Yemek masalarında otururken her gün izlediğimiz, yenisini bulana kadar beş dakika konuşulacak bir sohbet konusu haline getirdiğimiz, sosyal medyada gezinirken yüzümüzü buruşturup kınayan bir cümleyle tepkimizi belli edip ardından kedi videosu ‘like’ladığımız; yani kısacası normalleştirdiğimiz bir vahşet var. Bu vahşet kimi zaman açlık, kimi zaman savaşta kopan uzuvlar, kimi zaman da ölen çocuğunun başında ağıt yakan anneler olarak ortaya çıkıyor ve aslında dibimizde, bizimle aynı yeryüzünde yaşanıyor. Bizim görmeye veya dinlemeye, üzerinde uzun uzun düşünmeye sabredemediğimiz bu gerçekleri birileri bizim için haber yapıyor, fotoğraflıyor ve belgeliyor. İşte Uğur Gallenkuş da savaş fotoğrafçılarının çektiği bu fotoğrafları, barış ortamından karelerle kolajlıyor. Yaptığı bu etkileyici çalışmalarla son birkaç yıldır özellikle yabancı basının ilgisini çeken sanatçı ile eserleri üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

1. Uğur Gallenkuş kimdir bize kısaca anlatır mısınız? Soyadınız konusunda kafam biraz karıştı, bazı kaynaklarda Gallen olarak geçiyor bazılarında ise Gallenkuş. Siz de Instagram hesabınızda ikisini de kullanmışsınız. Hangisi doğrudur?

İsmim Uğur Gallenkuş. 29 yaşındayım ve İstanbul’da yaşıyorum. İşletme lisans mezunuyum. Özel bir şirketin E-Ticaret sitesini yönetiyorum. Hiçbir sanat eğitimim bulunmamaktadır. Tamamen alakasız ve gelişi güzel bir hayata sahibim bu söylediklerimden anlayacağınız gibi. Sanal alemlerde ugurgallen nickini kullanıyorum. Çalışmalarımı da bu şekilde yapıyorum. Böyle daha basit olduğunu düşündüğüm için tercih ediyorum.

2. Sanat kavramının çokça tartışıldığı ve neyin sanat olup olmadığı konusunda tereddütler yaşanan bir dönemdeyiz. Siz yaptığınız işi sanat olarak ve kendinizi sanatçı olarak değerlendiriyor musunuz?

Sanat mıdır değil midir tam olarak ben de bilmiyorum. Ama günümüzde bu tarz dijital çalışmalar artık yaygın ve genel olarak bu işlerle uğraşan kişiler dijital sanatçı olarak adlandırılıyor. Artık nesnel ürünlerle çalışmalar yapmak gerekmiyor sanatla ilgilenmek için. Ben genelde montaj ya da kolaj çalışmalarına ağırlık veriyorum ve bundan dolayı kolaj sanatçısı olarak tanımlıyorum ve genelde de öyle hitap ediliyor.

3. Bu tarz çalışmalar yapmaya ne zaman ve nasıl başladınız? Başlarken bu kadar ses getireceğini tahmin ediyor muydunuz?

Ben montaj çalışmalarına hobi olarak devam eden birisiyim ve 2014 yılından bu yana bobiler.org sitesinde gündemsel, siyasi ya da mizahi çalışmalarımı yapıp paylaşıyordum. Bu yöndeki ilk çalışmam 2015 yılında Aylan bebeğin cansız bedenine yaptığım çalışmamdır.

Paralel Evren çalışmamın ilklerini 2016 yılında yaptım. Bu çalışmalara başlamama sebep olan olay o zamanlarda mülteci krizi olarak adlandırılan ve mültecilerin Avrupa’ya geçmelerinin engellenmesi ve kaçak yollarla Ege denizi üzerinden geçişleri sırasında yine kaçak yollarla geçecek olan mültecileri jandarmanın engellemesini konu alan bir haberdir. Bu haberde çaresizlik ve korku içerisinde etrafına bakan çocukları izledim. İçerisinde bulundukları bu duruma bir farkındalık oluşturmak için kendimce bu seriyi başlattım.

