Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
236

Rönesans, Coğrafi Keşifler’den sonra 15. ve 16. yüzyıllarda ortaya çıkmış; sanat, edebiyat ve bilim akımı olarak adlandırılır. Rönesans’a hepimiz tarihçilerin ”yeniden doğuş” söylemleriyle aşinayız. Yeniden doğuş gerçekten de insanlığın hayatını değiştiren bir dönüm noktası olmuştu.

İlk izlerini İtalya’da görmemize rağmen aynı yüzyıl içerisinde hızla tüm Avrupa’ya yayılmıştı. İstanbul’un fethinden sonra birçok bilim adamının Avrupa’ya gelip çalışmalar yapmasıyla bilim ve astronomide büyük ölçülerde gelişmeler yaşanmıştı.

Bugün kendisini deha olarak tanımladığımız Leonardo Da Vinci şüphesiz ki Rönesans’ın öncülerinden. Matematik, anatomi ve çizim yetenekleriyle hepimizi büyülemeyi başaran Da Vinci, kendisinin hayran kaldığımız üstün yeteneklerini sergilediği eserlerinden olan Vitruvian Man ve Studies of a Fetus hayatın başlangıcı ve insan vücudu araştırmalarıyla artık insanın odak noktası haline geldiğini bize gösterdi.

İnsan bedeninin kusurluluğu ve barındırdıkları ile yakından ilgilenen Leonardo Da Vinci; insan bedenindeki oranların, doğal ve göze hoş gelmesiyle bina ve tasarımlarında da benzer oranları kullanan ünlü mimar ve yazar Marcus Vitruvius Pollio‘dan esinlenmiştir. Dönem itibariyle kilisenin karşı çıktığı çalışmalar yaptığı için el yazılarını tersten yazmış ve onları aynada okumuştu.

Rönesans sanatı ve mimarisine öncülük etmiş bir diğer dehamız ise Raffaello Sanzio da Urbino‘ydu. Aslında kendisini Vatikan Müzeleleri’nin duvarlarını kaplayan şaheseri School of Athens ile yakından tanıyoruz.

School of Athens (1509, Rapheal Rooms)

İtalyan Rönesansı’nın ruhunu en somut haliyle gözler önüne seren ressamımız eserinde Klasik Yunan bilim adamları ve filozoflarını bir araya getirmişti. Odak noktamızdaki Klasik Yunan felsefesinin önemli isimlerinden; yukarıyı gösteren eli ile bilgi kaynağının göklerde olduğunu söyleyen Platon ve yere dönük eli ile tüm bilgi kaynağının yeryüzünde olduğunu iddia eden Aristotales’ti.

Eserde Klasik Yunan esintisine şahit olsak da mimari açıdan ele aldığımızda Roma dönemi mimari elemanları gözümüze çarpıyor. Rönesans anlayışında yakaladığımız perspektif ögeleri eserde ele alınmış, oranlar korunmuştur. Art arda şekillenmiş üç kemer, kolonlar, merdiven ve eserin ön planında karşımıza çıkan geometrik seramik desenler perspektif bir açı yaratarak seyirciyi orta noktaya çekmektedir.

Sanatçı kişiliğine; kuyumculuk mesleği daha sonra heykelci olarak devam eden ünlü Rönesans Mimarı Filippo Brunelleschi, Floransa mimarisinin tanrısı olarak anılır. Roma’da kaldığı süre boyunca Gotik üslubuyla tanıştıktan sonra Pantheon gibi klasik mimarinin püf noktalarına dokunup eserlerinde yeni teknikler uygulamıştı.

Pazzi Chapel (1429, Floransa)

İnşası ve mimarisi zengin Pazzi ailesi tarafından, Brunelleschi’ye verilen Pazzi Chapel ise planı ile bize ilk görüşte Pantheon’u anımsatır.

Neredeyse merkezi olarak adlandırılan alan büyük bir kubbe ile iki yanında beşik tonoz ve büyük koridorların da desteklenmesiyle dikdörtgen bir plana sahiptir. Korint kolonlarla birlikte yuvarlak şekilli tonoz olarak oturmuş bir kubbeye sahiptir. Pantheon’da olduğu gibi kubbesinde açıklık, Ayasofya gibi pencereler bulunur. Yapının bir çok elemanlarında karşımıza çıkan oran cephede de peşimizi bırakmıyor. Kolonların ve binanın geri kalan boylarının eşit olması ve doğrusal perspektif bunu tekrar eden oran Rönesans anlayışının kıymetli özelliklerini gözümüze çarpar. Yapıta yaklaşık 10 metre tam ortadan ve uzaktan bakıldığında göz hizanızın yani insanın bir yapıt için ne kadar da önemli olduğu hissine kapılabilirsiniz.

Vitrivius’tan sonra ilk defa mimarlık üzerine yazılan De Re Aedificatoria‘nın yazarı Leone Battista Alberti, İtalyan Rönesans tekniklerinden bahsetmişti. Alberti dönemin resim ve kabartma sanatını doğrudan etkilemiş, perspektife dayalı anlayışın kusursuz, iç açıcı ve çoğunlukla geometrik oranlarıyla kusursuz mekanın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu zamandan sonra ilkeleri birçok sanatçı için Rönesans anlayışında dayanak olarak kaldı.

Basilica di Santa Maria Novella (1360, Floransa ) 

Alberti Antik Roma, Gotik gibi eski dönemleri araştırmış, eskiye saygı anlamında yarattığı yeni düşünceyle yapılarına yeni görünüş kazandırmıştı. Bu yüzden Basilica di Santa Novella, belki de en önemli yapıtlarındandı. Gotik mimarinin simgesi olan sivri kemerler, dekoratif resimler, üçgen şeklinde alınlığı ile Klasik Yunan Mimarisi’ne dönüş yapmış Baths of Caracalla’yı da bir bakıma ele aldığı görünüyor. İç mekanda çapraz kemer ile desteklenmiş kolonlar, güneş ışığı ve farklı renkleri kullanarak kainatı anlatmak adına renkli camlarla çok sayıca freskler kullanmıştı.

”Yeniden doğuş” yeni öğreti ve teknikleriyle seyircilerini ne kadar şaşırtsa ve mimari açıdan ele alsak da resim, edebiyat, bilim alanlarında da parladı. Onlara göre yeryüzü ve insan bir nevi çekici ve incelenmeye değerdi. İnsan ise güçlüydü, gücü ve gerçek doğallığıyla başarılar elde edebilirdi ve yarattığı her figürün anlatmaya değer bir hikayesi vardı.

Kaynaklar: 12

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
236

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here