22 Şubat 1949’da Avustralya’da doğmuş, 3 kez Dünya şampiyonu olmuş, Formula 1 tarihinin efsanevi pilotlarından birisi olan “Profesör” lakaplı Niki Lauda, 20 Mayıs 2019’da 60 yaşında hayatını kaybetti. Günümüzde bile Formula 1’de etkisi bulunan Lauda, ölmeden önce Mercedes AMG F1 takımının hissedarlarından biri olarak pistlerde yer almaya devam etmekteydi.

Lauda, hem zekası ve kişiliği, hem de pilotluğuyla motor sporlarında büyük hayranlık duyulan bir isimdi. Ailesinin istememesine rağmen yarışmaya başlayan Lauda, BRM’den takım arkadaşı Clay Regazzoni‘nin, Lauda’yı Enzo Ferrari’ye önermesi sayesinde 1974’te Ferrari’ye transfer oldu. 1975 yılında ilk Dünya şampiyonluğunu elde etti. 1976’da McLaren pilotu James Hunt‘la büyük bir rekabete girdi, aynı sene Almanya GP‘de izlerini ömrü boyunca vücudunda ve yüzünde taşıyacağı ölümcül bir kaza geçirdi.

Hazır James Hunt’dan ve Nürburgring kazasından da bahsetmişken, bu ezeli rekabeti ve acımasız 1976 sezonunu anlatan, yazımızın asıl konusu Rush filminden bahsedebiliriz. Ron Howard‘ın yönetmenliğini yapmış, başrollerinde Daniel Brühl (Lauda) ve Chris Hemsworth‘un (Hunt) bulunduğu 2013 yapımı film, Formula 1 hayranlarının en sevdiği filmlerden.

Film kısaca bizlere, tarihe geçmiş bir rekabeti anlatıyor. James Hunt ve Niki Lauda’nın birbirlerine zıt yaşam tarzlarına sahip olmaları, bu ikilinin rekabetinin Formula 1 tarihine geçmesinin bir sebebi. James Hunt; İngiliz, serseri, aşırı sosyal, çapkın, korkusuz bir karakterken, Niki Lauda; Avusturyalı, içine kapalı, insanlarla arası iyi olmayan, matematiksel hareket eden ve belirli bir orandan fazla risk almak istemeyen bir karakter. Bu zıt karakterlerin ortak noktaları ise, kazanma hırsları. Film boyunca bu zıt yaşam tarzlarının, hem yarışlarda hem de hayatın içinde birbiriyle çakıştığını, mücadele ettiğini ve nasıl sonuçlar aldığını izleyerek bu iki karakterde kendinizi bulabiliyorsunuz. Bazen James Hunt’ın gözü karalığına hayranlık duyuyor, bazen de Niki Lauda’nın çalışkanlığından ilham alabiliyorsunuz.

Rush’ın bu kadar değerli bir film olma nedeni, bir yarış filmi olması değil sadece. Elbette filmin yarış sahnelerinin heyecanı kalpleri güm güm attırıyor, iki Formula 1 efsanesini hayatını izlemek kalplere dokunuyor ve kulaklara senfoni gibi gelen V12 motorlarının sesi ise her yarışta yüzlerde kocaman bir gülümseme yaratıyor. Ancak cesareti, hırsı, zekayı, tutkuyu, aşkı, kibiri, kısaca hayatın ta kendisini, pistte 250 km/saatten daha hızlı gidebilen tabutlarla yarışan, her yarışta kazanmak için yarın yokmuş gibi mücadele eden iki pilotun bakış açısından anlatabiliyor olması, bu filmin bu kadar değerli olmasının gerçek nedeni.

Film yapılırken, o dönemin atmosferini yansıtmaya ve detaylara çok dikkat edilmiş. Hem Chris Hemsworth, hem de Daniel Brühl yansıttığı karakterlere görünüş olarak da benziyorlar. Bazı sahneler, sanki gerçek yarış çekimlerinden alınmış kadar detaylı. Tabii ki bu bir sinema filmi ve bazı olaylar gerçekte olanlara göre daha dramatik yansıtılmış ya da film için değiştirilmiş. Yine de bu kadar detaylara dikkat eden bir filmde kurgu hataları az olmalarına rağmen göze batabiliyor. Örneğin bir sahnede, Hunt’ın arkasında gözüken araba, birkaç saniye sonra Hunt aynasına baktığında orada bulunmuyor. Neyse ki bu hatalar filmin küçük yerlerinde bulunuyor. Bu gibi detaylara takılmazsanız, hikayeye, karakterlere ve yarışın heyecanına kapılıp giderseniz izleme keyfiniz bozulmayacaktır.

Son olarak, sizlere filmin müziklerinden ve ses kullanımından bahsetmek istiyorum. Efsanevi bestekar Hans Zimmer‘ın bestekarlığını yaptığı müzikler, dönemin şarkılarıyla beraber filme tam anlamıyla oturmuş. Özellikle yarışlarda V12 motorlarının harika sesiyle hem müzik, hem de ses kullanımı izleyenin heyecanını tavana çıkarıyor. Yazıyı sonlandırmadan önce sizleri Hans Zimmer’ın film için yaptığı bestelerden biriyle baş başa bırakıyorum.

Rush, Formula 1 hayranı olan olmayan her sinema severin bir kere de olsa izlemesi gereken bir film. Özellikle tarihin tozunu ekranda görmekten hoşnut olanların, bu filmi bayılarak izleyeceğini düşünüyorum.

1 YORUM

  1. Benim gibi düşünen birini görmek güzel ama F1 hayranı olmaya gerek yok filmin kalitesi tek başına yeterli ve tamamen gerçek hayattan alınmış olması kurgusu mükemmel bir film soluksuz izlenilebilir

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here