Bu içerik Oğuzhan Ergel tarafından seslendirilmiştir. Wannart’a bu katkısından dolayı kendisine bir teşekkürü borç biliriz. Oğuzhan Ergel’i Twitter ve Instagram‘dan takip edebilirsiniz. İyi dinlemeler.

İnsan beyninin ve onun sınır tanımayan hayal gücünün mahsulü olan fantastik edebiyat antik çağlara dayanan bir temele sahiptir. İlk çağlardan itibaren insanoğlu gördüğü ve açıklamakta zorlandığı olayların doğaüstü güçlere bağlı olabileceği fikrine sığınmıştır. Sözlü kültür mirası olan ve dilden dile aktarılarak gelişen destanlar ile masallarda da doğa olayları ve afetler bile fantastik bir unsur gibi anlatılmıştır. Farklı coğrafyalarda, farklı ırklara mensup medeniyetler kurulması sonucu, milletlerin değer yargıları ve inanışlarından doğan bir kültürel miras gelişmiştir. Destanlar toplumların kahramanlık hikayeleri olup fantastik motifler bulundursa da bu türün adı anılınca akla ilk gelen masallar olmalıdır.

Eski dönemlerde bu masallar korkutucu nitelikliyken, sonrasında sevimli denebilecek bir hale bürünmüştür. Masalların kayıt altına alınmasıyla da fantastik edebiyatın varlığı kesinleşmiştir diyebiliriz. Çocuklara vicdan, iyilik, dürüstlük gibi kavramları aşılamak için kullanılan masallar, karakterler ve tiplemelerin geldiği nokta ile günümüzde evrensel bir çizgiye ulaşmıştır. Peki insanların engellenemez hayal dünyasından doğan bu fantastik edebiyat nedir? Hiç merak etmeyin, bu içeriğimizde fantastik nedir, ne değildir en ince ayrıntısına kadar inceleyeceğiz.

“Latince kökenli “Phantasia” kelimesinden gelen fantastik ve fantezi kelimeleri  “gerçekte var olmayan, hayal ürünü, hayali” anlamları ile çeşitli sanat dalları ve edebiyatta gerçek olmayan hikayeler anlamına gelir. Basit tarifi ile doğaüstü, gerçek dışı unsurlar barındıran her eser, fantastik edebiyat içinde görülebilir.” Bu eserlerdeki zaman ve mekan kavramı çoğu zaman gerçeklik unsurundan yoksundur. Fizik dışı bir alemde, hayali mekanlar, kişiler, varlıklar, olaylar ve kurgular oluşturmanın binlerce yolu bulunmuş, binlerce çeşit ürün meydana gelmiştir. Bu nedenle destan, masal, fabl, Gotik edebiyatta gördüğümüz vampir öyküleri, bilim kurgular, masalımsı hikayeler, uzaylılar ve uzay yolcuğu, yaratık istilaları, mikro insan bedenine seyahat, gezegenlere ışınlanma,  hayvanların insanlığı istilası,  insanların hayvana, hayvanların insanlara dönüşümleri, uzaylı istilası, gibi olayları ele alan eserler; fantastik edebiyat ürünleri sayılır.

