22 Mart 2019’da yeni albümleri “Yersiz Göksüz Zamanlar“ı yayınlayan ve 15 yıldır müzik piyasasının içinde bulunan Redd grubu; Doğan Duru, Güneş Duru ve Berke Özgümüş üçlüsünden oluşmakta. Grubun solisti Doğan Duru ile röportaj yaptık. Keyifli okumalar…

1- Grubun adı neden Redd? Sözlükte itiraz etmek, def etmek, muhalif olmak anlamına gelen bir kelime. Bu anlamlarıyla bağlantılı mı, yoksa bambaşka bir boyutu mu var bu ismin?

Bizim en başında ismimiz Red’di, kırmızı anlamına gelen ama bir rengi grup ismi alamıyorsun, artık değişmesi gerekiyordu onun, hem de isim arıyorduk sürekli. Bir sürü öneri geldi ajanslardan fakat hiçbirini sevmedik. “Mutlu Olmak İçin“, “Nefes Bile Almadan” şarkılarımız vardı piyasaya sürülmüş, onlara rağmen albüm yapmadı bize hiçbir plak şirketi. Biz de dedik madem bizi reddediyorlar biz de, grubun ismini Redd yapalım… İlk plak şirketiyle anlaştığımızda grubun ismini “Redd” yaptık yani. Muhalif duruşla alakası yok ama reddetmetle alakası var, ismi koyarkenki hissiyatımız öyleydi, reddetmekti.

 

2- Redd nasıl doğdu, grup nasıl kuruldu, bu başarıyı yakalayamasaydınız nasıl bir hayatınız olurdu, hiç düşündünüz mü?

Yani tabii çok zor, biz yıllarca birlikte çaldık, 96 yılında birlikte çalmaya başladık. Sonra 2000’de ben şarkı yazmaya başladım ama bu sırada İtalya’ya gittim, hiç kimse albüm yapmıyordu bize gerçekten. O zamanlar bugünkü gibi değildi tabii, öyle Youtube’a falan koyamıyorsun, bir yapımcıya mutlaka ihtiyacın var. Şu an herkes çok şanslı, biz de dahil. İtalya’ya gittim, orada zaten opera okuyordum, eğer dönmeseydim grup devam etmezdi muhtemelen… Döndüğümde operayı bıraktım 2004’te, sonra 2005’te de ilk albüm çıktı. Bir tercih yapmam gerekiyordu zaten, o tercih sonrasında galiba biraz açıldı o kapı. Ama uzun zaman var olmak için sürekli bir şeyler üretmek gerekiyor. Başarı denen şey, şu an başarılı mıyız bilemiyorum, belki de başarısızızdır, sonuçta bunlar içimden geliyor üretiyorum. Onun dışında bilemiyorum, başarıyor muyuz?

3- Daha önce “kentli rock” yapmaya çalıştığınızı söylemişsiniz… Kendinizi şu an nasıl tanımlıyorsunuz, müziğiniz nereye evrildi?

Bugün “yeni dalga” diye bir müzikten bahsediyorlar ya, 3. nesil falan diyorlar, işte onun ilk tohumlarını atan bence Redd’dir. Çünkü biz hikaye diliyle şarkı yazarken “Mutlu Olmak İçin” gibi, “Yalancı Dünya” gibi, o sözleri ben yazıyordum, onları yazarken çok eleştiri alıyorduk. Bir anı tek bir planda anlatıyorsun yani, o anı anlatıyorsun sadece. Çok eleştiri aldık bu şekilde şarkı sözü yazmak konusunda ama şu anki müzik de 3. nesil müzik de aynısını yapıyor aslında. “Hayat Kaçık Bir Uykudur”da müziğe elektronik şeyler kattık, 21’den sonra, 21 çok klasik bir rock albümüydü. O dönemin biraz öncesinde gördük hayatı, mesela şu anda yaptığımız şey, bugün Türkiye’de yapılan bir şey olmayacak. Bir albüm çıkartıyoruz, Ekim’de bir albüm daha var o albüm çok daha başka bir albüm olacak. Hiçbir albümümüz birbirine benzemiyor; o değişikliği sürekli içimizde değişimle, dönüşümle, devrimle sağlıyoruz yani Redd’de hep bir devrim olur, o yüzden müzik hep değişir.

