Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
27222

Dünya üzerindeki herkes ucundan kıyısından da olsa sanatın belli dallarına dokunuyor. Belki resim, belki dans, belki de müzik; her insan bir şekilde farkında olmadan dahi hayatının içinde sanatı barındırır. Tamamen başka bir dünyayı yansıtan ve kendini yenileyen sanat, tabii ki bugüne kadar pek çok değişik olaylara vesile oldu.

Sanat dünyasının bu ilginç gerçeklerine göz atmaya ne dersiniz?

1. Mark Rothko’nun Zenginliği

“Soyut Dışavurumcu” bir anlayışa sahip olan Mark Rothk, resimlerinde tercihini her zaman sadelikten yana kullandı ve bu sebepten de birçok kez eleştirilere maruz kaldı. Hayatı boyunca fakir bir şekilde yaşam süren ressam, bir tercihiyle herkesi şaşırttı.

O dönemlerde Manhattan’da çok lüks bir restoran açılacaktı. Açılış için Mark Rothko’ya resim siparişi verildi. Bir resmin karşılığında ise Rothko’ya bugünün parası ile tamı tamına 2,5 milyon dolar teklif edildi.

Fakat Rothko, lüks restorana gelecek olan zengin insanların sanatını anlayamayacağını düşündü ve bu teklifi reddetti.

2. Bir Şişe rakı, Fikret Mualla ve Picasso

Öncelikle Fikret Mualla bu ülkede yaşayan en büyük sanatçılardan biriydi. Hayatının zorluklar içinde geçmesi sebebiyle kendini tamamen resme adayan sanatçı, küçükken annesine İspanyol Gribi bulaştırarak onun ölümüne sebep olmuştu. Bu olaydan sonra ölene kadar suçluluk duygusuyla yaşadı.

Büyük ruhsal bunalımlarına rağmen Fransa’da büyük bir sergi açtı ve bütün eserlerini sattı. Eserlerini satın alan insanların arasında Picasso da vardı. Hatta Picasso bir resmini Fikret Mualla’ya hediye etti. Fakat Fikret Mualla, Picasso’nun hediye ettiği resmi, birine bir şişe rakı fiyatına sattı.

3. Bitmeyen Cümle: Sefiller

Victor Hugo’nun en ünlü eserlerinden olan Sefiller’i duymayan yoktur. Peki ya Sefiller’in içinde tam olarak 823 kelime olan bir cümle olduğunu biliyor muydunuz? Bu cümle 3 sayfa sürüyor ve aynı zamanda Fransız edebiyatının en uzun cümlesi.

(Tarihin mutlaka hafifletici nedenler bulacağı bir babanın oğluydu, ama bu baba, ayıplanmaya layık olduğu kadar, saygıya da layıktı, özel erdemlerinin hepsine, kamuyu ilgilendiren erdemlerin de birçoğuna sahipti; sağlığına, servetine, şahsına, işlerine büyük özen gösterir, bir dakikanın bile değerini bilirdi, ama bir yılın değerini her zaman bilmezdi; itidalli, sakin, uysal, sabırlıydı; babacan adam, iyi bir prensti; eşiyle yatardı ve sarayında evlilik yatağını burjuvalara göstermekle görevli uşakları vardı, çünkü eskiden ailenin büyük kardeş kolunun gayrimeşru ilişkilerini açıkça sergilemelerinden sonra, düzenli kan koca yatağının iftiharla teşhiri faydalı olmuştu; bütün Avrupa dillerini bilirdi, daha ender görülmüş bir durumdur bütün imtiyaz ve çıkarların dillerini bilir, konuşurdu; orta sınıfın olağanüstü bir temsilcisiydi, ama onu aşardı ve sonuçta ondan daha büyüktü; kanının değerini takdir etmekle birlikte, özellikle kendi öz değerine güvenmek ve kendi soyu sorununda, bu çok özel sorun da Bourbonlar’dan değil, Orleanslar’dan olduğunu ilan etmek dirayetini göstermişti; ancak Zat-ı Sani-leri iken soyunun en birinci prensiydi, ama majeste olduğu gün gerçek bir burjuva oldu; toplum içinde uzun ve dağınık, özel hayatında kısa ve özlü konuşurdu; cimri olduğu söylenirdi, ama bunun kanıtı yoktu; aslında kendi fantezileri ya da görevleri söz konusuysa, müsrifliğe karşı pek duyarlı değildi; asilzadeydi, ama şövalye değildi; sade, sakin ve güçlüydü, ailesi ve saray halkı tarafından çok sevilirdi, hoşsohbetti, doğru yolda bir devlet adamıydı, içten soğuktu, o an ilgi duyduğu konuya kendisini tamamen verirdi, daima mümkün olduğu kadar yakından idare ederdi, kin duymak da, minnet duymak da elinden gelmezdi, üstünleri sıradan olanlara karşı merhametsizce kullanırdı, tahtların altında sağır bir uğultuyla homurdanan o esrarlı ittifakları parlamento çoğunluklarıyla oyuna getirmekte ustaydı, açık yürekliydi, bazen açılmakta ihtiyatsızlığa kadar vardı, ama bu ihtiyatsızlık içinde bile fevkalade becerikliydi; tedbiri, çehresi, maskesi boldu; Fransa’yı Avrupa’yla, Avrupa’yı da Fransa’yla korkuturdu, ülkesini sevdiği kesindi, ama ailesini tercih ederdi; otoriteden çok, hakimiyete ve kibirden çok otoriteye değer verirdi, ki böyle bir tutumun şu felaket yanı vardır: her şeyi başarıya çevirdiğinden hileyi kabul eder ve alçaklığı kesinlikle reddetmez, buna karşılık şu faydalı yanı da vardır: siyaseti şiddetli çatışmalardan, devleti kopmalardan, toplumu bela ve sıkıntıdan korur, titiz, dürüst, uyanık, dikkatli, nüfuzlu, yorulmak bilmezdi, bazen kendi kendini yok saydığı, yalanladığı olurdu; az önce de Avusturya’ya karşı cesur, İspanya’da İngiltere’ye karşı sebatkârdı, Anvers’i bombaladı, Pritchard’a tazminat ödedi; Mar-seillaise’i tam bir inançla söylerdi; yorgunluğa, bitkinliğe, güzellik ve ideal zevkine, cüretkârca cömertliklere, ütopyaya, ham hayale, öfkeye, boş gurura, korkuya yabancıydı; gözüpekliğin her türlüsüne sahipti; Valmy’de general, Jemmapes’da askerdi; sekiz defa suikaste uğradı ve hepsinden gülümseyerek çıktı; bir humbaracı kadar sert, bir düşünür kadar cesurdu; sadece Avrupa’nın sarsıntıya uğraması ihtimalleri karşısında endişelenirdi, büyük siyasi maceralara göre değildi; hayatını tehlikeye atmaya daima hazırdı, ama eserini asla, kendisine bir kral olarak değil, bir zekâ olarak itaat edilmesini sağlamak için iradesini etki kılığına sokardı; gözlem yeteneği vardı, ama kehanet yeteneği yoktu; düşüncelere pek önem vermezdi, ama insanları değerlendirmesini bilirdi, yani hüküm vermek için görmesi gerekirdi; süratli ve keskin bir sağduyusu, pratik bir zekâsı vardı, kolay konuşurdu, belleği çok güçlüydü; Sezar, İskender ve Napoleon’la tek benzer noktası olan bu güçlü bellekten daima yararlanırdı; olayları, ayrıntıları, tarihleri, özel isimleri bilir, kitlenin eğilimlerini, tutkularını, dehalarını, ruhların iç özdeyişlerini, gizli ve karanlık isyanlarını, tek kelimeyle, bilincin görünmez akımları diyebileceğimiz şeylerin hiçbirini bilmezdi; Fransa’nın üst tabakasında kabul görüyordu, ama alt tabakalarıyla pek uyuşmuş değildi; incelikle her işin içinden sıyrılırdı, fazla hükümet eder, yeterince saltanat sürmezdi; kendi kendisinin başbakanıydı; büyük fikirlerin karşısına küçük gerçeklerden engel çıkarmakta pek ustaydı; uygarlık, düzen ve organizasyon konusunda ki yaratıcılığını bir melekeyi, bir çeşit formalite ve çekişme esprisiyle birleştirirdi, bir hanedanın kurucusu ve hakkın savunucusuydu; biraz Charlemagne’e, biraz da bir avukata benzerdi, kısaca yüksek ve orijinal bir kişilikti; Fransa’nın kaygılanmasına rağmen güçlü devlet olmayı bilen bir hükümdardı, – Louis-Philippe yüzyılın en seçkin kişileri arasında yer alacaktır ve şan ve ünü biraz sevseydi, yararlılık duygusuna sahip olduğu kadar azamet duygusu da taşısaydı, tarihin en ünlü yöneticileri sırasına geçerdi.)

