Yaz aylarının en heyecan verici kısmını pek çok kişiye göre rahatlatıcı bir deniz tatili oluşturuyor. Ege Denizi’nin masmavi sularıyla kucaklanan Yunan Adaları ise ılıman iklimi sayesinde neredeyse yılın her dönemi doğal güzellikleri ve kendine özgü mimarisiyle ziyaretçileri kendine çekmeyi başarıyor. Bu adalardan bir tanesi de Santorini.

Milattan önce 1450 yılında gerçekleşen volkanik patlama sonucu günümüzdeki şeklini alan adanın en karakteristik özelliğini de kıyıya dik uzanan koyu gri volkanik kayalar oluşturuyor. Beyaz kübik evleri, berrak denizi ve volkanik kayalarıyla adanın paletine beyaz, gri ve mavi renkleri hükmediyor.

2019 yazının başında, 25 yılı aşkın süredir bu işi yapan Michopoulos ailesi tarafından adaya kazandırılan, adanın muhteşem manzaralarına ev sahipliği yapan Imerovigli bölgesinde yepyeni bir butik otel; Kivotos Santorini. Adanın çarpıcı doğal güzelliklerinden ilham alınarak tasarlanan yapının baş mimarlık görevini Michael Haris üstleniyor. Ada mimarisinin saflığını korumak adına kullanılan lokal malzemeler ve geleneksel tekniklerin yanında, özenle detaylandırılmış minimalist yaklaşımıyla da tasarıma modern bir dokunuş ekleniyor. Oteli çevreleyen doğal güzelliklerle uyum içinde bütünleşmeyi amaçlayan projede, volkanik kayaların gri tonları ve masmavi sularla buluşan siyah çakıl taşları renklerin bütününü oluşturuyor. Bu yönüyle otel doğal çevreyle uyum sağlarken, yapılı çevredeki beyaz binalar arasında da dikkat çekmeyi hedefliyor.

Yalnızca renklerle sınırlı kalmayıp, ziyaretçilerin ada deneyimini derinlemesine yaşayabilmeleri için iç mekânlarda hacimsel olarak da konsepte bağlı kalınarak, bu atmosfer malzeme detayları ve aydınlatma tasarımıyla da zenginleştiriliyor. Balkonlar, pencereler, kumaşlar ve döşemeler özel olarak en ince ayrıntısına kadar düşünülerek her anın ve her gün batımının ziyaretçiler için eşsiz olması hedefleniyor. İç mekân aydınlatma sistemlerinin ilham kaynağını ise deniz üzerinde küçük yansımalar ve parıltılar yaratan güneş ışığı oluşturuyor. El işçiliği ve özenle üretilen tavan armatürleri ile ziyaretçilerin volkanik atmosferin sihrine kendilerini kaptırması amaçlanıyor.

Otelin en baş döndürücü özelliğine gelecek olursak, Ege Denizini volkanik kayalarla buluşturan 180 derecelik nefes kesici manzarası… Otelin her odası manzara deneyimini sonuna kadar yaşayacak şekilde konumlandırılıyor. Minimalist ve zarif bir yaklaşımla bu muhteşem manzarayı çerçeveleyen açıklıklar, odaların odak noktasını oluşturuyor. Manzaraya karşı konumlandırılmış teraslarda ise ziyaretçilere güneşin tadını çıkarma ve adeta denizin üzerinde duruyormuş gibi hissetme imkanı sunuluyor. İç mekân ve doğal çevrenin dinlendirici uyumu, iç mimari tasarımı bir üst seviyeye taşıyıp bir deneyim tasarımı haline getiriyor. Otelin pencereleri, yılın her dönemi konaklayanlara aynı eşsiz deneyimi sunabilmek adına kavisli olarak tasarlanıyor. Bu sayede, kış aylarında bile güneş odayı canlandırıcı ışığıyla dolduruyor ve ada manzarası her mevsim çabasız güzelliğiyle gözler önüne seriliyor.

Kaynak: 1, 2, 3

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here