“aldanmıyorsam bir zamanlar hayatım, önüne
bütün gönüllerin açıldığı, yoluna bütün şarapların
döküldüğü bir şölendi.
bir akşamdı dizimi oturttum güzelliği-terslik
edecek oldu-iler tutar yerini bırakmadım ben de.
bayrak açtım adalete karşı.
aldım başımı kaçtım. ey büyücüler, size ey
bahtsızlık, ey nefret, hazinem size emanet.
azmettim, söndürdüm içerimde insan ümidi adına
ne varsa. bir yırtıcı hayvan amansızlığıyla atıldım
üzerlerine boğayım diye cümle sevinci. ‘’

Jean Nicolas Arthur Rimbaud, 1896’da Fransa’nın güneyindeki Charleville kentinde doğmuştu. Babası henüz o daha doğmamışken evden kaçmış, Rimbaud annesiyle birlikte büyümüştü. Onun çocukluğu baskılar ve kentin tekdüzeliği içinde geçmişti. İlk şiirlerini yazdığında sadece 15 yaşındaydı. Öğretmeni Izambard ona her yönden yardımcı oluyor, ünlü yazarları ona tanıtıyordu. On altı yaşında evden kaçtı; köy köy, kent kent yaya olarak dolaştı. Bu kaçışlar yinelendi. Evden kaçtığı dönemde yazdığı ünlü mektubunda “Eski Yunan şiirinden bu yana, iki bin yıldır, ozanların yazdıkları uyaklı yazıdan, sözcük oyunlarından öteye gidilmedi. Gerçek ozan, ateşi çalmasını bilen ozandır.’’ diyor, Paul Verlaine ve Baudelaire dışındaki herkesi yok sayıyordu.

Daha sonra Rimbaud, yazdığı şiirleri Verlaine’e gönderdi ve ondan güzel yanıtlar aldı. Zuhal Şiirleri, Çapkın Törenler, Tatlı Şarkılar, Sözsüz Romanlar’ın yazarı onu Paris’e çağırmıştı. İki ozan Paris’te başıboş bir yaşam sürmeye başladılar. Zamanlarının çoğu meyhanede geçiyordu. Rimbaud ile eşcinsel ilişkisi yüzünden Verlaine’in karısıyla arası açıldı. Rimbaud ve Verlaine önce Belçika, daha sonra Londra’da birlikte kaldılar. Kavga ettiler, barıştılar, yeniden bozuştular. Verlaine, Belçika’da Rimbaud’u vurdu ve hapse düştü. Artık araları tümüyle açılmıştı.

15-16 yaşlarında şiire başlayan şair, 21 yaşında şiir yazmayı bırakmıştı. Yazın hayatı bu kadar kısa sürse de eserleri çok kıymetliydi. Rimbaud şiir yazmaya başladığında Fransa’da Romantizm ve Parnasizm etkiliydi ama bir yandan da Sembolizm doğmaya başlamıştı. Rimbaud, sanat görüşünü belirten özel yazılar yazmamıştı fakat öğretmeni Georges Izambard’a ve Paul Demeny’ye yazdığı mektuplardan şiir anlayışıyla ilgili ipuçları yakalayabiliyor ve kendisinin Sembolist şiirin öncüsü olduğunu söyleyebiliyoruz. Rimbaud şiir dilinden söz ederken “Ruha ruh olacak bu dil; koku, ses, renk, ne varsa düşüncede hepsini özetleyecektir.” demişti.

Verlaine ile olan anlaşmazlıklarından sonra kendini yollara bırakan genç ozan Hollanda, Avusturya, İsveç, Norveç ve İtalya yolculuklardan sonra Kıbrıs üzerinden Afrika’ya yöneldi. Ayağında, bacağında kanser tümörü çıktı ve Marsilya’da bacağı kesildi, bir süre sonra da dünyaya veda etti.

Meraklısına öneri: 1995 yapımı Tutkunun Şairleri adlı film Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatları ve ilişkileri hakkında kesitler sunan biyografik bir filmdir. İzleyip daha fazla bilgiye sahip olabilirsiniz.