Daha önce Tekne Gezisinde Öğle Yemeği ve Le Moulin de La Galette’de Dans adlı tablolarını incelediğimiz Fransız ressam Pierre Auguste Renoir’in, 1874 yılında yapılan ilk empresyonist sergiden sadece bir yıl sonra resmettiği “Büyük Bulvarlar” adlı eserini bu yazımızda inceleyeceğiz. Resmedildiği 1870’li yıllar için son derece radikal ve cesur bir yaklaşıma sahip olan bu eser, bize Paris’in açık hava manzaralarından birini sunuyor.

Resmin genel atmosferine baktığımızda, Paris’te güneşli bir yaz gününe konuk olduğumuzu görüyoruz. Bu manzara bizler için Paris’in eski bir görüntüsünden ibaret. Ancak bakmakta olduğumuz bulvar, savaş yıllarını geride bırakan Fransa’nın her açıdan yenilendiği bir döneme tanık olmamızı sağlıyor. Savaşın yıkıcı etkisinin ardından, dar ve dolambaçlı şehir planından kurtularak geniş ve gösterişli caddelere geçiş yapan Paris halkı tüm benliğiyle karşımızda duruyor. Yani resmin yapıldığı dönem düşünüldüğünde, oldukça modern bir manzaraya tanıklık ediyoruz.

Büyük Bulvarlar, sadece resimde görülenler açısından değil, bunu yaparken kullandığı teknikler açısından da oldukça sıra dışı bir eser. Burada gördüğümüz eskize benzer eserde, Renoir’in etkisi altında kaldığı empresyonizm akımının tüm özelliklerini görmek mümkün. Gelişigüzel atılan fırça darbeleri ve geçici şekilde işlenen detaylar, akımın soyut ve duygusal yapısını hissetmemizi sağlıyor.

Resmin sol kısmında bankta oturan ve gazete okuyan genç bir adamla, hemen onun yanında konuştuklarını gördüğümüz iyi giyimli iki erkek figür bulunuyor. Sağ tarafa doğru ilerlediğimizde dönemin modasına uygun kıyafetiyle dikkati çeken iki çocuklu bir anneyi ve onun sağında da at arabasının üstünde ilerleyen çifti görüyoruz.

Eserin genelindeki havayı algılayabilmek için at arabasının olduğu tarafa bakmak doğru bir tercih olabilir. Çünkü at arabası ve üzerindeki figürler, bütünün en önemli parçalarından biri. Bize sadece ne olduklarını beyan eder gibi orada durmalarına karşın neredeyse at arabasının hızını hissetmek üzereyiz.  Bunlar dışında geriye kalan figürler ise birer siluetten ibaret.

Figürler de dahil olmak üzere resimde yer alan nesnelerin detayları ve türleri hakkında bilgi edinmekte oldukça zorlanıyoruz. Ancak Renoir, bu konuda çağdaşı Monet kadar basite indirgenmiş bir yol kullanmaktan çekiniyor. Monet’ye kıyasla daha belirgin ve detaycı bir tavır takındığını söyleyebiliriz.

Renoir’in resim anlayışındaki en karakteristik özellik, insanları ve sosyal yaşantıyı farklı bir gözlemsel yetenekle işliyor olmasıdır. Paris’in şehir yaşantısından bir kesit sunan bu eser de, bunun en güzel örneklerinden biri olarak karşımıza çıkmakta.

Geçiciliğin görsel bir deneyim ile buluştuğu empresyonizm akımı zamanında kurallara gösterdiği dirayet sebebiyle yerilse de, günümüzde bu eserlerin her birini hayranlıkla izlemekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Renoir, bu akımın en değerli temsilcilerinden biri olarak, eserlerinde bu cesur ve yenilikçi teknikleri kullanmaktan hiçbir zaman çekinmemiştir. Gerek kullandığı renk paleti, gerek hisleri harekete geçiren teknikleriyle Renoir, bir dönemin yenilikçi ismi olarak bilinmektedir.

Bize şehrin kültürel yaşantısından izler sunarak, renkli bir görsel deneyim yaşatan bu eser günümüzde Philadelphia Sanat Müzesi’nde sergilenmektedir.

Kaynak:1, 2,

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here