Birey, kendisini her zaman toplumsal gücün etkisinde hisseder. Bireyi etkileyen toplumsal güç, bireyin yaşadığı şehir, kasaba ve mahalle kültüründen; çevresini oluşturan diğer bütün etmenlere kadar indirgenebilir. Fakat asıl etkili güç, bireyin mensup olduğu toplumun değer yargılarıdır. Toplumsal güç; siyasi, sosyal, ekonomik göstergelerin negatif yönde tavan yaptığı bazı dönemlerde bireylerin bulunduğu coğrafya içerisindeki yaşamlarını her alanda etkiler ve baskılar ki, bireyin fikir ve düşünce özgürlüğünü tehdit edecek seviyeye ulaşır. Özellikle totaliter rejimlerde, toplum ve devlet yapılarında birey, bir taraftan devletin bir taraftan da toplumun kuralları arasında sıkışıp kalır. Hatta bir kısım davranış kalıpları, kültürel değer olarak zihinlere yerleştirilerek bireylerin baskı altına alınmasında etkili bir araç olarak kullanılır.
Kanat Güner’in, kendi hayatını anlattığı ve ölümünden kısa bir süre önce yazmış olduğu ”Eroin Güncesi” kitabı, 1997 yılında yayımlanmıştır. Kitaba, yayımlandığı ilk yıl okurları tarafından, ”Alt kültüre hizmet eden bizdeki ilk örnek.” tanımlaması yapılmıştır. Sonrasında, bu cümlenin doğruluk payının ne kadar yüksek olduğu görülmüştür. Anlatı tarzında yazılmış olan bu kitap, Kanat Güner’in çocukluğundan başlayıp ölümüne kadar olan süreyi kapsar ve gerçekliği, hayatını ve ölümünü yaşayarak yazmış olmasıyla tescillidir.
Kanat Güner, 1970 yılında Muş’ta dünyaya gelmiştir. Çocukluğundan lise yıllarına kadar Malatya’ da yaşamıştır. Ailesi ve arkadaşları tarafından her zaman örnek bir birey olarak gösterilmiştir. Anadolu’nun bağrında yaşayıp bulunduğu yerin kültürüyle yoğrulmasına rağmen çocukluğundan beri aidiyet duygusu ile başının belada olduğunu söylemiştir. Zaman geçtikçe, zihninde varoluşsal problemlerle de uğraşmaya başlayan Kanat Güner, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni kazandıktan sonra İstanbul’a yerleşmiş ve kendisi için yaşanacak sonun başlangıcına adım atmıştır. Bu yolculuk, hayatını tamamen değiştirmiş ve ölümüne sebep olan birçok etmen ile karşılaşmış, fiziksel ve duygusal bağlılıklarından kurtulamamış ya da kurtulmamıştır. Kitapta da üstüne basa basa söylediği şey, her zaman kendi isteği üzerine bir hiçlik halinde olduğu ve bunu değiştirmek için uğraşmak istemediği, halinden mutlu olduğu gerçeğidir. Hayatı boyunca kendine en çok zorluğu çıkaran, başını derde sokan bir huyu olarak gördüğü ve en fazla bahsettiği şey ”bağlılık” olgusudur. Kitabın bütününe hakim olan bu olgu, Kanat Güner’in hayata karşı her anlamda incinmesine ve sonunda da yitip gitmesine neden olmuştur. Arkadaşları, sevgilileri, evlendiği kişi, kullandığı maddeler… Kanat Güner, her daim bir şeylere bağlı kalma durumunu ve sadakat duygusunu, hayatının her noktasında merkeze koymasıyla alakalı olarak kendisine zarar verdiği ne var ne yoksa onlardan uzak kalamamış ve bu durumda kendi sonunu bile bile hazırlamıştır.
Kanat Güner, toplumsal olarak kendini bir yere koymamış ve yaptığı her hareket ve içinde bulunduğu her durumdan sadece kendisinin sorumlu olduğunu üstüne basa basa söylemiştir. ”Kirli” bir dünyanın içinde yaşamasını bazen zevk ile bazen de iğreti ile karşılamış fakat kendi yarattığı dünyasını istediği biçimde şekillendirmiş ve birey olmak ile olmamak arasındaki uçurumda kendini boşluğa bırakmıştır.