Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

Gizli Yüz, 1991 yapımı bir Ömer Kavur filmidir. Senaryosunu Orhan Pamuk’un kaleme aldığı filmin başrollerinde Zuhal Olcay, Fikret Kuşkan ve Rutkay Aziz rol almaktadır.

Fikret Kuşkan’ın canlandırdığı genç bir fotoğrafçının gözünden süregelen film, bir arayış hikayesidir. Film açılışını “Şehirler Şehri” yazısıyla yani birinci bölüm olarak gördüğümüz bir başlıkla yapar.

Genç fotoğrafçı, Zuhal Ocay’ın karakterine karşı bir aşk beslemektedir. Bu kadın fotoğraflarda birini aramaktadır. Ancak genç fotoğrafçı ve bizler, kadının kimi aradığını bilmeyiz. Bu genç fotoğrafçı meyhanelerde, gazinolarda fotoğraflar çekmekte ve çektiği bu fotoğrafları kadına getirmektedir. Kadın, bu fotoğraflarda gördüğü bir yüzü, Rutkay Aziz’in canlandırdığı bir saatçi olan adamı bulmasını ister. Ancak bu adam kadının daha önceden tanıdığı biri değildir, yalnızca yüzü ona tanıdık gelmiştir. Kadın genç fotoğrafçıya, onu bulduğu vakit “Bu hayatta en çok istediği şeyi sor ona.” demiştir. Genç fotoğrafçı bir saatçi olan bu adamı bulur ve onun saat dükkanına gider. Bir zaman sonra ise kadınla beraber giderler. Kadın ve genç fotoğrafçı uzakta bir köşede, arabanın içinde, adamın dükkanından çıkmasını beklerler. Adam dükkandan çıktığı vakit peşine takılırlar ancak önlerine çıkan bir kamyondan sonra adam ortadan kaybolur. Bu kamyonu aklınızda iyi tutmanız gerekir. Filmin üçüncü bölümünde bu kamyon, aynı açıyla bir kez daha geçecektir. Adamın kaybolmasının peşi sıra kadın da ortadan kaybolacaktır.

Filmin ikinci bölümü “Ölüler Şehri” başlığıyla devam eder. Genç fotoğrafçı, babasının ölümü üzerine memleketine gider. Abisinin ölen babasına kızgın olduğunu, bunun sebebinin de köydeki öğretmenle ilgili olduğunu anlarız. Filmin ilginç yerlerinden biri de bu bölümde yaşanır. Öyle ki köyün öğretmeni olan kadın, genç fotoğrafçımızın annesiyle aynı yüze sahiptir. Yönetmenin bu benzerlikten ne çıkartmak istediğine dair bir çıkarımda bulunamasam da bir rüya sahnesini yaşattığını anlayabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü genç fotoğrafçı öğretmeni uzaktan görür ve bu görüşte seyirci olarak bizler, onun annesinin yüzü olduğunu düşünürüz. Ancak bu birkaç saniye sürer. Adeta bir düşün içindeymişiz gibi.

Annesi, genç fotoğrafçımıza bir altın kesesi vererek bir arsa alması için yollarken onu, “Bu altın kesesi bizlerin geleceği.” diyerek uyarır. Genç fotoğrafçımız yola koyulur. Otobüsün mola verdiği bir istasyonda, kahvedeki televizyona takılır gözü. Televizyonda saatçiyi ve peşinde de kadını görür. Sonrasında, bir adam televizyonda oynayan videonun kasetini alır ve kahveden çıkar. Genç fotoğrafçı bu defa kasetin peşine düşer. Bu kasetin onu kadına götüreceğini düşünmektedir.

Çıktığı bu yolculuk onu Garipler Şehri’ne götürecektir. Filmimizin üçüncü bölüm başlığıdır “Garipler Şehri”. Burada kaldığı otelde, kadının gelmesini bekleyecektir kahramanımız. Burada kadını bekleyen bir başka kişi kasaba saatçisidir. Kasaba saatçisi bir ay kadar önce kadının geldiğini ve ona bir saat verdiğini, bir ay kadar bir müddeti olduğunu ve saati bitirdiği vakit kadının geleceğini anlatır.