 

4- Sıkça dinlediğiniz ve ilham aldığınız bir müzik türü veya müzisyen var mı?
Ben çıkan her şeyi dinlerim, çünkü fikrim olması lazım. Ama klasik müzik dinlemeye devam ederim, sevdiğim gruplar ve şarkıcılar vardır, yaptıkları şeyleri dinlerim. Hiç kimseye fanatik bağlı değilim. Opera zaten devamlı dinliyorum. İlham almam, ilhama da inanmam, bu iş şey gibi, sporcuysan çalışman gerekiyor, roman yazarıysan bakman, gezmen, oturman, dolaşman, yazman gerekiyor. Ben her gün şarkı yazarım, çöpe gitsin veya gitmesin; çünkü şarkı yazmak ve düzenlemek benim için antrenman, ilhama inanmıyorum. Zaten şu anda beynimiz bir sürü şey kaydediyor bu odanın içinde, sokakta, her yerde… Onlar bir işe başladığın zaman, şarkı yaratmaya başladığın zaman, onlar geliyor zaten bir şekilde önüne. Yani sen oturup ilham beklersen çok gerçekçi olmaz o iş yani. Çalışman gerekiyor…

 

5- 2005’ten bu yana 6 stüdyo albümünüz, bir de canlı akustik albümünüz… Son albümü biraz farklı bulanlar var, bir sound farkı var, bu değişimin özel bir sebebi var mı? Ne gibi tepkiler aldınız?

Dediğim gibi, biz her albümde bir şeyler değiştiriyoruz. Çünkü hayat değişiyor, dinlediğimiz şeyler değişiyor, teknoloji değişiyor. Bu şey gibi, hani biz bir süt markası değiliz… Ambalajımız hep aynı durmayacak yani, dolayısıyla süt markasının içindeki sütün yağ oranı vesaire, yıllardır aynı sütü içiyorsun atıyorum. Biz bir içecek markası değiliz, müzik grubuyuz bir sanat icra ediyoruz, dolayısıyla olduğumuz gibi kalamayız. Ha onun tadı çok güzel, ben bu sütü çok seviyorum diyorsun ve o sütü içmeye devam ediyorsun. Türkiye’de birçok müzik grubu bence süt, çünkü yıllardır aynı şeyi yapıyorlar. Biz süt değiliz, biz sanat yapıyoruz, dolayısıyla bu sürekli değişecek, çünkü biz değişiyoruz. Değişmeseydik muhtemelen hem sıkıcı olurduk hem zamana ayak uyduramazdık. Birtakım kulaklar, birtakım sesler bizim kulağımızda olduğu gibi kalsın istediğimiz için, muhafazakar olduğu için beyin, sen o değişimi istemiyorsun, dolayısıyla buna tepkiler geldi bize de ama %10 civarı gelmiştir. Ayrıca yeni insanlar yakalıyorsun bir şekilde. “Mükemmel Boşluk” için hiç beklemediğimiz isimlerden fikir ve eleştiri aldık, siyasetle alakalı olandan magazin dünyasına, müzik eleştirmenine kadar herkes o yıl için çok iyi bir albüm olarak değerlendirdi. Biz orada başardığımızı düşünüyoruz, bugüne kadar hiçbir albümümüz için bunlar yazılmamıştı. Bazı şeyler belki de zamanla oluyor, “Nefes Bile Almadan”ı biz 2000’de kaydetmiştik, Türkiye hala yeni yeni duyuyor 3-5 yıl oldu. Sonuçta bazı şeylerin zamana ihtiyacı var…

6- Yeni albümünüzü ne zaman dinleyeceğiz, hayata geçirme sürecinde olduğunuz bir proje ya da düşünce var mı?

