İtalya’nın Toskana bölgesinin gözbebeği Floransa; yemyeşil doğası, kiremitleri, sarı, turuncu tarihi binaları ve yaşanmışlıkları ile görülmeye değer güzellikleri aynı çatı altında buluşturan masalsı bir Ortaçağ şehri. Aynı zamanda şu sıralar moda ve sürdürülebilirlik konularını ele alan Salvatore Ferragamo Müzesi’ndeki “Sustainable Thinking” (sürdürülebilir düşünce) sergisiyle de moda tutkunlarının merceğine takılmış durumda. 1927 yılında Salvatore Ferragamo tarafından Floransa’da şirketleştirilen marka, başlangıçta kadın ayakkabısı üzerine çalışmalara, üretim ve satış üzerine yoğunlaştı. 1965 yılında koleksiyonuna ilk kez deri ürünleri ve hazır giyim kadın kıyafetlerini ekledi. 1971 yılında ipek ve aksesuar üretimine başlayan marka, 1975-1980 yılları arasında erkek giyimi konusunda da tasarımlara imza atmaya başladı.

“Sürdürülebilirlik” kavramı, bireylerin “şimdiki zamanın ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yetisini gözetmeksizin” karşılama kapasitesini tanımlar. Bu küresel zorluk, üretim metotları konusunda sınır tanımazken çevreye karşı çok daha büyük bir odaklanmaya değinmekten de kaçınmaz: enerji tüketiminden atıkların hacmine, işlenmemiş malzemelerden çalışanların sağlığı ve güvenliğine… Denge, farkındalık ve yeni stratejiler geliştirmeye gücü yeten bir bakış açısıyla ve birlikte var olarak yeniden kurulmalıdır. “Sustainable Thinking”(sürdürülebilir düşünce) projesinin amacı, toplumdaki bireylerin bu konudaki farkındalıklarını sanat ve moda odaklı bir bakış açısıyla arttırmaktır.

Her sanatçının sürdürülebilirlik konusunda izlediği farklı bir yol var. Kimi doğayla ilişkimizi nasıl düzeltebileceğimize odaklanıp, organik malzemelerin yaratıcı kullanım alanlarını inceleyip doğa ve teknoloji arasındaki iletişimi araştırırken; kimileri de kolektif bir bağlılığın tüm toplumu yeniden kaynaştırmasının önemini vurguluyor. Moda endüstrisi, sürdürülebilirliğe giden yol ile karşı karşıya geldi. Üstelik yalnızca yeni nesil tasarımcılar değil, Salvatore Ferragamo gibi yenilikçi bakış açısıyla piyasada varlığını sürdüren markalar da bu olguyu sahiplendi.

Bu sergide; sanatçılar, moda tasarımcıları, tekstil ve iplik üreticilerinin önerdiği farklılığı yoğunlaştırma kapasitesine sahip, ilham veren projelerin hâkimiyeti göze çarpıyor. Onlara boyun eğmek yerine, yeni teknolojilerin kullanımı üzerine lokal bir yaklaşımla ekosistemimizi korumak amaçlanıyor.

Salvatore Ferragamo ve Onun Malzemeleri

Salvatore Ferragamo tarafından 1930’lar ve 1940’larda tasarlanan modeller, günümüzde “sürdürülebilir” olarak kabul edilebilir; ancak çevrenin korunması konsepti o günlerde henüz bilinen bir şey değildi. İtalya’nın o dönemdeki faşist propagandaları sonucu ülkeye 1935 yılında ekonomik anlamda yenilikçi iplik ve tekstil kullanımı da dâhil olmak üzere, bazı kısıtlamalar getirildi. İkinci Dünya Savaşı patlak verdiği sırada deri, yalnızca askeri amaçla kullanılmak üzere sınırlandırılmıştı. Bunun sonucunda Ferragamo; kâğıt, mantar, keçe, rafya, balık derisi ve selofan gibi malzemelerle deney yapmaya başladı. Salvatore Ferragamo’nun yeni malzemelere olan heyecanı 1950’lerde de devam etti ve naylon gibi yeni nesil sentetik iplikler kullanmaya başladı. Bu köklü değişim pek çok sanatçıya da ilham kaynağı olarak onları araştırma yapmaya ve modanın estetik ve yenilik çizgisi altında buluştuğu alternatifleri aramaya itti.

İkonik Salvatore Ferragamo Gökkuşağı Sandaletleri

Salvatore Ferragamo by Paul Andrew- Gece Elbisesi (2018)

Plastik şişelerin geri dönüştürülmesiyle elde edilen iplikten üretilen gece elbisesi tasarımı.

Daydreaming (2019)

Deri detaylara sahip, Jacquard kumaşı ve ipek organza elbise. Sekiz tasarım okulunun katıldığı Young Talents for Sustainable Thinking yarışmasına göre en iyi tasarım projesi.

Artemisia (2018)

Atık deriden üretilen uzun Salvatore Ferragamo elbise.

El Anatsui- Energy Spill (2010)

Alüninyum kablo, bakır kablo ve şişe kapaklarından üretilmiş bir enstalasyon.

Progetto Quid- Mosaico (2018)

Vegan deri, kanvas, ipek ve çeşitli kumaşların birlikte parçalar halinde kullanıldığı Valeria Valbusa ve Anna Antonini iş birliğiyle çalışılan Alberto Brandoli tasarımı elbise.

Stella Jean- Ararauna (2018)

Paola Anziché- Pensiero Naturale (2018) 

Bu iç içe geçmiş manuel uygulamada jestler ve doğal malzemelere olan ilgi, Paola Anziché’nin “elleriyle görebilme” kapasitesine odaklanıyor. Sanatçı, çalışmalarını gözlemcinin form, konstrüksiyon ve tutarlılık bağlamlarında zaman-mekan olguları içinde deneyimlemeye çağırıyor. 7 heykel “Pensiero Naturale”yi (doğal düşünce) kapsıyor. Yünlerin ve organik ipliklerin karakteristik özelliklerini derinleştirirken ziyaretçileri, form ve malzemeyle etkileşim içinde olmaya davet ediyor. Bu heykeller, önceden olan ile yapabileceklerimizi kısıtlayan, tüketime ve aceleci etkileşimlere karşı koymaya yönelik bir açık davet. Anziché’nin çalışmaları, gezileri sırasında tanıştığı birtakım insanların tekstil gelenekleri gibi farklı sanatsal ve kültürel içeriklere yoğunlaşan bir araştırma sürecine dayanıyor.

Heisel by Sylvia Heisel- The Names Gown (2018)

Willow Flex’ten yapılan elbise, 3D Morphi programında tasarlanmış olup 3D Ultimaker yazıcısıyla üretilmiş.

Angus Tsui- Xenomorph (2013)

Sıfır atık neopren (sentetik kauçuk) elbise.

Matteo Thiela- Lucciole (2018)

Cam yünü, viskoz, polyester ve payetli kumaştan üretilen gece kıyafeti.

Luisa Cevese- Raincoats (2018)

Laura Strambi- Mother Earth/Hearth (2018)

Newlife, ipek, organik pamuk, doğal boyalar ve geri dönüştürülmüş kumaşlardan üretilip Swarovski taşlarıyla süslenmiş uzun elbise.

Geri dönüştürülmüş keçeden üretilen kaban.

Back To Nature (Doğaya Dönüş)

12 Nisan 2019’da kapılarını açan sergi, 8 Mart 2020’ye kadar Museo Salvatore Ferragamo‘da ziyaretçilerini bekliyor.

Kaynak

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here