Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Çizgi roman denilince akla ilk Frank Miller, Alan Moore veya Stan Lee gelebilir. Bu oldukça doğal çünkü bu isimler yarattıkları karakterlerle ve bu karakterlerin etrafında kurguladıkları hikayelerle çizgi roman sektörünü bir hayli değiştiren isimler. Ancak çizgi roman sektöründe yazarlar kadar, yazılan hikayeleri panellere döken çizerler de önemli. Çizerlerin de işleri yazarlar kadar meşakatli ve zor. Çünkü yazılı bir metni görselleştirip paneller dahilinde yeniden kurgulamaları gerekiyor.

Çizer denilince akla ilk gelen isim ise kuşkusuz Jack Kirby. 1994 yılında aramızdan ayrılan Kirby’nin çizgi roman sektörü için ne kadar önemli bir isim olduğu başka bir yazımızın konusu. Bu yazımızda ise 90’lı yıllarda X-Men hikayelerini çizerek ün kazanan bir başka çizer Jim Lee’yi konu aldık. Her ne kadar Kirby ustaların ustası olarak anılsa da Jim Lee’nin de başarı grafiği bir hayli olumlu yönde ilerliyor.

Seul, Güney Kore’de doğan Jim Lee, daha küçük bir çocukken ailesiyle beraber Amerika’ya geldi. Amerika’da St. Louis, Missouri’de yaşamaya başlayan Lee, bu sıralarda kalemi eline aldı ve çizmeye başladı. Liseye başladığı sıralarda arkadaşları onun çizgi roman sektöründe bir kariyere sahip olacağına inanıyorlardı bile. Fakat o sıralarda Lee’nin aklındaki kariyer daha başka bir yöndeydi. Psikoloji alanında bir kariyere sahip olmak isteyen Lee, bu amacını gerçekleştirmek üzere Princeton Üniversitesi’ne katıldı. Üniversite yıllarında eğitimine devam ederken Lee’nin seçmeli bir ders alması gerekiyordu. Lee, tercihini sanat yönünde kullandı. Aldığı sanat dersi onun kariyer planını bir hayli değiştirecekti.

Sanat dersleri sırasında sürekli çizimler yapan Lee, aslında çizmeyi ne kadar çok sevdiğini fark etti. Yine de psikoloji alanında eğitim almaktaydı ve buna devam etmeliydi. 1986 yılında üniversiteden psikoloji alanında dereceyle mezun oldu. Nitekim çizmek onun en büyük tutkusu haline gelmeye başlamıştı. Sonunda bir karara vardı ve çizgi roman sektörüne adım attı. Artık hedefi psikoloji alanında bir kariyer değil çizgi roman sanatçısı olmaktı.

İlk çizimini bağımsız bir yayıncı olan Solson Publications’ın serisi olan Samurai Santa’nın ilk sayısında gerçekleştirdi. Bu daha başlangıçtı. Bir zaman sonra Lee’nin yolu Marvel ile keşişti. İlk olarak Punisher: War Journal ve Alpha Flight serilerini çizen Lee, daha sonra Uncanny X-Men serisinde çalışmaya başladı. Lee’nin ünü bu seride arttı. Çünkü bu seri dahilinde hem çizerlik hem de yazarlık yapmaktaydı. Üstelik bu seride çalışırken ileride çok iyi dostu ve çalışma arkadaşı olacak olan Scott Williams ile tanıştı.

1991 yılına gelindiğinde ise Jim Lee ve Chris Claremont, X-Men adında yeni bir çizgi roman serisine başladılar. Claremont ve Lee serinin yazarlığını beraber üstlenmişlerdi. Serinin çizgileri ise Lee’ye aitti. Bu serilerde X-Men’in en sevilen fakat biraz geri planda kalmış olan Gambit doğdu. Claremont, Gambit’in yaratıcısı olurken yardım aldığı kişi ise bizzat Jim Lee’ydi. 1991 yılında başlayan bu seri, bir başka karakterin daha çizgi roman panellerinde yer almasını sağladı. John Bryne tarafından yaratılan Omega Red adlı karakter serinin 4. sayısı itibariyle panellerde yer almaya başladı. Bryne ile birlikte karakterin arka planındaki isim yine Jim Lee’ydi.