Belirli zamanlarda bu seriye ait çalışmalar yapmaya devam ettim. İlk paylaştığımda çok ses getirmedi. Fakat 2018 yılı sonunda çalışmalarımdan bir düzinesini global bir içerik sitesinde paylaştım. Çok farklı tepkiler ve farkındalık oluşturdu. O zamandan beri bu çalışmalarıma daha fazla ağırlık veriyorum. Bu kadar ses getireceğini beklemiyordum. En son çalışmalarımdan bazılarını Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) bir kampanyası dahilinde kullandı  ve yer verdi.

4. Yaptığınız kolajlar, fotoğraf çalışmaları her gün haberlerde gördüğümüz ve artık normalleşen olayların ciddiyetini bize hatırlatıyor ve farklı ülkelerden pek çok kişinin takdirini topluyor. Takipçi kitleniz çok geniş ve çeşitli, popülariteniz de gittikçe artıyor. Peki, siz artık sürekli gördüğümüz için normalleşen şeyleri normallikten kurtarmak isterken, sizin çalışmalarınızın da popülarite kazanması ile beraber normalleşmesinden ve etkisini kaybetmesinden endişe ediyor musunuz?

Yapmış olduğum çalışmaların ve içeriğinin geçici olduğunu ya da sıradanlaşacağını düşünmüyorum. Savaş, açlık, gelir eşitsizliği, kadın hakları, doğal sorunlar vs. her zaman ve her daim gündemimizde olacak ve hayatımızda yer aldığı sürece de çalışmalarımızda yer alan kıyaslama daha çok önümüze gelecek. Burada ki fark şundan ileri gelmektedir: Her zaman haberlerde gördüğümüz olayları ben ince bir çizgi ile kendi hayatınızdan bir olaylar ya da kişiyle kıyaslıyorum. Bu kıyaslama karşı tarafta yer alan sorunu daha iyi anlamanızı veya düşünmenizi sağlıyor. Bu yüzden de takipçilerim sadece bir bölgeden değil her yerden. Gösterdiğim sorunlar hepimizin sorunları.

5. İki zıt dünyanın birleştiği fotoğraf çalışmalarınızla siz ne anlatmayı amaçlıyorsunuz? Ulaştığınız kitle sizce çalışmalarınızdan ne gibi çıkarımlar yapıyor, onlar üzerinde istediğiniz etkiyi bırakabiliyor musunuz?

Çalışmalarımla vermek istediğim tek taraflı olmayan mesajlar mevcut. Aslında siz ne anlatmak isterseniz isteyin insanlar kendi fikir dünyaları üzerinden bu çalışmaları yorumluyor. Öncelikle çalışmalarımdaki mesajları anlamak için bir dil bilmenize gerek yok. Görmeniz yeterli. Bu yüzden de evrenselleşmesini daha hızlı sağlamakta. Ben gelişmiş toplumlara öncelikle kendileri ve yaşadıkları dünya haricinde farklı hayatların ve sorunların oldukları etkili bir şekilde kendilerine gösteriyor. Ki buna bağlı olarak insanların bulundukları şanslı durumu görmelerini ve şükretmelerini sağlıyor ve buna bağlı olarak sorunlara maruz kalan insanları anlayıp empati kurmalarını sağlıyor. Bu yönde çok mesaj aldım ve alıyorum. Asıl çalışmalarımda vermek istediğim mesajın ana alıcısı, acı içerisinde yaşayan gelişmemiş toplumlardır. Hayatı sorgulayan gözlerle farkı görmelerini amaçlıyorum. Neden onların çocukları huzurlu ve neşeli olamıyor. Eğitim, hukuk, bilim, devlet yönetimi, özgürlükler, sanat, spor gibi alanlarda neden atılım içerisinde olamadıkları ve karanlık dehlizlerde dolaşmak zorunda kalmalarından dolayı içerisinde bulundukları bu sorunları yaşadıklarını ve çözemediklerini anlamalarını sağlamayı amaçlıyor. Bulunduğunuz coğrafyayı seçemezsiniz ama bunu değiştirmek nesillerce sürecek bir değişim isteğiyle mümkündür. Bu yönde de insanlardan olumlu geri dönüşler alıyorum. Ama bu gelişmemiş toplumlardan hala aynı batı ya da gelişmiş ülkeleri suçlama yorumları da alıyorum. Biraz kendilerine bakıp sorunun çok uzakta olmadığını görebilirler. Zaten bu çıkarımları yaşı geçmiş kişilerden beklemek güç ben bunu yeni nesilden bekliyorum. Bu farkı ve değişimi onlar başlatabilirler. Sao Paulo, Paris, Manchester, Teksas, Hakkari ya da İtalya’nın bir ada şehrindeki öğretmenin benim çalışmalarım üzerinden bunları çocuklara sorunları ya da geleceği sunması ve göstermesi benim için daha önemlidir. Bu saydığım ve daha bir çok yerlerden de çok güzel geri dönüşler aldım ve alıyorum.

