24 Ağustos 2015 tarihinde New York Magazine’de yayınlanan uzun röportajdan, seçtiğimiz soruları ve ünlü yönetmenin cevaplarını çevirerek sizlere sunduk. Son filmi Hateful Eight gösterime girmeden aylar öncesinde yapılan bu röportajı keyifle okumanız dileğiyle.

The Hateful Eight’in gösterime girmesine 5 ay kaldı. Bitimine ne kadar var?

Bir saatten biraz fazlasını tamamladık. Biraz önce de oradan geldim, biten kısmı izledik.

Memnun musun?

İntihar etmiyorum henüz. Olduğu gibi işte. Sona gelmek için acele ediyoruz, deniyoruz. Sonra daha da iyi olsun diye bir daha bakarsın. Ama önce sona gelirsin.

Çeşitli zamanlarda, izleyiciyi bir şefin orkestrayı yönettiği gibi yönetmek istediğini söyledin. İzleyiciler kendilerini geliştirdikçe ve senin tarzına alıştıkça bu zorlaştı mı?

Açıkçası entelektüel izleyici değil sorun. Sorun aptal izleyici. Ama izleyicinin entelektüel birikimi artıyor, ki bu da zamanla kendiliğinden olan bir şey. 50’lerin sanat anlayışına 60’lar gülerdi. Ve 1966’da fena olmayan bir şeye de 1978’de gülünürdü. İşte zor olan da bu, üzerinden 20 yıl geçse de filmlerinizin izleyiciye saçma gelmemesi. Pulp Fiction‘dan sonra insanlar şöyleydi: “Vay! Hiç böyle bir şey görmemiştim. Bir film böyle olabiliyor muymuş?” Bence olay bu değil. Artık başkasının ağzından saçmalamıyorum. Bence insanlar Django ya da Inglourious Basterds’ı izlediler ve bayağı etkilenmiş olsalar bile olayı anladılar. Ayakları yere basıyordu yani, “Ne izledim lan ben?” durumu yoktu. Ve insanlar tarzı anladılar. Akılları başlarından falan gitmedi. Yanlış yaptığımı düşünmüyorlar. Anladılar.

Stephen Spielberg ve George Lucas film endüstrisinin geleceğinden endişeli olduklarını söylüyorlar. Sende de endişe var mı?

Benim karamsarlığım film üreticiliğiyle ilgili değil. Ben doğduğumdan beri bu korku var. Şimdi Transformers hakkında konuşursun, eskiden Maymunlar Cehennemi ve James Bond hakkında konuşurdun, ben çocukken. -İzlemek için de sabırsızlanırdım. Aslında, bu röportaj bitince de Guy Ritchie‘nin The Man From U.N.C.L.E filmini izlemeye gideceğim. Yani Spielberg’le Lucas’ın böyle filmler hakkında neden karamsar olduğunu anlamıyorum. Onlar yönetmek zorunda değil ki.

Django Unchained’in kapağında Jamie Foxx ve Leonardo DiCaprio vardı, Inglourious Basters’da Brad Pitt vardı. Hateful Eight’te de öne çıkanlar Kurt Russell, Sam Jackson ve Jennifer Jason Leigh oldu. Daha büyük bir yıldız aktör için baskı var mıydı?

Hayır. Eğer bir yıldız aktör tarafından oynanacak bir bölüm olsaydı, aktör de oynamaya istekli olsaydı, o zaman bunu gözden geçirmek için bir baskı olurdu. Ve bununla ilgili bir problemim yok, o aktörü özellikle beğenmeme durumum yoksa. Ama sırf onun hayranları ya da benim hayranlarım bizi beraber görmek istiyor diye bu olacak değil tabii ki. Evet, “Tarantino tarzı aktör” diye bir şey var. Ve yazdığım diyaloğu ne kadar iyi becerdiği işin çok çok önemli bir kısmı. Bu Brad ya da Leo filmi değildi. Birinin diğerinden önemli olmadığı bir topluluk gerekliydi çünkü.

Metroda telefonundan Django’yu izleyen birini gördük.

Ben kendime laptoptan bir film izletemiyorum bile. Eski kafayım. Gazete okurum. Dergi okurum. Televizyonda haberleri izlerim. Bol bol CNBC izlerim.

Senaryolarını hala el yazısıyla mı yazıyorsun?

Ben sana sorayım: Bir şiir yazmayı denesen bilgisayardan mı yazardın?

Doğru, yazmazdım.

Şiir için teknolojiye gerek yok.

Seni heyecanlandıran genç yönetmenler var mı?

Noah Baumbach. Filmlerinde Paul Mazursky kalitesi var.

TV’de ne tür şeyler izlersin?

Baştan sona izlediğim son ikisi Justified ve How I Met Your Mother.

True Detective?

İlk sezon ilk bölümünü izlemek istedim ama, hiç sarmadı beni. Bence bayağı sıkıcıydı. İkinci sezon da iğrenç duruyor, fragmanı yani. Bütün o yakışıklı aktörler yakışıklı olmamaya çalışarak gezinirken sanki dünyanın bütün yükü omuzlarındaymış gibi davranıyorlar. Fazla ciddiler ve işkence çekiyorlar, kirli elbiseleriyle ve bıyıklarıyla acınası görünmeye çalışıyorlar.

Tüm kariyerin boyunca hep aynı noktalardan eleştirildin. Örneğin “nigger” (zenci) kelimesini kullanmış olman. Hala duyuyor musun bunları?

Toplumsal eleştiriler hiçbir anlam ifade etmiyor benim için. Önemsememek gerçekten çok kolay, çünkü yaptığım şeye yüzde yüz inancım var. O yüzden “Aman, toplum ahlakına aykırı”cılar siktirip gidebilir. Başta can sıkarlar, sonra yok olur giderler. Sonuç olarak ateşime benzin olurlar.

10 film yaptıktan sonra emekli olacağını söylemiştin, bu durumda Hateful Eight’ten sonra iki film daha var. Bunlarla amaçladığın başarı nedir?

Onuncu filmim en güzel filmim olsa mükemmel olurdu. Büyük bir patlamayla gitmek, ya da büyük bir patlamanın ardından küçük, harika bir kapanış filmiyle. Bunu aralarda sık sık düşünüyorum ama bu gerçek bir hesap değil şu an için. Ağırdan alıyorum ben. Yapmak istediğim çok film var, ama önce Hateful Eight’i bitirmeli ve sonra kendime kısa bir zaman tanımalıyım. Biliyorum ki şimdi yapacağım şeyler, sonra yapacağım şeyler değil. Doğru hikayenin beni bulması için kendimi açık bırakmalıyım.

Kill Bill 3 konusu da mı kapandı?

Hayır, kapanmadı henüz. Ama göreceğiz.