Sevgiyi gösteriş içinde arayan bir kadının güçlü zayıflığı… Kaybettiği şeyleri geri alamadan arkasında zayıf bir beden bırakmış bir kadının öyküsü… Jeanne Agnès Berthelot de Pléneuf, Marquise de Prie.

Bir kadının iktidarının sona erdiğini çarpıcı bir dille öyküleştiren Stefan Zweig, bu sefer karşımıza Madame de Prie’yi çıkarır. Hikaye XV. Louis döneminde Fransız Sarayı’nda epey etkili olmuş aristokrat bir kadının gerçek yaşam öyküsüne dayanır. Madame de Prie, sevgilisi Bourbon Dükü’nün devlet işlerini yönetme görevinden el çektirildiği gün gözden düşer. Kral tarafından yazılan mektupta onun emrine göre derhal sarayı terk edecek ve Normandiya’daki kendisine ait Courbepine Malikânesine çekilecektir. Gözden düşen aristokrat kadın bu sürgünle birlikte kendine has saray iktidarını o eğlenceli ve ihtiraslı saray yaşamını geride bırakarak birçok düşman kazanır. O dönemde Madame de Prie sayesinde iktidar ve mevki sahibi olan birçok kimse bunu ona borçludur. Bu sebeple kendisine verilen bu emri hazmedemez ve daha şimdiden hayalinde intikam alma planları yapmaya başlar.

Madame de Prie saraydan ayrılışını çok büyük bir gizlilik içinde sürdürür, kimsenin ona acımasına fırsat dahi vermez. Gidişini ansızın, gizli ve maceralı bir şekilde yapacaktır ki herkesi şaşkınlık içinde bırakmalı ve de bu gidişine kalıcı bir muamma süsü vermelidir.

Maske taşımayı ve rol yapmayı seven bu ihtiras dolu kadın bu huyunu öyle bir benimsemiştir ki kendi yalanıyla sakinleşebilirdi. Normandiya yolculuğu karşısında hisleri hükümsüzdü, çünkü o ciddi kaygılara kapılamayacak kadar düşüncesiz biriydi.

Bir tabiatın içerisine sürgün edilen Madame de Prie, bu pastoral renk cümbüşünde başına gelen olaylardan nükteler çıkarıyor, Versailles’a döneceği zaman anlatacağını düşünüp kendince keyifleniyordu. Yüreğini daima anın heyecanına kaptıran Madame’ın tek bildiği ne hissettiğiydi. Sürgün yaşamı sürerken sabahın sessizliğini, Paris’te iken gürültüden uyanamadığı yılları fark etti.

 ”Yaşamının çiçekli kayığını fasılasız bir ritimle sallayan, dalgalar gibi durmaksızın coşkun olan bu akışın kendisini mırıltılarla ileriye taşıdığını sürekli hissederdi kadın.” –Sf:7

Zamanla kendi yalnızlığına yenik düşen bu kadın, o ışıltılı zamanını aradığı her odada kendi iç duvarına çarpıyor; vahşi bir hayvan gibi oda oda dolanıp aradığı kana susamış bir canavara dönüşüyordu. En sonunda kendinden nefret ettiğini bildiği halde krala bir mektup yazdı, devlet işlerine artık burnunu sokmayacağına dair sözler sıraladı. Leszczynska’ya yazdı, sırf kendi aracılığı sayesinde Fransa kraliçesi olduğunu hatırlatarak yardım diledi.

Paris dünyasından başka dileği olmayan Madame de Prie, yeniden ihtişamlı yaşamına geri dönebilmek için ibret verici bir plan yapmaya başlar ve olaylar vuku bulur.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here