“Hayal ettiğim bir şeyi, en iyi şekilde yapıp onu bir başarıya çevirmiş olmanın getirdiği müthiş bir huzur vardı. Kendime güvenim tabii ki çok önemliydi benim için, kendi kendime dedim ki: ‘Yaptın Sertab, helal olsun sana!’. Bu, şeyden değil yani böbürlenip de ‘Vay be ben neyim!’ değil de daha çok hedef koyduğum bir şeyi yapabilmiş olmanın gururuydu; ben oraya birinci olacağım diye gittim!”

Popüler müzik tarihimizin en kıymetli seslerinden biri olan Sertab Erener, hepimizin tüylerini diken diken eden “o andaki” hislerini Emre Yücelen röportajında yukarıdaki gibi ifade ediyor. Eurovision’a kendinden yüzde yüz emin bir şekilde gitmenin sonucunda da bu başarısının kesinlikle bir tesadüf olmadığının altını çiziyor.

1975 yılından beri katıldığımız yarışmada ülkemize ilk kez birinciliği getirmiş isim olan Erener’in Riga’da 2003 yılında (yani o Eski ve Güzel Türkiye’nin son anlarında) elde ettiği bu tarihi başarısı, kusursuz bir biçimde planlanmıştı:

Everyway That I Can, sadece bir şarkı olarak değerlendirilmenin de ötesinde, oradaki sahnede ortaya konan unutulmayacak gösterinin sonucunda, 3 dakikaya yakın süresi olan bütünsel bir sanat performansı olarak ele alınmalı: Beste, şarkı sözleri, aranjman, vokal kullanımı, koreografi, kostüm ve makyaj unsurlarının hepsinin birbirleriyle olan harikulade uyumuyla izlemeye doyamayacağınız etkileyicilikte bir sahne şovu ortaya çıkıyor.

İncelememize şarkının bestesi ve sözleri ile başlayacak olursak, Demir Demirkan’ın şarkının esas sahibi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. O zamanlar Erener ile (toplamda 18 yıl sürecek bir ilişkide) sevgili olan Demirkan, efsane grup Pentagram’ın eski gitaristiydi. Ayrıca, eğitim için gittiği Los Angeles’tan döndükten sonra solo çalışmalarıyla adını yavaş yavaş duyuran bir müzisyendi. Bu arada hemen belirtelim: Eurovision zaferinin ertesi yıl taze taze çıkardığı solo albümü 2004 İstanbul, sanatçının hala en unutulmaz eseridir.

Hem Bilkent İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olması hem de ABD’de yaşamış olması sayesinde dile muazzam bir hakimiyeti olan Demir DemirkanEveryway That I Can’in sözlerini ise bu bağlamda sade sözlerle ancak ustalıkla kaleme almış:

“I feel you moving on a different course

Making a way for a distant cause

You say you love me and you roll your eyes

Turn to stare at the empty skies

I thought it was over and we passed all that

All we’ve done is to pass back to frame number one”

Eserin, Batı tabiriyle catchy; yani ilk dinleyişte akılda kalan bir “Eurovison şarkısı” karakterine sahip olmasında, sözlerin yanında bestenin de payı elbette çok fazla. DemirkanEkşi’nin Buyrun Benim videosunda şarkının bütün bestesinin yaklaşık 40 dakikada çıktığını belirtip o anı şöyle anlatıyor:

“Hem bize ait, bizim kültürümüzü yansıtan hem de çok basit bir figür üzerine bir şarkı yazılması istendi. Ben de gitarı alıp direkt Çifte Telli’nin ana temasını çalmaya başladım. Bu aslında ritmik bir figürdür. Bunun üzerine söz yazıp bunu çok sesli yapmak gibi bir fikir geldi bir anda aklıma.”

Şarkının ana unsurları olan söz ve müziğin yanında, aranjmanının da altında oldukça önemli bir müzik adamının imzasının olması, eserin genel kalitesini bir seviye daha yukarı çıkarıyor: Tarkan’ı Tarkan yapan isimlerden biri olan Ozan Çolakoğlu, şarkıyı da o seviyeye çıkaran isim oluyor. Hatta 2009 yılındaki yarışmada dördüncü olan Düm Tek Tek‘in düzenlemesini de o yaptı.

Çolakoğlu’nun, özellikle Tarkan’a yaptığı hitlerin altyapılarında duymaya alıştığımız “yaylıların esas enstrüman olarak kullanımı” unsuru, Erener ile çalışırken de burada geçerli oluyor. Ayrıca darbuka gibi kültürümüze ait birçok detayın da aralara işlenip bir Doğu-Batı sentezi yapılması da yine Çolakoğlu’nun alıştığımız imzalarından biri. Hatta belki de sırf bu tarz altyapının çağrışımından dolayı ve haliyle ülkenin de en büyük pop yıldızı olmasının da etkisiyle, “Tarkan, Eurovision’a Neden Katılmıyor?” tartışması da bir dönem yıllarca sürdü.

Bununla birlikte, Everyway That I Can’i bütünsel bir sahne şovu haline getiren diğer unsurlardan olan oryantal dansın ve o muazzam koreografinin mimari Candaş Baş’ın da hakkını teslim etmek gerek! Aynı zamanda Baş, 2003 sonrasında ise yarışmanın 2 yıl sonraki birincisi Yunanistan’dan Elena Paparizu’nun My Number One‘ının ve yarışmaya en son katıldığımız yıl olan 2012’deki Can Bonomo’nun Love Me Back‘inin de koreografilerini üstlendi.

