Kaplumbağalar da Uçar, ABD-Irak Savaşı sırasında Türkiye-Irak sınırında bulunan bir mülteci kampında yaşayanların hikâyesini konu alıyor. Özellikle savaş ortamında bulunan çocukların yaşadıkları ve psikolojileri üzerine eğilen film, aynı zamanda Saddam’ın ardından Irak’ta çekilen ilk filmdir. Filmi yazan Bahman Ghobadi‘nin Songs Of My Motherland adlı filminin gösterimi için gittiği Bağdat’ta savaş ortamını görmesi ve gördüklerini tüm dünyaya da gösterme isteği, bu filmin çekilmesi için ilk adımı oluşturmuştur. Aynı zamanda filmin yönetmen koltuğunda da oturan Ghobadi’nin savaş gerçeklerini böyle etkileyici anlatması, filmin uluslararası pek çok festivalde boy göstermesine olanak vererek Berlin Uluslararası Film Festivali Barış Film Ödülü dahil toplam 23 ödülün de sahibi olmasını sağlamıştır.

Film, savaşa çocukların gözünden bakmayı tercih ettiğinden başrollerimizin hepsini çocuk oyuncular oluşturuyor. Soran, 13-14 yaşlarında olmasına rağmen oldukça becerikli bir çocuk. Köylülerin basit ihtiyaçlarını karşılamak için başvurdukları Soran daha önce pek çok kampta bulunmuş fakat köye yeni gelen bir kıza olan aşkı onu bu kampta tutmuş. Amerikalıların tüm yaşananlara son verebileceğini düşündüğünden büyük bir Amerikan hayranlığı da bulunan Uydu, aynı zamanda oldukça cesur ve akıllı. Köylülere gaz maskesi, silah, kablo gibi işe yarayacak şeylerin sağlayıcısı olarak herkes tarafından tanınıyor. Büyük bir kargaşanın ortasında ne yapacağını bilemez şekilde halkın dünyadan haberdar olma isteği her yerde ortak payda olmuş ve Soran, savaş kamplarına uydu alımı için organizasyonu sağladığından lakabı Uydu olarak kalmış.

Filmin can yakıcı hikâyesinin sahipleri ise Agrin, Riga ve Hengov oluyor. Halepçe Katliamı sırasında Agrin, abisinin gözleri önünde tecavüze uğrayarak bir bebek sahibi olmuş. Küçük yaşta yaşadıklarının yükü altında ezilen Agrin’in tüm bu olanlara ve yaşadıklarını her an ona hatırlatan Riga’ya olan öfkesi ise kendi içinde ayrı bir savaşa yol açmış. Görme engelli bir bebek olan Riga, henüz savaştan habersiz, sevgiye muhtaç bir çocuk olarak neredeyse filmin tamamını annesi Agrin’in sırtında geçiriyor. Agrin’in başına gelen felaketlerde en büyük destekçisi ise abisi Hengov olmuş. Kız kardeşi ile onun oğlunu koruyan ve sahip çıkan Hengov, sert görünümün yanında savaşta hayatta kalmayı başaran bu küçük ailesine büyük bir sevgi besleyen bir ağabey olarak çıkıyor karşımıza. Hengov’u diğer tüm çocuklardan ayıran ise kehanet yeteneği. Yakın zamanda olacakları görebilen Hengov’un bu yeteneği pek çok hayatın kurtulmasını sağlasa da, engel olamayacağı şeyleri ve yaşanan büyük acıları daha derinden hissetmesine neden oluyor.

Kendi canlarının derdinde olan bu çocuklar, yaşlarından büyük şeylerin üstesinden gelmiş olgun bireyler olarak karşımıza çıkıyor. Kendi yaşam çizgilerini yoluna koymak isteyen çocukların bu olgunlukları her tavırlarına yansıyor. Başlangıçta Hengov ve Uydu arasında bir gerilim kendini hissettirse de kısa sürede bu tartışmalara yer veremeyecek kadar meşgul olan çocuklar, yine kendilerinin ve köyün iyiliği için bir araya gelmek mecburiyetinde kalmışlar. Çocukların mayın toplayarak geçim sağladığı bu savaş ortamında her birinin farklı bir psikolojide olması kaçınılmaz olmuş, izleyenlerin ise bu noktada çocukların dünyasına girmesi ve onları anlama yoluna gitmesi gerekliliğini getirmiş.

İranlı yönetmen Bahman Ghobadi, filmin ardından hikâyesiyle ilgili derin çalışmalar ortaya koymuş. Öncelikle Irak’ta bir süre DVD kamera ile bu dünyaya bir pencere aralayan Ghobadi, ardından medyada gördüğümüz savaştan bambaşka bir dünyayı izleyenlere sunuyor. Oyunculukları ve kadraj kullanımı ile başarılı bir sinema eseri olan Kaplumbağalar da Uçar’da Ghobadi, asıl büyüyü olay örgüsüne yerleştirmiş. Simgesel dünya üzerinde sıkça çalışan Ghobadi özgürlüğü, aşkı ve savaşı anlatmakta farklı araçlar kullanarak kelimelerin ötesine gitmiş, izleyenlerin duyguları ile direkt iletişime geçmeyi başarmış. En belirgin örneği, yeniden doğuşun temsilcisi olan kırmızı balıklar film boyunca Uydu ve Agrin’i derin arayışlara sürüklemiş, bu süreç tüm yaşananlar gibi sonuçsuz kalmıştır. Ufacık bir çocuğun koltuk değneğini silah gibi Türk askerine uzatıp ateş açılmasını beklemesi gibi pek çok davranış, savaşın çocukların psikolojisi üzerindeki etkisine dair pek çok detayı ortaya koyuyor.

Kaplumbağalar da Uçar’da Agrin, Hengov ve Uydu adlı üç çocuğun hayat mücadelesine şahit olurken savaşa bambaşka bir perspektiften bakma şansı yakalıyoruz. Uzun süre etkisinden çıkamayacağımız film, her sahnesi ile hafızamıza kazınmaya başarıyor. Tamamı amatör oyunculardan oluşan filmin bu kadar etkili olabilmesini ise savaş gerçekliğine çıplak gözle yakından bakan senaryo sağlıyor. Savaşın hemen öncesi, çatışma süreci ve bitişine kısa kısa sahne olan film, savaş bitse de bıraktığı izlerin kalıcı oluşuna da dikkat çekmiş. Bir savaş kampını mesken tutmuş yapım, izleyenlere beklenenden fazlasını veriyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here