Bugün, 50’lerin sonu, 60’ların başında, Brezilya’da doğup kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan bir dalgadan bahsedeceğiz: Bossa Nova.

Portekizce’de “yeni trend” anlamına gelen Bossa Nova, jazz ve samba’nın bir nevi karışımı sonucu ortaya çıkan bir tarz. Bossa novanın ortaya çıkmasını sağlayan üç büyük müzik adamı var: Joao Gilberto, Antonio Carlos Jobim (Tom Jobim) ve Vinicius De Moraes. Fakat Gilberto’nun diğer iki isimden farkı, bu tarzı yaratan kişi olması. Gençlik yıllarında takıntılı bir şekilde gitarla uğraşan gelmiş geçmiş en iyi gitaristlerden, Joao Gilberto, tekniğini geliştirerek, yeni bir şeyler deniyor ve bugün bildiğimiz bossa nova formunu yakalayarak ilk bossa nova şarkısı olarak kabul edilen, “Bim-Bom”u yazıyor.

(solda Joao Gilberto, sağda Antonio Carlos Jobim)

Fakat bu yeni tarz, deyim yerindeyse ilk patlamasını Joao Gilberto’nun da katkısıyla, bestesini Antonio Carlos Jobim’in yaptığı, sözlerini Vinicus De Moreas’ın yazdığı “Chega De Saudade” ile yapıyor. Bu şarkıdan sonra Brezilya’da esmeye başlayan bossa nova rüzgarı, birçok sanatçıya ilham kaynağı oluyor ve birdenbire tüm ülkeye yayılıyor.

Kalıpların dışına çıkarak dünya müzik sahnesinde ciddi bir yer elde eden orijinal bir tarz yaratmak… Sanırım müzik adına yapılabilecek en zor ve en büyük işlerden biri budur.

(solda Vinicius De Moraes, sağda Antonio Carlos Jobim)

1962 yılında, bossa novayı dünyaca ünlü bir tür haline getiren o muazzam şarkı, “Girl From Ipanema” piyasaya sürülüyor. Bu müthiş eserin çok ilginç bir de hikayesi var. Rivayete göre, Jobim ve Moraes bir gün Rio’da, Ipanema sahilinde, Veloso isimli bir barda, tatlı bir rüzgar eşliğinde bira içmekteyken; sokaktan, Heloisa Eneida adında, onsekiz-ondokuz yaşlarında bir genç kadın geçer. Jobim ve Moreas hayran bakışlarla bu zarif kadının yürüyüşünü izlerler. Moraes, Heloisa’nın yürüyüşünü “saf bir şiir” olarak tanımlar. Ve hemen oracıkta, masadaki peçetelere Heloisa ile ilgili bir şeyler yazarlar ve Joao Gilberto’nun da katılımıyla, dinlemekten usanmadığımız o şaheser ortaya çıkar.

Girl From Ipanema“dan sonra bu üç büyük sanatçı ve “bossa nova“, dünya çapında bir ün kazanır. Hemen ardından, ünlü saksafon üstadı Stan Getz ve Joao Gilberto’nun eşi Astrud Gilberto‘nun da katılımıyla gelmiş geçmiş en iyi jazz kayıtlarından biri olarak kabul edilen “Getz/Gilberto” albümünü yayınlarlar. Albümden Corcovado ve Desafinado gibi şahane hitler çıkmış, müzik dünyasında büyük yankı uyandırmıştır.

(Stan Getz ve Astrud Gilberto)

Bossa novanın “elit” bir tür olduğunu, döneminde de bu kesime hitap ettiğini düşünebilirsiniz. Ancak bu doğru değil. Bossa nova, Rio’yu, Brezilya’yı anlatan; plajlardan, aşktan, kadınlardan bahseden bir tür olarak halkın içinden çıkmış, kısa sürede de Brezilya halkına yayılmıştır. Bossa novanın bu şekilde halka yayılmasında, dönemin başkanı Juscelino Kubitschek sayesinde ülkede hüküm süren olumlu, huzurlu havanın etkisi olduğu da söylenir. Bu durum, yaratıcılığın ve sanatın; özgür ve huzurlu bir ülkede nasıl filizlendiğinin ve kitleleri etkileyebildiğinin güzel bir örneğidir.

(Ipanema Sahili, Rio De Jenario)

Bossa nova bir dönem müzik dünyasını öyle etkisi altına almıştı ki, ABD’de o dönem, hemen hemen bu yeni trendi denemeyen big band/jazz sanatçısı kalmamıştı. Frank Sinatra da bu akıma katılanlardan biriydi. Jobim ile 1967 yılında yaptıkları albüm, bossa nova klasiklerindendir. Şu videoda, Frank Sinatra’nın bu “yeni trend”i nasıl zevkle yorumladığını görebilirsiniz:

Fakat bossa nova dalgası, Brezilya’da Juscelino Kubitschek’in ardından başlayan askeri diktatörlük ile 60’lı yılların sonuna doğru iyice eski havasını yitirmiş; plajlardan, güzel kadınlardan bahseden bu şiirsel müzik, ülkedeki sert yönetimin altında kendine yer bulamamaya başlamıştır. Bazı müzisyenler ülkeden ayrılmış, kalanlar ise bu yönetim anlayışının getirdiği ekonomik ve sosyal sıkıntılar sebebiyle bir şey üretmemişlerdir.

Nasıl böylesine özgün bir türün ortaya çıkışında ülkedeki özgürlük ve huzurun etkisi büyükse; etkisini kaybetmesinde de bu katı yönetim etkili olmuş. Bu da, olması ve olmaması gerekene çok güzel bir örnek teşkil ediyor.

Tabii dünyada da o dönemde bossa novanın popülaritesinin azalmasına sebep olan bazı faktörler var: 65’ten sonra kendini iyiden iyiye hissettiren “ikinci rock’n roll devrimi“! Bunun için Bob Dylan‘ı ve Beatles‘ı, hatta daha da derine inip ilk devrimin öncüleri Elvis‘i ve Chuck Berry‘i suçlayabiliriz. Fakat ona da gönlümüz el verir mi, bilemiyoruz.

Her ne kadar üretim açısından 60’ların sonlarından itibaren durulsa da, bossa nova, hala çok sevilen bir tarz. 50’lerin sonu, 60’ların başlangıcında bu üç büyük sanatçının dünyaya kazandırdığı form, neredeyse başlı başına bir tür olarak kabul görüyor ve hala milyonlarca kişi tarafından dinleniyor. Özellikle kahvecilerde duyup “ne güzel şarkıymış yahu!” dediğiniz şarkıların ciddi bir kısmı bossa nova tarzındadır. Ve bu yumuşak form, “cover” için müthiş kullanışlı olduğundan, hemen hemen bütün rock klasiklerinin bir bossa nova uyarlamasına denk gelirsiniz.

Yazının en alt kısmında göreceğiniz üzere, sizler için ufak bir karışık bossa nova listesi hazırladık. Keyifli dinlemeler!

Şimdi tek bir notayı bile kaçırmamak için kulaklığınızı takın ve kapanışı gelmiş geçmiş en komplike, en güzel bossa nova şarkılarından biri, belki de birincisiyle yapalım, buyrun:

Antonio Carlos Jobim – Brazil

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here