6. Verdiğiniz bir röportajda ‘Bu çalışmalarımla sadece batı dünyasına ya da refah içinde olanlara seslenmiyorum. Acı çeken tarafın da “neden bu sorunları yaşıyoruz, neden bu düzeye gelemiyoruz, neden demokrasi, insanca yaşama, huzur güven bizde yok” demelerini sağlamayı amaçlıyorum.’ demişsiniz. Acı çeken ve hayatını savaşın içinde idame ettirmeye çalışanlara yeterince ulaşabildiğinizi düşünüyor musunuz? Aldığınız geri dönüşler oluyor mu?

Acı çeken ve savaş içerisinde olan toplumlara çalışmalarımı ulaştığını düşünüyorum. Ama bazılarının bu mesajlarını anlamadığını düşünüyorum. Bu düşünceme aldığım mesajlar değil de bu çalışmaları paylaşırken kullandıkları dillerden algılayabiliyorum. Genelde bir mağduriyet ve karşı tarafı suçlayan dile hakimler. Tabi bu acılara maruz kalan bir çok kişiden de geri dönüş alıyorum. Irak-İran savaşında o zamanlarda mülteci ufak bir kız olan, Türkiye’ye sığınan ve İstanbul üzerinden ABD’ye sığınıp orada yaşayan bir kadından mesaj almıştım. Çalışmalarımda o zaman yaşadıkları sorunları ve sıkıntıları hatırladığını iletti.

7. Kullandığınız fotoğraflarda genelde çok ayrı iki uç görülüyor. Türkiye sizce savaş ve barışın yan yana geldiği bu resimlerin neresinde yer alıyor?

Bence şuanda Türkiye’m çalışmalarımdaki bu ince çizgidir. Hangi yönde yer alacağına biz karar vereceğiz. Bu yüzden yapmış olduğum çalışmalardaki kıyaslamaların anlamını bu daha çok önemli ve dokunaklı kılıyor.

8. Çok geniş bir yelpazedeki takipçi kitlenizin yanı sıra yabancı basına da röportajlar veriyorsunuz. Sizce çalışmalarınızın Türkiye’de halktan ve yerli basından hak ettiği ilgiyi görüyor mu?

