Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
2

Savaş insanın deneyimleyebileceği en korkunç gerçekliklerden biri. Savaş tarafından hayatı altüst olan toplumların başında ise şüphesiz yüzyıllardır savaş yüzünden insanlığın trajedisini yazan Arap dünyası geliyor. Sene 1975 olduğunda yıllardır farklı etnik kimlikten ve farklı ırktan birçok insanın birlikte yaşadığı Lübnan, savaşın getirdiği acımasızlıktan, çaresizlikten hatta delilikten payına düşeni almaya başlamıştı. Bu savaştan en çok zarar gören şehir ise şüphesiz savaştan önce hoşgörü, özgürlük ve güzel kadınları ile anılan, bugün bile Suudi Arabistan’da kadınlar araba kullanma haklarına eriştikleri için daha yeni sevinirken, kadınların tecavüz yasasını protesto etmek için sokakları beyaz gelinliklerle süsleyebilen, Ortadoğu’nun özgür ve aykırı şehri Beyrut’tu.

1950’li yıllarda Beyrut

1990’ın sonlarına kadar sürecek olan iç savaş, Beyrut’u adeta bir hayalet şehre çevirdi. Yaklaşık 200 bin insan hayatını kaybetmiş, 350 bin insan yaralanmış, 1 milyon insan ise göç etmişti. Kazanan olmamış, kaybedense yine insanlık olmuştu. Lübnan halkının acılarını resmedenlerden biri ise Lübnan asıllı Fransız sanatçı Ibrahim Maalouf olmuştu.

Çoğumuz Maalouf’u İstanbul’da katıldığı sayısız caz festivallerinden, 2013’de çıkardığı “Illusions”, 2015’de çıkardığı “Red & Black Light” albümlerinden, 4 pistonlu trompeti sayesinde Doğu ve Batı müziğini harmanlayan şahsına münhasır bir virtüöz olarak tanıyoruz. Fakat Maalouf’un diskografisinden öyle bir şarkı var ki, diğer tüm şarkılarında hissedilen hayat dolu, mutlu ve enerjik müziğinden farklı bir hikaye anlatıyor.

Maalouf, henüz 12 yaşında iken Lübnan’da ateşkes ilan edilmesi üzerine savaş yüzünden göç ettikleri Fransa’dan özüne dönmek ve köklerini hatırlamak üzere memleketine, doğduğu şehir olan Beirut’a gelir. Henüz Led Zeppelin ve Pink Floyd gibi rock efsanelerini yeni keşfetmişken, her zaman yaptığı gibi kulaklığını takar ve şehrin sokaklarında yürümeye başlar. Fakat Beyrut şehri 15 yıl süren iç savaşın ardından harabeye dönmüş, özgürlüğün ve sanatın şehri kendi halkı tarafından yok edilmiştir. İşte “Beirut” tam da bu sırada bestelenmiş. İbrahim Maalouf öyle bir besteci ki, şarkı tamamen enstrümantal olsa da, müzisyenin aklından geçen cümleleri anlamak mümkün. Şarkıyı dinlemeye başladığımız an, aynı onun şehri ilk gördüğünde hissettiği gibi bizi kasvetli, hüzün ve acıyla dolu bir ortam karşılıyor. Trompeti kimi zaman “neden böyle yaptınız” der gibi çığlık atarken, kimi zaman sakinleşip yaşadığı acıyı sindirmeye çalışıyor. Arka planda dönüp duran gitar, sanki Arap halkının bir türlü içinden çıkamadığı savaşlarla dolu talihsiz tarihi anlatıyor. Kurşun delikleriyle kaplı binaların arasında yürürken moloz yığınlarına takılıyoruz ve sendeliyoruz. Fakat Maalouf, savaşta hayatını kaybeden ve yaralananlar için olması gerektiği gibi matemini tuttuktan sonra, trompetiyle attığı, güneş gibi doğan son bir çoşkulu çığlıkla sanki bizi Beyrut’un o barut ve kan kokulu sokaklarından çıkarıp savaşın yıkıcı etkilerine rağmen hayatın ne kadar güçlü olduğunu, hayatta kalanlarla birlikte yeni bir hayat kurulabileceğine, Beyrut’un eski ruhuna ve güzelliğine kavuşturulacağına dair inancını her zamanki umut dolu pozitif kişiliği ile hissettiriyor.

 

Savaş; korku ve sefaletten başka bir şey veremez. Yakar, yıkar, öldürür, yok eder. Nazım Hikmet

 

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here