”Dünya hassas kalpler için cehennem gibidir.” – Goethe

 

Goethe, dünya edebiyatında eşi benzerine az rastlanan kalemlerden bir tanesiydi. Uzun ve dolu yaşamı boyunca çok yönlü zekasını farklı alanlara yansıtmayı mükemmel bir şekilde başardı. Avrupa’daki çağdaşları üzerinde derin etkiler bıraktı ve halen model olarak görülen birtakım sanatsal ilkeleri kurdu. Shakespeare’in İngiliz edebiyatı ve düşüncesine tuttuğu ışık neyse Goethe’nin Alman edebiyatı ve düşüncesine tuttuğu ışık da oydu.

Johann Wolfgang von Goethe 28 Ağustos 1749 tarihinde Frankfurt’ta varlıklı sayılabilecek orta sınıf bir ailede dünyaya geldi. Evinde babası ve özel hocaları tarafından aldığı eğitimin ardından, tıpkı babası gibi hukuk okumak adına Leipzig’e gönderildi. Sahip olduğu edebi yeteneklerini henüz küçük bir çocukken göstermeye başladı.

Mezuniyetinin akabinde evine dönen Goethe’nin aklında birçok heyecan verici fikir vardı. Burada 1774 yılında kısa romanı ”Genç Werther’in Acıları”nı yazdı. Bu roman ilgi ve merak uyandırdı ve Goethe Almanya’daki Romantik İsyan’ın (Romantic Revolt) öncüsü oldu. Bu sırada ”Faust” üzerinde çalışmaya başladı.

”Genç Werther’in Acıları” romanına baktığımız zaman, toplumu derinden etkilemiş, romantik ideolojiyi son derece iyi karakterize etmiş bir Goethe görürüz çünkü romantizmde karakterler mutlak bir özgürlükle kurgulanır. Onlar için duygular ve kalp, mantık ve akıldan daha üstün gelir; doğanın yalnızca zihinde değil tüm bedende tecrübe edildiğini hissederler. Werther yazdığı hemen hemen her mektupta kalbinden bahseder ve aklını değil, kalbini dinler. Werther bir bilim adamı gibi analiz etmek için değil, hissetmek için oradadır. Goethe bu romanında romantik değerleri çok net bir şekilde işlemiştir. Romantizmdeki isyan ve başkaldırı, Werther’de kuralları çiğneme olarak kendini göstermiştir. Toplumsal düzenden hiç hoşlanmaz bu nedenle kentten köye göç eder. Romantizmde tanrı doğada, doğa ise tanrıdadır.

Goethe hükümette maliye, tarım, maden bakanlıklarında başkanlık yaptı. Devlet idaresinde çok yetenekli olduğunu gösterdi. Sadece bunlarla da sınırlı kalmadı, botanik, anatomi, jeoloji ve optik gibi bilimsel alanlarda da orijinal araştırmalar ortaya koydu.

Ölüm kapısını çalana kadar Goethe, edebi ve entelektüel çevrelerde benzeri görülmemiş bir konumdaydı. Yapıtları ve görüşleri 19. yüzyılın başlarındaki çoğu yazar ve şairde derin bir etki bıraktı. Büyük eseri ”Faust” halen Alman edebiyatının en önemli başyapıtı olarak kabul edilmektedir çünkü Goethe bu eseri hayatı boyunca yazmıştır. Alt metinlerinde felsefe yatan bu eserde Faust varlığın manasını sorgulamaktadır. Goethe için bu eser onun en büyük eseridir. Eserin konusu şeytanla iddiaya giren; tıp, felsefe, ilahiyatla ilgilenen aynı zamanda da doktorasını tamamlamış bir adamdır fakat dünyevi zevklerden umudunu kesmiştir, din konusunda da şüphe sahibidir. Hayatı yaşayamadığı, kaçırdığı düşüncesindedir. Eğer bu düşüncelerden kurtulursa ruhunu şeytana satacağını söyler. Bu tema için evrensel denebilir çünkü edebiyat tarihinde aynı tema birçok kez başka yazarlar tarafından da kullanılmıştır. Faust’ta geçen bu alıntı, birçok meseleyi özetler niteliktedir aslında: ”Niye ki bu bitmek bilmez yaratılış, yok olacaksa bir gün her yaratılmış!”

Düşüncesinin genişliği, sınırsız yetenekleri ve insan doğasını kavraması nedenleriyle Goethe, modern dünyanın en usta şairleri arasında görülüyor.