Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
122

Sanat dünyası, hem gelişime kolaylıkla ayak uyduran hem de kimi zaman geleneksele sıkı sıkı tutunan yapısıyla pek çok soru işaretini beraberinde getiriyor. Estetik yargılarımızın değiştiğine şüphe yok, artık kimse gittiği bir galeride Rönesans’taki güzel kadın bedenlerini görmeyi ummuyor aksine daha çok “şeylerle” ilgileniyor. Bu “şey” kimi zaman alt metninde yatan ideoloji, kimi zaman kendi bireysel yaşantımızdan esinlendiğimiz bir duygu, kimi zaman ise bizi şaşırtmasını istediğimiz bir nesne kullanımı oluyor. Son yıllarda hem özel galerilere hem de sanat fuarlarına giren Rönesans imgelerinin modern sanattan bir iz taşıyarak yeniden sisteme girmesi bunun kanıtı olarak görülebilir. Bu çok şaşırılacak bir şey mi peki? Aslında değil, Marx’ın deyimiyle “Katı olan her şey buharlaşıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor”. Yani sanat her geçen gün kimi unsurlarını revize ederken, kimisini tamamen atıyor ya da yeni bir şey yaratıyor. Peki bu süreci kim yönetiyor, sanatçı mı sistem mi?

İlk bakışta bu sorunun yanıtı sanatçı olacaktır. Hiç kimse bir sanatçının hangi malzemelerle nasıl bir form yaratacağına karışmıyor elbette. Hatta Stallabrass’ın ifadesiyle günümüz çağdaş sanatı adeta serbest bir bölgede varlık gösteriyor; sıradan, gündelik hayatın işlevsel karakterinden kopuk, onun kurallarından ve uzlaşımlarından bağımsız bir hayat sürüyor sanki. Örneğin İngiliz sanatçı Marc Quinn’in kendi kanını kullanarak yarattığı otoportresi gibi. Bu serbest bölgede herkes sürprizlere açık bir şekilde sanatçıyı bekliyor. Ancak sanatçı çoğu zaman kendi günlük hayatında “dert ettiği” konuları ele alırken içinde yaşadığı sistemi bundan ayrıştırması gibi bir şey mümkün olabilir mi, hatta olmalı mı? Tarih içerisinde izole edilmiş olgulardan ziyade birilerinde iz bırakmış eserleri görmeyi tercih etmez miyiz?

Sanatın bu yönde ilerlemesinin kimi sebepleri olduğuna şüphe yok; buradaki tek aktörün sanatçının kendisi olduğunu söylemek ise zor. Stallabrass sanatçıların artık enstalasyona yönelmesinin belli sebepleri olduğunu ifade ediyor, bana kalırsa bu sebepler aynı zamanda galerilerde sergilenen kimi çağdaş sanat yapıtlarını da kapsıyor. Stallabrass; “İzleyici kitlesi, televizyon seyretmek, sinemaya veya konsere gitmek, maç izlemek veya alışverişe gitmek varken bir müzeye ya da başka bir sanat mekanına gitmeye nasıl ikna edilecektir? Burada, gösteri yaratma konusunda, özellikle televizyonla sürdürülen kıyasıya bir yarış gözlüyoruz” der. Yani neoliberalizmle değişen günlük hayat rutinimize sanatçılar dahil olmaya mı çabalıyor?

Bu sorunun cevabı için alt metninin okunması gereken bir diğer konusu ise ekonomi-sanat ilişkisi. Sanat eserleri günümüzde sadece maddi bir bütçe ayırdığınız değil aynı zamanda her geçen gün size para kazandırmaya devam eden bir meta. Sanat her zaman sermayeyle iç içeydi bu yeni bir şey değil ancak artık sanatsal niteliği yönetme noktasındadır ki esas sorun buradan başlıyor. Sanat ekonomisi finans kapital ekonomisini çok yakından takip eder; finans kapital ekonomisindeki gelişmelerin etkileri çok kısa sürede sanat ekonomisinde de hissedilir. Dünyanın belli başlı finans merkezlerinin aynı zamanda en önemli satış merkezleri olması hiç de rastlantı değildir (Stallabrass,2009:14). Sanatla ekonomi bu kadar iç içeyken satın alanların piyasada üretilen eserler üzerinde etkisi olmadığını söyleyemeyiz. Sanatçılar da belli güç dengeleri içerisinde eser üretirler. Siyasi anlamda karşı çıkan sanatçılar oldukça fazla olsa da sermayenin karşısında durup eserini geniş kitlelerin tanıdığı sanatçılar azdır. Kapitalizm hem parasal hem de kültürel anlamda eserler üzerinde söz sahibidir. Bunun doğrudan yapılmasına hiç gerek yoktur. Sanatçılar, bienallere para ödeyerek katılıp daha yüksek paralar ile eserlerinin satılmasını umarken aslında sermayenin “ne istediğini” bilerek bu işe girişmişlerdir.

Sonuç olarak sanatçı yeni şeyler üretmeye, diğer sanatçılardan “farklı” olmaya çalışacak; ancak bunu sadece kendi bireysel sanatları adına değil bazen bilinçli bazen de farkında bile olmadan büyük galerilerde yer bulabilmek, eserlerini sermaye sahiplerine satabilmek için yapmış olacaktır. Tüketim alışkanlığımız ve gündelik rutinimiz değiştikçe sanatta kaçınılmaz olarak bu rüzgarın etkisinde yol alacaktır. Galerilerde bir eserin önünde dururken bunları da hatırlamak gerekir.

 

Kaynak: 1) Sanat A.Ş Çağdaş Sanat ve Bienaller- Julian Stallabrass

 

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
122

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here