyasına çekiyor ve tarzını duyduğumuzda tanıyabileceğimiz bir özgünlüğe kavuşturuyor.

İşte 9 senfonisi, 5 piyano konçertosu, 32 piyano sonatı, 16 yaylı dörtlüsü ve bir operasıyla ismini tarihe yazdırmış bu sanatçının işitme kaybı esnasında bestelediği ve çok beğenilen bir eseri:

Kaynak: 1, 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here