Ben ilk olarak dış basında bilinirlik kazandım. İlk röportajlarımı oralardan aldım ve hala alıyorum. Sanırım en son bilinirliğe sahip olduğum yer Türkiye. Evet basında çok yer almadım. Bu aslında biraz toplumun beklenti ve ilgisinden kaynaklı bir durum. İtalya, Fransa ve İspanya gibi yerlerde daha çok insan sizi tanımak ve çalışmalarınızı görmek istiyor. Çünkü toplumları bu tarz konulara ilgili. Hem de aşırı derecede. Sanırım 11 adet İtalyan şehrinden sergi teklifi aldım. Ülkemizde bu süreç biraz farklı, ilgisi olan insanlar zaten sizleri önceden farklı hesaplardan bulmuş ve takip etmiş oluyor. Gazete ve dergilerde de olaylar çok farklı işliyor. Yabancı bir dergi gazete sizinle röportaj yapıyor ve bir sonraki gün yayınlanıyorsunuz. Ama ülkemizde bu süreç çok uzun. Vermiş olduğunuz bir röportaj ya da haber haftalar sonra yayınlanabiliyor. Çünkü gündem çok fazla, farklı ve en önemli değişken. Zaten artık medya ülkemizde tek tip oldu. Farklı şeyler yapılan kurumlar kalmadı gibi. Şuana kadar 2 çalışmamdan dolayı çok yoğun olmasa da eleştiri aldım. Bu çalışmalara eleştirileri yapanlar da Türklerdi. Bunlar Nusret’in yer aldığı ve Ankara’da Rus büyük elçisini öldüren katilin olduğu çalışmalarımdı.

9. Sizin ilham aldığınız sanatçılar var mı? Siz de genç sanatçılara ilham olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Şunu belirtmeden geçmek istemiyorum. Ben zorlu şartlar altında çalışan ve sadece bir kaç saniyelik zaman içerisinde önemli kareler çeken foto muhabirlerinin çalışmalarını kullanıyorum. Ben sadece bu önemli kareleri farklı bir şekilde servis ediyor ve mesaj yüklüyorum. Ki bazılarında zaten bu mesaj her zaman mevcut. Benim yaptığım teknik son yıllarda dijital çalışmalarda mevcut. Hatta bu yönde çalışmalar yapan hesaplar bile mevcut. Kimi rönesans tabloları, heykeller, kimi objeler üzerinden bunu yapıyor. Benim en beğendiğim hesaplardan birisi combophoto hesabıdır. Yıllardır takip de ederim. Başarılı ve profesyoneldir. Geçenlerde bana “Sanki benim çalışmalarımdan biraz esinlenmişsin.” diye mesaj bile attı 🙂 Teknik aynı ama verilen mesajlar farklılık gösteriyor. Çalışmalarımdan sonra evet bir çok kişiye örnek olduğumu görüyorum. İnsanlar benim gibi çalışmalar yapmaya başladı. Sahte hesaplarım bile çıkmış. Bazıları benim teknikte olan çalışmalar gördüğünde de bana mesaj atıyor 🙁

10. Sizi yaparken çok etkileyen, etkileyici bir hikâyesi olan veya favoriniz olarak gördüğünüz bir çalışmanız var mı?

Bu öneme sahip bir kaç çalışmam var. Bunlardan birisi Yunanistan’da mülteci bir baba ile kızının bu fotoğrafı beni çok etkilemişti. Hayatındaki son anlamlı ve değer verdiği parçanın kucağında taşıdığı beden olduğu o öpücükten anlaşılıyor.

Bu fotoğrafta ise sol tarafta yer alan yıkık ve harabe olan okulu yaptığı yardımlarla yaptıran Habibe hanımın (Afganistanlıdır, sonrasında Türkiye’ye sığınmış) damadı mesaj atmışlardı. Fotoğrafı gördüklerinde rahmetli kayın validesinin ne kadar iyi bir insan olduğunu yazmıştı.

11. Son olarak, çalışmalarınızın geleceği ile ilgili bir hayaliniz veya hedefiniz var mı? Önemli bir sergide yer alması gibi…

Çalışmalarımla ilgili öncelikle çözmem gereken telif sorunları var. Şu anda bu konuda bazı projeler yaptık ve bunları tatbik etmek için çalışıyoruz. İleride bu sorunları çözdüğümde gelen sergi tekliflerini ya da farklı projeleri değerlendireceğim. Ve aynı dönemde bir kitap projem var. Gelirinin belirli bir kısmını mülteci ya da savaş mağduru çocuklar üzerine olan bazı özel projelerde kullanılacağız. Kısmetse bunları yapmak istiyorum.

Uğur Gallenkuş’a bu keyifli söyleşi için teşekkür ediyor, yeni çalışmalarını sabırsızlıkla bekliyoruz…

Instagram, Twitter

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here