Başarılı sanatçı, Escapenews.org röportajında ise Eurovision’a hazırlanış sürecine kısaca şöyle değiniyor:

“Parçayı dinlettiğinde düşündüğüm tek şey ‘Biz birinci olacağız.’ oldu. Eurovision’a kadar gerçekten içimizde çok iyi bir niyet vardı ve inanarak hazırlandık.”

“Sertab için mesela çok az bir zamanımız vardı. Ben Belçika’daydım, Sertab ise Türkiye’deydi. Dolayısıyla bizim bir araya gelebilecek sadece bir haftamız vardı. Öyle ki dansçıları bile Viyana’dan bulduk. Viyana’da bir hafta boyunca prova yaptık. Kızların ne kadar iyi dansçı olduklarını bilmediğim için ben de koreografiyi kostüm üzerinden şekillendirmek istedim.”

Bu arada dansçılardan bahsetmişken şu önemli bilgiyi de ekleyelim: Erener’in, NTV röportajında “Yanındaki profesyonel dansçıların yanında hiç sırıtmadı!” diye takıldığı o şarkıcı ise ünlü müzisyen Özge Fışkın. O da dansçılardan biriydi ve aynı zamanda Erener’in geri vokalini yaptı.

Candaş Baş, işte bu şekilde kostümlerin ve özellikle de kurdelaların ön plana çıkmasını sağlamasıyla da hem görsel anlamda oldukça etkileyici bir şova imza atıyor hem de yıllarca diğer yarışmacıların kopyalayacağı düzeyde klasikleşecek bir Eurovision performansını yaratıyor:

Junior Eurovision 2018 yarışmasını Polonya’ya kazandıran Roksana Węgiel’in Anyone I Want To Be performansı ve 2007 Eurovision’unda ise Yunan yarışmacı Sarbel’in Yassou Maria isimli eserinin yedincilik alması bunlara birer örnek olarak gösterilebilir.

Her şeyin ötesinde esas olarak ise, Everyway That I Can’in en önemli gücü hiç şüphesiz Sertab Erener’in o mükemmel ses rengiydi. Parça, İngilizce olmasına rağmen vokal kalitesinden hiç ödün vermeyen ve özellikle nakarat bölümlerindeki çıkışlarıyla tizlerde harikalar yaratan şarkıcı, aynı zamanda bir yandan dans da ederek yeteneklerini bütün dünyaya fazlasıyla kanıtladı. Kendi kariyeri için ise belki de klasikleşmiş Aşk parçası ile birlikte vokalinin en üst düzeyde olduğu iki eserden biri bu şarkıydı.

2003 Eurovision Yarışması için genel olarak bahsetmek gerekirsek, birinci olmamamızın da yanında oldukça heyecanlanmıştık; çünkü bu başarımız, son saniyede Slovenya’nın oyuyla belli olmuştu.

Ayrıca şuradan izleyebileceğiniz gibi yarışmanın sonuçlarının açıklandığı kısımda en son anda galip gelen ülkemiz; gurbetçilerimizin yoğun olduğu Avusturya, Bosna Hersek, Hollanda ve Belçika’dan 12 tam puan alırken, yaygın bilinenin aksine, esasen tam puan beklediğimiz Almanya ve Fransa’dan ise 10 puan almıştı.

Bununla birlikte, o dönemlerin efsane pop gruplarından olan Rus ikili t.A.T.u’nün bile bu yarışmada geri planda kalıp üçüncü olması da kesinlikle unutulamayacak başka bir detaydı.

Son olarak, şunu açık sözle dile getirmeliyiz ki Sertab Erener’in bu başarısı bir daha asla tekrarlanamayacak:

TRT Genel Müdürlüğünün, 2013 yılından beri saçma sapan sebeplerle yarışmaya katılmama kararı alması buna bir sebep; ancak bunu iddia etmemizin esas nedeni, eğer bir gün yarışmaya tekrar katılacak olsak bile, o yıllardaki sanat özgürlüğü ortamından geride kalacak olmamızdır.

Everyway That I Can’in şarkı sözlerinin bütünündeki “Beni tekrar sevebilmen için her şeyi yapabilirim!” hissiyatı, aşk ana temasının yanı sıra cinsel anlamda da bolca cesur göndermeler yapıyordu. Hatta parçanın klibinden de bu kolaylıkla anlaşılabilir. Umur Turagay tarafından yönetilen bu video, Topkapı Sarayı‘ndaki Harem ve Hamam bölümleri ile Sultan II. Abdülhamid‘in odasında çekilmişti.

Günümüz Türkiye’sinde ise bu konseptte bir işin, Eurovision’a katılmasını geçin, RTÜK tepkisini çekmeden televizyon kanallarında yayınlanması bile çok zor. Özetle, yakın geçmişimize özlem duyduğumuz şaka gibi zamanlarda yaşıyoruz. Kalitesizleşmiş popüler ve alternatif müzik piyasasının, hatta konser ile festivallerin yanında, filmler ve televizyon dizilerinde bile yakın geçmişteki “özgür” eserleri izlemeyi tercih ediyoruz.

Popüler kültürde geçmiş zamanları arıyoruz. Bu nedenle, ülkemizdeki sanata bakış açısından, Everyway That I Can’in eşsizliğinin yerinin doldurulamayacağı çok açık ve maalesef üzücü bir gerçek.

Teşekkürler Sertab Erener, Demir Demirkan ve emeği geçen diğer güzel insanlar!

 

Kaynak: 1234.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here