Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
175

uç’talık!

Üzerinde çok tartışılan, geniş bir düşünce ve eleştiri yelpazesine sahip olan marjinallik iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi? Bu kavram sözlükte, toplumda türdeş bir kümenin içine girmeyen, onun en ucunda yer alan, aykırı kimse anlamına geliyor. Alışılmışın dışında olana yabancı ve dışlar gözlerle bakan bir dünyada, marjinalliğin en çok nüfuz edebileceği ve barınabileceği nokta ise şüphesiz ki ezberi kuralı olmayan sanat.

Sınırı olmayan ve her dalında hayal gücüyle beslenen sanatta, hiç var olmamış bir hareketin, düşüncenin, akımın yaratılması karşısında, kuşkusuz ki çok sayıda beğeni ve aynı zamanda çok sayıda eleştiri tezahür edecektir. Esasen bu kaçınılmazdır. Çünkü sanat kendini sürekli tekrar eden bir şey değildir. Elbette ki zamanla birlikte toplumsal ve kişisel değişim, bireylerin algılarını, görüşünü ve dolayısıyla hayal gücünü de iyi veya kötü yönde değiştirecektir. Bu noktada algılanan marjinallik, kimine göre iyi bir şeyken, kimine göre sığınılan bir bahaneden başka bir şey değil. Şair Ece Ayhan bu kavramın üzerinde özellikle duran isimlerden. Hatta marjinalliğin karşısına koymak için düşündüğü birkaç terim de bulunuyor: “Benzemezlik”, “uç takılı”, “uç bey!”, “uç’talık”, “derkenarlar”…

‘Marjinallik’ sözcüğü, yeri gelince kafayı bulmak uğruna uyuşturucu ya da aynı işlevi gören hap kullanma alışkanlığı, sakarlık, derbederlik ve hatta düpedüz serserilik anlamını da içerebilir. Ben, Beyoğlu’ndaki meyhane serüvenlerimde böylelerinin çok büyük çoğunluğunun ‘kalık’ olduklarını da görmüştüm!”.

“Şimdi duyuyorum ve okuyorum ki ‘marjinallik’ iyice karıştırılmış ve karışmış durumda. Örgütlenmiş sorumsuzlukta bir kör döğüşü adeta! ‘Marjinallik’ önce kurnazlıkla ‘berduşluk’ anlamına alındı. Hatta giderek de düpedüz ‘serserilik’. Sonra, mavi ispirtoyla kafayı bulan ‘kalık’lar ya da alkolikler. Ve hürya! Esrar çekenler, sürekli uyuşturucu kullananlar da işin arkasına takıldı. En sonunda da, ‘tarih atlanarak, siyasal iktidarın ‘olmadık’ ve ‘beklenmedik’ girişimlerine de ‘marjinallik’ dendi!”

Ece Ayhan’ın marjinalliği şüphesiz ki sözlük tanımının sınırları içinde sıkışmış değildir. Aslında sadece bir tanım çabasından da ibaret değildir. Onun kaygısı daha çok tabiri caizse marjinallikten dışlanan marjinaller üzerinedir. Aykırı duruşun sadece belli çizgiler dahilinde kabul edilebileceği görüşüne karşıdır. Onun için serseriler, bağımlılar ve berduşlar da  “marjinallik” tanımının içindedir. Fakat Ayhan’ın bu statüye yerleştirdiği insanlara ve nedenlerine bakıldığında, birtakım anlamsızlıkların olduğunu ve net bir hususiyet oluşturma konusunda duygularının ona bir duvar oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bu yakıştırmaların arasında Nilgün Marmara, Sezai Karakoç, Fikret Ürgüp gibi kişiler bulunuyor. Ama aykırı bazı özellikler taşımanın aynı kategoride barınmak için yeterli olup olmadığı tartışılır. Velev ki bazı durumlarda marjinalliğin çizgileri sınırlarını hadsizce genişletebilir. Kişinin hem iyi bir statü sahibi olup hem de bir bağımlı olması gibi…

Ayhan’ın sınıflandırması bir yana, şüphesiz sanat içindeki marjinallik bir nebze de olsa üretkenliği etkiler. Bu noktada bir marjinal olma çabasının doğması kaçınılmazdır. Fakat bu çaba genellikle yetersiz kalacaktir. Kategorinin dışında duran kişiler ve eserler elbette ki değerini ve sanat adını yitirmeyecektir. Yine de özden gelen marjinallik, sanatın herhangi bir dalında bariz bir şekilde kendini belli edecektir. Ama unutulmaması gerekir ki fikir, yeni bir fikri doğurur, yeni bir fikir ise zihni açar.

Ağaçta yetişen her bir meyve ötekini tetikler ve yüzyıllardır ruhumuz bu şekilde doyuyor.

Kaynak: 1

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
175

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here