Mart sonuna doğru yeni albümümüz geliyor. Bu albüm aslında biraz değişik bir albüm, çünkü hiç böyle bir şey yapmadık, normalde bir albüm planımız yoktu, albümümüz Ekim 2019’da çıkacaktı. Bir studio session‘ı kaydetmek istedik canlı, tüm albümlerden 4 tane eski şarkımızı yeniden kaydettik, ekimdeki albüme dokunmadan kaydettiğimiz 4 eski şarkıya ek olarak yeni şarkılar kaydettik çok kısa sürede. Küçük bir düşünceyken birden büyüdü, o yüzden 2019’da 2 tane Redd albümü olacak, hem martta hem de ekimde…

7- Son 2-3 yıldır Türkçe müzikte hip-hop/rap yönünde yoğun bir eğilim var. Bu durumla ilgili siz ne düşünüyorsunuz? Hip-hop’ın rock müziğinin önüne geçmesinin sebepleri nelerdir sizce?

Bu hep vardı zaten, 2005’te de bunu gördüm, dünyada çok popüler biliyorsunuz rap/hip-hop müzikler. Çok anlamlandıramıyorum, bütün müzik türlerini seviyorum, hip-hop/rap de dinliyorum ama bu kadar domine edecek bir şeyi var mı, emin değilim. Belki de bugüne kadar kapalı kaldığı için, ki çok saçma bu güne kadar böyle olması, bizim sadece Ceza’yı biliyor olmamız çok saçmaydı. 10 tane Ceza olması lazım ama Türkiye’de her zaman bir kişiye yer vardır, o yüzden bir tane Tarkan vardır, bir tane daha Tarkan olamaz. Şimdi bir anda o kapı aralandığı için, orada birikmiş olan yoğunluk belki bizim gözümüzün önüne geldi. Bunlardan iyi olanlar tabii devam edecek yoluna, ama biz o iyi olanları seçene kadar, anlayana kadar kötü olan bir sürü şey de dinleyeceğiz, bu rock müzikte de zamanında oldu…

8- Grubun şarkı sözlerini kim yazıyor? En sevdiğiniz sözler hangi şarkınıza ait?

Grubun şarkı sözlerini genellikle ben yazıyorum. Sevmeye gelince, zor tabii de hepsinin yeri ayrı. Mesela “Bahçelere Daldı”yı severim, yani içine birtakım sırlar koyduğum şarkıları severim. Bir sürü şarkıda sır vardır, bazılarında hiç yoktur, açık seçik anlatırım ama bazı şarkılara bir şeyler gizlerim kendi hayatımla alakalı, o şarkıları seviyorum. O şarkıları zaten kimse çözmüyor, öyle bir uğraşı da yok Türkiye’de, dünyada var bu, birileri o sözleri araştırır. Türkiye’de insanlar kitap okumuyor, hiçbir şey düşünmüyor…

9- Yüz binlerce kişiye konser vermek mi yoksa dünyada kabul görmüş bir ödül (Grammy vb.) almak mı? Neden?

Tabii ki öyle bir yarışmada ödül almak ya da öyle bir ödüle sahip olmak güzel bir şey ama o ödül orada durur yani. Mesela benim evde ödüllerim var, İstanbul Film Festivali’nde “En İyi Müzik Ödülü” almıştım, aldığım zaman çok sevindim ama orada duruyor, vazo gibi bir şey. Ama yüz bin kişinin önünde çaldığın zaman, bir daha çalabileceksen o yaşayan bir duygu, o gerçekten önemli bir şey, o performans keyifli bir hale geliyor ve bir daha yapmak istiyorsun. Dolayısıyla bir sanatçı için bir ödüldense daha fazla insana performans yapmak daha keyifli.

 

10- Peki, son olarak bize 5 müzisyen önerebilir misiniz?

İlk olarak, Damon Albarn ne yaparsa güzel yapar, Gorillaz da güzeldir, Blur da güzeldir, kendi işleri de güzeldir. Damon Albarn mutlaka dinlesinler. Yine indie akımından Cage The Elephant severim. Eskilerden mutlaka Pink Floyd önemli, bence dinlemek gerekiyor. Sigur Ross ve James Blake de öneririm…

 

Sevgili Doğan Duru’ya bize zaman ayırdığı ve sorularımızı yanıtladığı için teşekkür ederiz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here