Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
5

“1960’lı yıllar… Bulgaristan-Rusçuk’ta, G. Verdi’nin ‘La Traviata’ operası oynanıyor. Baş kadın oyuncu ‘Violetta’ rolünde ise Suna Korad var. Sanatçı temsil için Sofya’dan Rusçuk’a, zamanın Türkiye Büyükelçisi ile geliyor. Prova için operaya gittiğinde, hademe ona bir kart uzatıyor. Nâzım Hikmet’ten gelen bu kartta şöyle yazmaktadır: “Yıllardır Türkçe’ye hasret, bir Türk şairiyim. Operadaki rolünüzü Türkçe oynamanızı rica ediyorum. ” Bu rica üzerine Suna Korad, bir günde hazırlanır ve temsil gecesi şarkılarını Türkçe söyler. Oyunun sonunda, ölmek üzere olan Violetta, duyduğu bir anlık ‘ölüm iyiliği’ nedeniyle Tanrı’ya teşekkür için ellerini kaldırarak sahnenin önüne doğru gelip, “Yaşıyorum yaşıyorum” dediği anda – ki, biraz sonra düşerek ölecektir- Nâzım, oturduğu yerden kalkarak üçüncü sıranın başına kadar gelir, gözlerini büyük bir teşekkür duygusuyla Suna Korad’ın gözlerine dikip kollarını çaprazlama göğ­sünde kavuşturarak başıyla onu selamlar ve arkasını dönüp hızla salondan ayrılır. Bu sırada, gözlerinden yaşlar süzülmektedir. (Bu teatral sahneyi düşündüğümde, Nâzım’ın özlem şiirlerinin, insanı neden bu kadar derinden sarstığını daha iyi anlayabiliyorum.) Bunları büyük bir duyarlılıkla ve gözleri dolarak anlatan Suna Korad, sonra şunları ekliyor: “Nâzım, klasik Batı müziğini çok iyi biliyordu. Madame Butterfly’ın ilk perdesini Türkçeleştirmiş ve prozodiye en uygun, şiirsel bir çeviri yapmıştır. Bu nedenle, Violetta’nın da sahnede ne zaman düşüp öleceğini biliyordu ve bunun için de ‘teşekkür’ zamanlamasını çok iyi yaptı.” Nâzım daha sonra da operanın müzik direktörüyle bir ‘teşekkür’ mesajı gönderir. Direktör, mesajı iletir ve ekler, “Size zarar vermemek için yanınıza gelmedi” der. Çünkü o yıllarda Nâzım ‘sakıncalıdır’.”

*Taha Toros Arşivi

1935 yılında İstanbul’da doğan Korad, 8 yaşında Ankara Devlet Konservatuarı’nda Ulvi Cemal Erkin’in piyano öğrencisi olur, şan dersleri alır. Ankara Devlet Operası’nda “Lucia” rolüyle ilk kez sahneye çıkar.

1959’da Beethoven Festivali’ne, 1966’da Scala Operası sanatçıları ile Verdi Festivali’ne katılır.

Paris’teki “National Opera”da sahneye çıkan ilk Türk’tür. Maria Callas’ı yetiştiren Madam Elvira de Hidalgo ile şan çalışan Suna Korad’a 1981 yılında ‘Devlet Sanatçısı’ unvanı verilmiştir. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nden 1996’da emekli olup, sonrasında ise Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde Opera Ana Sanat Dalı Başkanı olur.

Koloratur soprano (en tiz kadin sesidir) olan diva, sesini teknik açıdan ustaca kullanımı, sahne kişiliği, güzelliği ve zarafetiyle adını dünya devleri arasına yazdırmıştır. Sessizce ve yalnız başına 2003 yılında aramızdan ayrıldığında Ayten Gökçer’in gözyaşlarına karışan derin cümlelerini duyarız;

“Sanatçılar yoktu. TRT dışında TV kameraları, gazeteciler yoktu. Kimse farkında bile değildi bu önemli kaybımızın… Suna Korad bu muameleye mi lâyık? İçimden mikrofona çıkıp medyanın bu vurdumduymazlığıyla alay etmek geldi. Sanatçı unvanını rezil eden insanların ipe sapa gelmez, seviyesiz diyaloglarını günlerce tekrar tekrar veren ‘kim kimi havuza itti’ diye magazin programları dizenler için gerçek sanatçıların hiç mi değeri yok?

Diğer uluslar sanatçılarına bunu mu yapıyorlar? Günlerce özel belgeseller hazırlanıp sunuluyor onlar için… Yazıklar olsun.”

Cemal Reşit Rey, Prenses Fazıla Ürgüplü, Suna Korat, 1975

 

Kaynak: 1, 2, 3, 4

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
5

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here