Filmimizin dördüncü bölümü ise “Kalpler Şehri” başlıklı bölümdür. Uzun arayışlar ve bekleyişlerden sonra, genç fotoğrafçımız kadınla yüzleşmesini gerçekleştirir. Yukarıda aklınızda tutmanızı istediğim kamyon sahnesi işte filmimizin bu bölümünde tekrar yaşanır. Genç fotoğrafçımız kadını ve saatçiyi görür. Tam onlara doğru gidecekken kamyon aynı açıyla önünden bir kez daha geçer. Kamyonun geçişinden sonra saatçi ve kadın kaybolur. Bu, zamanın tekrar ettiği ya da bir film şeridinde olduğu gibi, sürekli aynı kareler oynamaya devam eder düşüncesini akla getirebilir. Bunun yanında birbiri içine geçmiş mekanlar ve zamanı anlatır bu sahne.

Filmi bir bütün olarak incelersek, Ömer Kavur’un yine zamanın işleyişi üzerinden ve onun filmlerinde eksik olmayan saatler üzerinden yaşamı ele aldığını görürüz. Filmin son sahnesinde, genç fotoğrafçının gittiği evde, her insanın önünde bir saat vardır. İnsanlar saatleri önlerinde, bir masada oturmuşlar ve bir şeyler anlatmaktadırlar. Adeta mahşer yeri havası izlenimi uyandırmaktadır kurulan bu sahne. Onlar hayatlarına dair bir şeyler söylerken karşılarında kimse oturmamaktadır. Ellerinde tuttukları bu saatler, sanki onların kalbidir ve bu son sahne onların kalpleriyle yüzleşmeleridir. Yine bu evdeki bütün camlar taşla kapatılmıştır. Dışarıdaki dünyadan soyutlanmıştır bu insanlar. Buradan yola çıkarak Zuhal Olcay’ın oynadığı karakter sanki bir ölüm meleğidir ve sırası geleni alıp gitmektedir. Ellerinde saatler olan bu insanlara saati yapmaları için müddet tanımakta ve müddet sona erdiğinde onları bu eve getirmektedir. Buradan yola çıkarsak, bizler de sanki bu dünyaya bir şeyleri tamir etmek için gönderilmişiz ve bize verileni tamir ettiğimiz vakit bir ölüm meleği bizi alıp götürecekmiş gibi…

Film bir rüyayı anlatır sanki. Çoğu sahne aklınızda sorular bırakırken birçok sahnede anlam arayışında bulursunuz kendinizi. Yani seyirci olarak filmin akışına istemsizce dahil olursunuz. Adeta bir cinayeti çözüyormuşçasına ipuçları ararsınız. Filmi izledikten sonra, aklımda birçok soru kaldığı için küçük bir araştırma yaptım. Ömer Kavur’un bu filmle ilgili bir röportajını okuduğumda ise röportajın şu bölümü çok hoşuma gitti:

Bu filmle izleyiciye neyi anlatmayı amaçladınız?

Şimdi bunu yanıtlamak durumunday­sam, kanımca sorulmaması gereken tek soru, bir sinemacıya neyi istediğini sor­mak oluyor.

Çünkü zaten sinema bir ifade alanı ve sinemaya giden insanlar bir filmden neyi algılayabiliyorlar, neyi anlıyorlarsa onu zaten alacaklardır. Filmi gerçekleştiren yönetmenin niyetinden bazen de bağımsız olarak kendi yorumlarını yapacaklardır. O bakımdan size çok açık bir cevap vermem mümkün değil bu konuda. Ama tutkulu bir aşk hikayesinin, doğu masalı üslubu ile anlatılmaya çalışıldığını söylersem herhal­de yeterli bir cevap olur.

Röportajın devamında ise simgelerde çok boğulmayın ve her sahnede bir şeyler aramayı bırakın nasihatinde bulunuyor Ömer Kavur. Sanırım her izleyici, filmi kendi dünyasına uydurmalı ve kendi yaşamına göre anlamlar çıkarmalı diye düşünmekte yönetmen.

Gizli Yüz, bana sorarsanız Ömer Kavur’un filmleri arasında en iyisi. Eğer Ömer Kavur izlemek istiyorsanız Gizli Yüz’le başlayın. Çünkü Ömer Kavur, Türk sinemasının en iyi yönetmenlerinden biri. Bugün yaşasaydı, daha birçok iyi yapımı daha bize kazandıracağına eminim. Ne yazık ki günümüzde onun dünyasını taşıyan bir yönetmen yok. Erken ölmüş olması da bu yüzden sinemamız için büyük kayıptır.

“Tersinden görünce dünyayı anlıyorum ki, bütün lambalar küllük olacak, bütün masalar ağaç. Aynalar baş olacak.”

Kaynak: 1

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here