Kimilerince hurafeden öteye geçemeyen şaman gelenekleri, iyice araştırıldığında bilimsel olarak temellendirebileceğimiz bazı faydalı gerçekleri de içinde barındırır. Özellikle birçok öğretinin ve yolun benzerlik taşıdığını düşünürsek, günümüzde şamanların yolunu takip eden insanların sayısı belki bazılarımızın tahmin edebileceğinden de fazla. Dünyanın belirli yerlerinde olduğu gibi Türkiye’de de şamanizme artan bir ilgi var.

Şaman kelimesi genellikle ”büyücü” ve ”şifacı” anlamlarında kullanılır. Şaman kelimesinin etimolojisine ilişkin yaklaşımlar tartışmalıdır. Genel görüş ise Çin’e kadar tüm Doğu Sibirya’ya yayılmış Moğol grubuna dahil Tunguz diline ait Çaman’dan geldiğidir. Ça’dan -bilmek- türeyen çaman, ”bilen insan” anlamında kullanılmıştır.
Ancak kelimenin kökenine dair ikinci bir görüş dans etmek, coşmak, zıplamak, sıçramak gibi anlamlara gelen bir fiil kökünden türediği yönündedir. Şaman kalp gözüyle görebilen kişidir.
Şaman kelimesi Asya halkları arasında genellikle sihirbaz anlamında kullanılmaktadır.
Türk kavimleri Şamanlara genellikle Kam adını vermişlerdir. Kam  ise kahin, filozof, alim anlamlarına gelmektedir.

Bilindiği üzere şamanların psişik yetenekleri vardır, sezgileri çok kuvvetlidir, doğa ile neredeyse bir simyacı gibi iletişim halindedir, konuşma yetenekleri içinde yaşadığı topluma göre belki daha anlaşılmaz ama daha gelişmiş bir seviyededir, kelime hazneleri geniştir. Fal bakabilme yetenekleri vardır. En büyük özellikleri ise ruhlarla iletişime geçebilmeleridir.
Aslında bu bilgiler farkında olmasak bile kaliteli çizgi filmlerden dahi edinebileceğimiz bilgilerdir.

Şaman bilincine göre hastalıklar ruhsal düzeyse gerçekleşir yani çıkış noktası duygusal bedenimizdir. O yüzden hastalıkların iyileştirilmesi ancak ruhun iyileştirilmesiyle mümkündür.
Bir tedavi ayininin ilk adımı, şamanın yardımcı ruhları çağırmasıdır. Bu, çoğu durumda şarkı vasıtasıyla gerçekleştirilir ve çağrı melodilerine genellikle çalgı aletleri eşlik eder (Hoppal 2002:17-20).
Örneğin davul sesiyle şaman şarkısının birlikteliği yardımcı ruhlara bir çağrı niteliğindedir. Tüm seansın sonucu üzerinde önemli ve olumlu bir etkisi olduğuna inanılırdı. Bilimsel araştırmalar da davulun sürekli belirli bir ritm ile çalınmasının beyin dalgalarını ”alfa” dalgalara dönüştürebildiği kanıtlanmıştır.
Hastalıkların temelinde olumsuz duygular yatmaktadır ve bu duygular bedenimizi saran ”elektromanyetik alana” zarar verir. Bu da insanın ciddi hastalıklara yakalanmasına sebep olur.
Tedavilerinde aynı zamanda sıcak su ve ökse otu gibi bazı şifalı bitkilerden, tütsülerden yardım alırlar, elementlerin sırlarından yararlanırlar.

Şamanlar ayinlerini kararlaştırılmış belli başlı günlerde ve tesadüfi olaylar sonucunda gerçekleştirirler. İlkbahar Bayramının diğer adı ”Örüs Sara”dır ve 9 Mayısta kutlanır. Güz Bayramı ise ”Sağan Sara”dır ve 28 Ağustos’ta kutlanır.

Bu şifacılar, kurbansız bir ayin gerçekleştirmezler demek yanlış olmaz. Yaptıkları tüm ayinler için kanlı veya kansız kurban kullanırlar. Kan akıtarak gerçekleştirdikleri en meşhur kurban hayvanları at ile koyundur.
Kurban ettikleri hayvanları ateşte yakarlar ve gömerler. Zaten Eski Türklerde de bu durumu gözlemleriz. Özel zamanlarda ölen hayvanlar veya sahibi ölen bir at, hayvanlara verilmez, yenmez, parçalanmaz sadece gömülürdü.

Doğaya oldukça değer veren bu insanların en çok değer verdikleri ağaç, kayın ağacıdır.
Onlar için ”ateş” güneşin yeryüzündeki hali olduğundan çok önemlidir.

Şamanlar için dokuz rakamının da ayrı bir önemi vardır.
Bu rakamın kültürlerinde çok fazla yansıması vardır ancak biz birkaçını inceleyecek olursak;
Türk destanlarında dokuz ağaç, dokuz boy, dokuz dev, dokuz oğuz gibi kavramlara sıklıkla yer verilir.
Türk mitolojisinde dünyayı yaratan Kara Han, dünyanın merkezine dokuz dallı çam ağacı dikmiştir.
Altay Türkleri’ne göre yeryüzü ve gökyüzü dokuz katmandan oluşur.
Dede Korkut Kitabı’nda geçen ”dokuzlama çargap” hediyelerin en büyüğüdür ve Deli Dumrul doğduğunda babası dokuz buğra öldürür.
Altaylara göre insan iskeleti dokuz parçadan oluşur.
Göktürkler, bir kişi kağan olduğunda, bir keçe üzerine konup, gökyüzüne doğru kaldırılarak, dokuz kez döndürülürdü.

KAYNAK: Hoppal,Mihaly. Şamanlar ve Semboller: YKY.
Beytaş, Sevda. Şamanizm ve Daoizm’in Benzerlikleri:Orion Kitabevi

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here