Fantastik edebiyat alanında en detaylı çalışmayı yapan isim Tzvetan Todorov’dur.  Todorov’a göre fantastik edebiyat  “bir öyküde geçen olayların doğal mı yoksa doğaüstü mü olup olmadığına cevap veremediğimiz “ noktada başlamaktadır. Todorov da fantastik edebiyatın ilk medeniyetler ile başladığı konusunda hemfikirdir. Fakat o bir gelişim ve değişim sürecinden bahseder ve esnekliği savunur. Todorov’a göre fantastik, kimi zaman olağanüstü güzel ve şaşırtıcı, kimi zaman da “ gerçekte olabilir duygusunu yaratacak şekilde” garip, huzursuz edici olabilir. O, güzel şaşırtıcı ve gerçek dışı ögelerin anlatımdaki varlığının herhangi bir sorun yaratmayacağını, ancak fantastik ögenin akıl karıştırıcı bir niteliğe bürünebileceğini söyler. Bununla karşılaşıldığında da tanık olunan şeyin gerçek mi yoksa sahte mi olduğuna karar veremeyeceği için bocalanacağından ve gerçeklik algısının sarsılacağından bahseder. Bu anlatım için de örnek olarak Arjantinli yazar Jorge Luis Borges gösterilmektedir. Zuhal Yılmaz  “Fantastik Edebiyata Genel Bir Bakış, Stefano Benni ve Stranalandia” adlı çalışmasında şöyle der: “Todorov, fantastiğin okuyucunun hayalinde gerçek dışı sahneler canlandırarak, onlara inanılabilir nitelik kazandırma gücünde olduğunu düşünmektedir. Bu sahneler, gerçek ile doğaüstü ve hayal arasında bir kararsızlık duygusu yaratarak, sıkıntı ve korku uyandırabilirler. Öykünün veya romanın konusu, insanların inançlarıyla bağlantılı olduğu ölçüde, büyük bir etkileme gücüne sahiptir. Örneğin Hıristiyan dünyasında orta çağ şatoları, manastırlar, kripta (yer altı kilisesi) ve mezarlık, korku uyandırarak fantastiği adeta gerçek boyutuna taşırlar. Bu durumda okuyucu, okuduğu şeyden etkilenerek, öykü kahramanının karşılaştığı hayaletin kendi yaşamında da var olduğuna ve kendisine bir zarar verebileceğine, mezarlıktan gelen sesleri kendisinin de duyabileceğine inanabilir. Oysa, masal ya da efsanelerdeki bulutların üzerine inşa edilmiş şatolar, cücelerin ve devlerin yaşadığı diyarlar, ejderhalar vs. okuyucuya sadece bir rüyalar ülkesine yolculuk yaptığı duygusunu vererek, onun hayal dünyasına renk katmaktan öteye gitmez.“ Rus felsefeci Vladimir Soloviov ise şöyle bir açıklamaya gider: “Gerçek fantastikte her zaman, fenomenlerle ilgili basit bir açıklama getirmenin dışsal ve biçimsel olasılığı bulunur, ancak bu açıklama iç olasılıktan tümüyle yoksundur.” İngiliz bir yazar olan Montague Rhodes James’de Soloviov’un yorumundan çok ayrı düşmez. Der ki; “Doğal bir açıklamaya götürecek bir çıkış kapısı bulunması kimi zaman gerekli, ama şunu da eklemeliyim: Bu kapı öyle kullanmaya elverişi olacak kadar geniş de olmamalı.”

Bütün bu tanımlamalar fantastiğin kendisiyle alakalıdır. Bu ele alış şekilleri farklı yorumlar olarak kabul görmektedir. Konuya başka bir yaklaşım da kuramcıların ortaya attığı okur temelli yaklaşımdır. Fantastiğin tanımlamasını okur üzerinden yapma fikrindedirler. H.P. Lovecraft bu yaklaşımı onaylar. Ona göre fantastiğin ölçütü yapıtta değil okurda yani onun deneyimindedir. Bu deneyimin de “korkulu” olması gerektiğine inanır. Bu fikrini de şu şekilde destekler: “ En önemlisi atmosferdir çünkü fantastiğin özgünlüğünün ana ölçütü olayın yapısından çok yaratılan özel izlenimdir. … Bu nedenle fantastik masalı yazarın niyetinden çok, uyandırdığı heyecan yoğunluğuna göre değerlendirmeliyiz. … Okuyucu derin bir korku ve terör duygusuna kapılıyor ve alışılmamış dünyaların ve güçlerin varlığını duyuyorsa o masal fantastiktir, işte bu kadar basit.”

Fantastiğin ölçütünün ne eser ne de okurda olamayacağına inananlar da vardır. Bunlar, fantastiğin ölçütünü anlatının yazarında aramışlardır. Caillois bu görüşü destekleyen isimlerden biridir ve açıklaması şu şekildedir. “Fantastiğe irade dışı bir şeyler, yaşanmışlık gereklidir bilinmez karanlıklardan çıkagelmiş endişeli ve endişe verici bir sorgulayış gereklidir ve yazar bu sorgulayışı olduğu gibi kabul etmek zorundadır…” ya da “Bir kez daha bilinçli olarak şaşırtma isteğinden kaynaklanmayan ancak kendiliğinden beliren fantastik en inandırıcı olanıdır.”  der. Fantastik kavramında gerçeklik tartışması oldukça yorumlanmış fakat neticeye varılamamış bir imgedir.

Tüm bu yorumlar üstüne Louis Vax “İdeal fantastik sanat kendini belirsizlikte tutmayı bilir.” diyerek söylenmesi gereken son sözü aslında söylemiştir.”  Bu tanımlar bugün kabul ettiğimiz tanımlarla birebir örtüşmese de, çelişmemektedir. Fantastik nedir sorusuyla karşı karşıya kalırsanız verebileceğiniz bir cevabın kafanızda şekillendiğini umarım. Hayalle kalın.

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here