4. Bir Harfin İstifası

Yazar Ernest Vincent tarafından 1939 yılında yazılan bu romanda tam olarak 50.110 kelime var. Fakat bu 50.000 kelimenin içinde bir tane bile ”e” harfi yok.

5. Dahi Bir Hırsız ya da Masum Bir Hayran

En ünlü tablolardan biri olan Mona Lisa, 1911’de Fransa’da bulunan Louvre Müzesi’nden çalınmıştı. Bu hırsızlığın baş şüphelisi ise Picasso’ydu. Ünlü ressam sorgulandı fakat sonucunda aklandı ve serbest bırakıldı.

6. Rodin’in Düşünen Adamı

Ünlü heykeltraş Auguste Rodin’in Düşünen Adam heykeli, bilinenin aksine düşünen bir adamı simgelemez; sadece İtalyan şair Dante’nin heykelidir.

7. İsa’nın Son Yemeği

Napolyon Savaşları sürerken, Napolyon askerleri Milano’daki Santa Maria delle Grazie Kilisesi’nde bir süre mahsur kaldılar. Mahsur kaldıkları sürede Leonardo da Vinci’nin çok değerli tablosu “İsa’nın Son Yemeği”ni hedef aldılar. Bu yüzden tabloda İsa’nın yüzü yıpranmış haldedir.

8. Kanlı Ekol

Hint minyatür ekolündeki Kangra’da sanatçılar genellikle tek bir kıldan oluşan fırçaları kullanır. Bu sebeple bu ekolde bulunan bir sanatçının çıraklık dönemi en az 10 yıldır. Ekolde kullanılan boyalar ise ezilmiş böcekler, değerli taşlar ve kanlardan oluşuyor.

9. Çıraklığın Uzmanlığı

17. yüzyılın meşhur ressamlarından olan Peter Paul Rubens’ın resimleri tamamen kendine ait değildi. Sanatçı genelde tuval üzerinde ana hatları çizer ve geri kalan işi onunla çalışan genç ressamlara bırakırdı. Bu sebepten genç ressamların her biri farklı alanlarda uzmanlaşmıştı.

10. Yanlış Işık Halesi

Michelangelo’ya ait olan heykelde Musa’nın başında bulunan boynuzlar aslında tamamen bir hataydı. İncil’de Musa’nın başında boynuzlar olduğu yazar, fakat bu bir çeviri hatasıdır. İbranice’de “ışık halesi” ve “boynuz” birbirine çok yakın kelimeler olduğu için ünlü heykel aslında çevirmenlerin hatasına uğradı.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
27222

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here