Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
71

“Kim demiş haram nedir bilmez Hayyam?
Ben haramı helali karıştırmam.
Seninle içilen şarap helaldir,
Sensiz içtiğim su bile haram.”

“Pascal üçgeni değil, Hayyam üçgeni!” derdi matematik öğretmenlerimiz. Dindar şiirseverlerse, “Şarap derken bildiğimiz şarabı kastetmiyor” derdi.
Ya da sağda solda, ironik bir şekilde, başka şairlerin bohem ve inanç-sorgulayıcı fikirlerinin altına “Hayyam” yazılırdı.

Bazıları onun gerçekten de inançlı bir şair, bir sofu olduğuna, hatta tasavvufçu olduğuna bile inanır.
Peki Hayyam gerçekte kimdi ve neye inandı, neye adandı? Bu konuda kirli bilgilerin arasında kesin ifadelere ulaşmak oldukça güç olsa da, biz biraz kendimizden, biraz da araştırmalarımızdan size ufak bir yazı derledik.

Hayyam’ın başına eklenebilecek en uygun sıfat bizce “rind” olabilirdi. Rindlik de şaraptan ayrı düşünülemezdi. (Fakat, yaratıcısına aşkla başlanmış görünen ve “helali haramı bilen” ünlü divan şairi Fuzuli; Baki’nin saray kediliğine karşılık “sokak kedisi” olmuş ve yer yer rindane denebilecek bir çizgide seyretmiştir.)

İşte, Hayyam da rubailerinde hep “rindane” bir tablo çizmişti. Peki onun ve onun gibi şairler için neden “aykırı” değil de rind deriz? Belki de tam anlamıyla karşılamadığı için. Birçoğumuz rindliği Yahya Kemal‘in şiirlerinde duymuştuk.

Dönülmez akşamın ufkundayız. vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç!
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece
Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.

Rindlikten birçok farklı anlam çıkarılabilir. Bazılarına göre dünyevi şeylere bağlanmaktan uzak ve maddelerden arınmış olmak anlamına gelir, bazılarına göreyse serkeş, bohem bir yaşamı simgeler rindlik, ve rindanelik. Rind’in zıttı ise edebiyatımızda “zahid” olarak işlenir.

Zahid, mutluluğunu sofuluğunda bulmuştur. Rind gibi şaraba, harama yanaşmayandır. Günümüze kadar gelen divan şiirlerinde de bu “rindane” söyleyiş görülebilir. Buna karşılık zahid-rind çatışması da divan şiirlerinde meşhurdur. Rind, zahidin inancında ve duasında bulduğunu, bizzat hayatın içinde gördüklerinde bulmuştur.

Türk tarihçi, şair ve profesör Ali Nihad Tarlan, Hayyam için şunları söylemektedir: (Türkçeleştirerek) “Hayyam şiirde bir amatördür. Zamanında şiir ile ünlendiği rivayet ediliyorsa da, dini inanışlara uygun olmayışı ona birçok düşmanlar kazandırmıştır. İran kaynaklı biyografiler daha çok bunun üzerinde durarak, onu pek tutmazlar.”

Dün özledim de seni coştum birden bire;
Çıktım senin yerin dedikleri göklere.
Bir ses yükseldi ta yukarıda, yıldızlardan:
Gafil, dedi; bizde sandığın Tanrı sende!”

Yahya Kemal’e göre, Hayyam’ın rubaileri kendisine gelene kadar birçok kez Türkçeye çevrilmiş olmasına rağmen hakkıyla yapılamamıştı.

19. yüzyıl ile birlikte Hayyam ve fikirleri Avrupa’da da geniş yankı uyandırdı. Yazdıkları birçok farklı dile çevrildi ve adına dernekler, topluluklar açıldı. Buna rağmen Türkiye’de okunma ve yaşatılma noktasında birçok yazar ve şairin aktif rol göstermediği görülse de, bazıları bu durumu kayıtsız kalmak ya da haberdar olmamakla değil, çevirmeden, bizzat orijinal dilinden okuduklarına bağlar.
Bunu da şöyle destekleyebiliriz; rubailere düz yazı çevirisi uygulamak uygun düşmez. Rubai de dörtlükler halinde bir şiir türü olduğu için kendi dilinde bir ahenge sahip olmalı. Ve çevrilirken ne kadar titiz olunursa olunsun, tıpkı bir Oscar Wilde çevirisi gibi, aynı hissiyatı veremeyebilir.

Hayyam çevirileri doğrultusunda yazılan ilk eser ve yapılan ilk rubai tercümeleri, kendisi de İran asıllı bir şair olan Muallim Feyzi Efendi’ye ait. Muallim Feyzi’nin “Hayyam” isimli eseri, Muallim Naci’nin teşviki ile bir gazetede tefrika olarak neşredilmiş. Buradan da görüyoruz ki Muallim Naci gibi “muhafazakar” çizgide olan şairlerin de Hayyam’a duyduğu bir saygı söz konusu.

Yahya Kemal, Hayyam rubailerini çevirmekte gösterdiği titizlikle, birçok Türk edebiyatçısına göre ayrı bir öneme sahiptir; birçoğuna göreyse bu işin en iyisidir. Zaten gördüğümüz birçok çeviri de ona aittir. 1963’te yayınlanan eseri “Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş”te kendi rubaileri ve çevirileri birleştirilmiştir.

“Yok mutluluğun zerresi, kalmış adı yalnız
Dost yok, şarabın belki de tadı kalmış yalnız
El çekme aman böyle zamanlarda kadehten
En sonra onun kalmada yoldaşlığı yalnız”

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
71

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here