Dünya prömiyerini Locarno Film Festivali’nde, Türkiye prömiyerini ise Adana Film Festivali’nde yapıp En İyi Film ve En İyi Kadın Oyuncu da dahil olmak üzere gittiği her yerden elinde ödüllerle dönen Sibel, mutlaka izlenmesi gereken filmlerden biri. Filmdeki profesyonel oyuncu sayısı oldukça az, filmde bulunan çoğu kişi Giresun’un Çanakçı ilçesine bağlı olan Kuşköy’ün yerlileri. Yönetmen koltuğunda Nur (2012) ve Ningen (2013) filmlerinden aşina olduğumuz Çağla Zencirci ve Guillaume Giovanetti oturuyor. Sibel’i canlandıran Damla Sönmez ile yönetmenler Zencirci ve Giovanetti’nin ilk bir araya gelişi film çekimlerinden iki buçuk yıl öncesine gidiyor. Zencirci ve Giovanetti’nin senaryo çalışmalarına başladığı dönemde Dönmez de ıslık çalışmalarına başlıyor.

Sibel beş yaşındayken geçirdiği ateşli hastalık sebebiyle konuşma yetisini kaybetmiş fakat köydeki herkes gibi ıslık diliyle anlaşabilen 25 yaşında genç bir kadın. Babası ve kız kardeşiyle yaşıyor, hayatı tarla, orman ve ev üçgeninin dışına çıkmıyor. Yıllardır herkesin onu dışlamasına alışmış, yalnız kaldığı zamanlarda tüfeğini alıp ormana gidiyor, tek bir isteği var: herkesin bahsettiği kurdu yakalamak. Köyün yapısı gereği herkesin belirli rolleri var, Sibel de bu rollerin dışına çıkmıyor, ta ki ormanda Ali (Erkan Kolçak Köstendil) ile karşılaşana kadar…

Ali, Kuşköy’ün yabancısı bir karakter, ıslık dilini bilmiyor, Sibel ile anlaşmaları da çok zor oluyor bu sebeple. Fakat bir şekilde anlaşıyorlar, ortak paydada buluşuyorlar ve Ali, Sibel’in değişimindeki etken oluyor. Hakkında “Ormanda bir erkekleydi.” şeklinde dedikodu çıktığı için babasının ona sunduğu ayrıcalıkları -istediği zaman ormana gidebilmesi, tüfek taşıyabilmesi gibi zira bunlar köy yapısına göre bir genç kızın yapamayacağı şeyler- kaybediyor.

Değişimin çok net ve en güzel göstergelerinden biri olarak kesinlikle bir gece ansızın Gelin Kayalığı’nı yakmasını gösterebiliriz. Gelin Kayalığı, tek derdi evlilik olan genç kızların evlenmeden önce ateş yakıp dans ettiği yerdi.

Damla Sönmez canlandırdığı karakteri şu şekilde özetliyor: “Sibel bana bir karakter değil de hepimizin içindeki bir parça gibi geliyor. Kendisi olmasına izin verilmeyen, belli koşullara uymadığı için hepimizin ötelenen tarafı gibi. Sibel’in gerçekten kendi olabildiği, kendi gibi davranabildiği, bütün olduğunu hissettiği tek yer ormanın kalbi.”

Sibel, ötekileştirmenin çok fazla olduğu, toplumsal baskıyı iliklerime kadar hissettiğim, bunların dünyanın her yerinde ve her zamanda olduğunu hatırladığınızda gerçekleri yüzünüze tokat gibi çarpan bir filmdi. Sibel için “yerel gözüken fakat aslında zamansız ve evrensel bir film” cümlesini kullanmak yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Son olarak film müziği ayrıca konuşulabilecek, sözleri tamamıyla sizi ele geçiren bir müzik. Pi’nin seslendirdiği Sus Payı adlı şarkıdan bir sözle bitirmek istiyorum yazıyı:

“Eskiden de böyleydim hiç değişmedim ki fakat / Bende sorun yok insanların beyinleriydi sakat”

Bu kadar övgüden sonra 9/10 demezsem çok büyük ayıp olur sanırım, izleyecek herkese iyi seyirler dilerim. Fragmana ve film müziğine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here