İtalya’da başlayan Rönesans tiyatrosu sonrasında etkisini bütün dünyaya ve özellikle de İngiltere’ye göstermeyi başarmıştır. Plautus, Terentius ve Seneca gibi önemli figürlerin oyunları yeniden okunmaya başlanmıştır.

Klasik tiyatroya her anlamda benzemeye çalışan Rönesans tiyatrosu, başta çok fazla kuralcılığa kaçmış ve klasik oyunların kurallarını kendine yol gösterici edinip Aristoteles’in 3 birlik yani zaman, mekan, olay birliği kurallarına sadık kalmıştır. Böylece çok canlı ürünler üretememiş ve pek fazla ilgi kaynağı olamamıştır, ama yine de Plautus’un yazdığı komedyalardan etkilenen bazı yazarlar olmuş ve bu da İtalyan Rönesans tiyatrosuna önemli yerel karakterler ve ulusal bir dil kazandırmıştır.

Commedia dell’Arte ile birlikte İtalyan tiyatrosu daha çok ün kazanmıştı. Bu tür, belli kurallara, zamanlara, olaylara meydan okumuş canlı bir halk tiyatrosu özelliği taşıyordu. Commedia dell’Arte’nin yeniliği, topluluk oyununa dayanmasıydı. Sürekli bir arada çalışan ve çok uzun bir süre aynı rolü oynayan oyuncular olağanüstü performanslar sergiliyor ve insanları büyülüyordu. Oyunlarda senaryo olmasına rağmen oyuncular kendi kısımlarındaki istedikleri yerleri istedikleri gibi değiştirebiliyorlardı. Bütün tiyatronun kullanacağı belli tipler Commedia dell’Arte sayesinde ortaya çıkmış oldu yani.

Bu dönemlerde İtalyan tiyatrosu edebiyattan uzak eserler vermeyi hedeflerken, İspanyol tiyatrosu tam tersi bir şekilde tiyatroyu tekrar edebileştirmek istiyordu. Zaten kendi tiyatrolarının en güzel örneklerini de bu dönemde verdi. İspanyol tiyatrosu bu dönem için İspanyol edebiyatının Altın Çağ’ı olarak tarihte yerini almıştır hatta. Reformdan etkilenmemiş olan İspanya, dinsel tiyatrolara devam etmiş, tek perdelik oyunlar hazırlamış ve diğer ülkelerin dinsel oyunlarla geçtiği dalgadan arınmış ayin oyunu adını verdikleri tiyatro oyunlarını üretmeye devam etmişti. Ayrıca, İspanyol tiyatrosu, kendini hiçbir şekilde klasikçiliğin kurallarıyla sınırlamamasıyla İtalyan tiyatrosundan farklıydı. Duyguya, lirizme, tutkulu eylemlere yer veriyor ve orta sınıf törelerini ve entrikalarını konu alan özgün bir İspanyol türü olan kılıç oyunu tarzında çok fazla yapıtlar ortaya koyuyordu. Bu da onu daha özgür kılıyor ve İtalyan Rönesans tiyatrosundan ayırıyordu.

İngiltere’de Rönesans tiyatrosu etkisi daha geç hissedilmiş ve İngiltere’nin Rönesans dönemi Elizabeth dönemini kapsamış ve bu dönemde yalnızca tiyatroda değil, genel olarak edebiyatın özgün İngiliz geleneğinde kurulduğu yıllar olmuştu. Aslında bu dönemde İngiliz tiyatrosu karşıt etkilere açık durumdaydı; bir yandan Protestan kilisesinin etkilerini kırmak için dinsel bazı kutlamalar yasaklanmış, bu da mystery ve morality oyunlarının gerilemesine yol açmıştı. Diğer yandan, saray, tiyatroyu İngiliz ulusal kimliğini pekiştirmek için de kullanmak istiyordu. Bütün bunlara karşı, Avrupa’daki düşünsel, ahlaki ve dinsel çatışmaların özgürleştirici etkisi de 16. yüzyılın sonuna doğru şiddetlenmesinin sonucu olarak tiyatro da ortaya bu gerilimli, yeniliklere açık ruh halini yansıtan oyunlar koyuyordu. İngiliz tiyatrosu, kendi özgün Ortaçağ geleneğinden aldığı mirası, Avrupa’nın  buluşlarıyla kaynaştırarak, saray tiyatrosunun sınırlarını aşan, toplumun her kesimine seslenebilen bir sanat türü yaratmayı başarmıştı.

İngiltere’de de ilk tiyatrolar, 1576’dan başlayarak Elizabeth döneminde kurulmuştu ve Marlowe’un, Shakespeare’in, Beaumant ve Fletcher’in oyunlarını herkes izleyebiliyordu . Bu ilk tiyatrolar, daha öncekilerden biraz daha gelişmişti. Üstü açık bir yapı içinde, sahne yükseltilmiş bir tahta platformdan oluşuyor ve üç yanında seyircinin oturabilmesi için bulunan sıralardan oluşuyordu. Sahne önü boş ve sahneyle o kadar yakındı ki izleyicilerle oyuncular arasında rahatlıkla alış-veriş yaşanabiliyor ve bu da İtalyan tiyatrosundan daha fazla oluyordu. Ayrıca tiyatrolar, Rönesans tiyatrosu zamanında soylu bir kişinin desteğiyle işletiliyor olsa bile biletler çok daha ucuz olduğu için tabaka fark etmeksizin bütün kesimlerden insanlar gelip oyunu izleyebiliyordu. Aynı zamanda İtalyan tiyatrosundan başka bir farkı da, kadın oyuncuların olmamasıydı. Kadın rollerini çoğu zaman genç erkek oyuncular üstleniyordu bu dönemde.

Tiyatro dünyasında bu dönemde çok fazla eserler verilmiş ve tiyatro daha fazla çeşitlenmişti kısacası. Bazı aksaklıklar, püriten kesimin tiyatroları yasaklaması gibi durumlarla karşılaşılsa da tiyatro sevgisinden vazgeçmeyen yazarlar ve izleyiciler yine bir şekilde şehrin dışına gizlice açılmış tiyatrolara gidiyor ve bu tiyatrolara sıkı sıkı sarılıyorlardı adeta.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here