Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
5

İzlenimciliğin babası: Claude Monet. Bizlere renk ve ışığın tasvirinin; formun önüne geçtiğini gösteren deha. Sanayi devriminin patlak vermesinden sonra gelişen ve değişen hayatın içinde kendine yer bulan Monet ile empresyonist arkadaşları yeni kimya endüstrisinin getirdiği bir yenilik olan tüp boyalardan faydalanıp stüdyolarını dışarıya taşıyor, dört duvar arasında hayalden resimler yapmaktansa doğanın tam ortasında bulunup gördüklerini seyircilerine anlatıyorlar. Bu şekilde, Monet’nin en çok bilinen eseri ve akıma da ismini veren Impression: Sunrise (İzlenim: Gündoğumu) eserinde de olduğu gibi, yansıyan ışığı, güneşin renkler üzerindeki etkisini ve oluşan gölgeleri, o an yaşadığı deneyime dayanarak kanvasına aktarmaya başlıyor sanatçımız. Eskiden beri süregelen tarihi, mitolojik veya hayal ürünü figürlerle dolu romantik eserler vermek yerine modern hayatın gerçek halini ve doğayı sergileme amaçlı çalışıyor. Onun gerçekliği; gördüğünü olduğu gibi, değiştirmeden resmetmekten ziyade gördüğü her şeyin onda uyandırdığı hissi, izlenimi yansıtmaktı.

1874 yılında Paris’te gerçekleşen Empresyonist Sergi’de Monet’nin yanı sıra Pierre-Auguste Renoir, Edgar Degas, Camille Pissarro ve Berthe Morisot gibi izlenimcilik akımının önemli temsilcileri de yer alıyor. Bu sergiye katılan ve eserlerin alışılmışın dışında görünümlerinden dolayı dehşete düşen eleştirmen Louis Leroy’un “Bu eserler mutlak izlenim.” demesiyle, akımımızın adı konuluyor. Aslında ortaya konulan eserleri kötülemek isteyen Leroy onlara bir isim sağladığını fark etmeden yapıyor yorumunu elbette.

İlk empresyonist sergide yer alan ve Monet’nin sanatını anlamamızı sağlayacak bir eser olan Boulevard des Capucines (Capucines Bulvarı) 1873 yılında tamamlanıyor. Monet, arkadaşı olan fotoğrafçı Felix Nadar’ın stüdyo penceresinden gözlemlediği, modern hayatın günlük bir kesitini, Paris caddelerinin keşmekeşini anlatıyor bize. Esere baktığımızda detaylara önem verilmediğini adeta flu bir tasvir tercih edildiğini görüyoruz; bunu da hızlı, kısa ve serbest fırça darbeleriyle sağlıyor ve esere sanki bir taslakmış havası katıyor. Bu fırça darbeleri bize canlı şehir yaşamını, zamanın hızla akışını ve onun sanatçıda uyandırdığı hissiyatı yansıtıyor. Nesnelerin ve figürlerin biçimselliği yerine ışık ve renklerle onları var ediyor. Yakından baktığımızda insan figürlerinin aslında sadece birkaç fırça darbesi olduğunu görüyoruz, ancak uzaklaştığımızda insan haline geliyorlar. Etrafın beyaz bir örtüyle kaplı olmasından mevsimin kış olduğunu anlıyoruz fakat modern hayatın canlılığı ve insanların hareketliliği ile ortam soğuk olmaktan çıkıyor ve adeta içimizi ısıtıyor.

Monet, Boulevard des Capucines’de o dönem sanatçılarının da eserlerinde çok fazla yer verdiği Japonizm’i kullanmaktan geri kalmıyor. Kompozisyondaki asimetri Japon sanatının çarpıcılığından kaynaklanan bir etki. Bulvarın ortasından geçen ağaçlarla at arabaları sahnemizi ikiye ayırıyor ama sol taraftaki bölüm sağ tarafa oranla daha küçük ve sağ tarafta gördüğümüz insan kalabalığı orada görülmüyor. Bu da yapıtın genelinde bilinçli bir dengesizlik yaratıyor. Monet’nin, Utagawa Hiroshige’nin Sudden Shower (Ani Yağmur) eserinden esinlenerek bu kompozisyonu yaptığı düşünülüyor ki karşılaştırdığımızda benzerliği görmememiz mümkün değil.

Sizce de Monet, içine yeni yeni girmiş olduğu modern hayatı, o hayatın içinde insanların duruşunu ve o pencereden baktığında içinden geçenleri kusursuz bir biçimde yansıtmamış mı?

Kaynak 1,2,3

 

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
5

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here