Lee ve Claremont imzasını taşıyan bu yeni serinin ilk sayısı, pek çok varyant kapakla beraber piyasaya sürüldü. Bu varyant kapakların çizimleri Lee tarafından yapılmıştı ve hepsi bir araya geldiğinde ise büyük bir poster ortaya çıkıyordu. Hem bu hem de yeni serinin sektöre fırtına gibi girmesi sebebiyle X-Men çizgi romanları yüksek satış rakamlarına ulaştı. 8 milyondan fazla kopya satan seri, o yıl tüm zamanların en çok satan çizgi roman serisi ünvanını elde etti. Ancak serinin yaratıcı ikilisi için daha işler bitmemişti. Akıllarında daha pek çok fikir vardı.

İşler ikili için gayet iyi giderken hiç beklenmedik bir şey oldu. X-Men editörü Bob Harras’ın devreye girmesiyle işler kızıştı. Harras’ın dahil olmasıyla 3 isim arasında bir güç mücadelesi oluştu. Harras, Lee’nin popülaritesinden pek hoşlanmıyordu. Bu sebeple Lee ile yüzleşti. Olaylar bittiğinde Claremont, seriden ayrılmıştı. Böylece Lee ve Claremont’un yaratıp yüksek satışlara ulaştırdığı seri, yaratıcılarından birini kaybetti. Ancak bu, ikilinin beraber çalıştığı son iş olmayacaktı.

1992 yılında ise Marvel’da bir yaprak dökümü yaşandı. Ayrılan isimler arasında Todd McFarlane, Jim Valentino, Marc Silvestri, Rob Liefeld ile beraber Jim Lee de vardı. Ayrılan bu ekip, beraber Image Comics’i yarattı. Lee, Image Comics’in altında Wildstorm Productions’ı kurdu. Zaman içerisinde Lee’nin kurduğu Wildstorm Evreni genişledi. Lee, Wildstorm Evreni dahilinde daha pek çok karakter yarattı ve bu karakterler etrafında hikayeler kurguladı. Image Comics hikayelerine gelen aşırı şiddet ve cinsellik eleştirilerine rağmen Wildstorm hikayeleri yüksek satış rakamlarına ulaştı. Bu elbette Jim Lee’nin başarısıydı.

1996 yılına gelindiğinde ise Lee, Rob Liefeld ile beraber Marvel’a geri döndü. İkili Heroes Reborn adlı Marvel’ın yeni bir etkinliğinde çalışacaklardı. Liefeld bu etkinlik dahilinde The Avengers ve Captain America serilerine hayat verirken Lee de bir süre için Fantastic Four ve Iron Man serilerine imza attı. Lee’nin imzasıyla yayınlanan bu iki seri kısa sürede satışta zirveye tırmandı. Lee, artık işin ehli konumuna gelmişti.  Sorumluluğunu aldığı her çizgi roman serisi, yüksek satış rakamlarına ulaşıyordu.

Serilerde daha 6 sayı yayınlanmışken Marvel, ikilinin sözleşme şartlarına müdahele etti. Lee ve Liefeld’in ücretleri azaltılacaktı. Lee, Marvel’ın müdahele ettiği bu yeni şartları kabul etmeyi seçti. Fantastic Four ve Iron Man serilerine devam edecekti. Ancak Liefeld, Marvel’ın bu yeni teklifini kabul etmedi. Böylece Liefeld’in The Avengers ve Captain America serileri de Jim Lee’ye emanet edildi.

O dönemden sonra Lee, zamanında kurmuş olduğu Wildstorm’a geri döndü. Bu dönüş Lee’yi ilk kez tam anlamıyla çizgi roman yazarı yaptı. Geçmiştekilerden farklı olarak Wildstorm Evreni dahilinde Divine Right: The Adventures of Max Faraday adı altında 12 sayılık bir mini seri yazdı. Bu serinin ilk 8 sayısı Image Comics dahilinde basıldı. Sonraki sayıları ise DC tarafından yayınlandı. Bunun sebebi ise o yıllarda Wildstorm’un Image Comics’ten DC’ye geçmesiydi.

1998 yılında Jim Lee, Image Comics’ten ayrıldı ve kurduğu Wildstorm Productions’ı DC Comics’e sattı. Lee’nin amacı prodüktörlük veya editörlük yerine çizimler yaratmaktı. Aynı şekilde çizgi roman yazarlığını da bıraktı. 2003 yılına gelindiğinde ise Lee, Jeph Loeb ile beraber yeni bir maceraya atıldı. Bu macera, çizgi roman sektörünün en ünlü karakterlerinden birini içeriyordu. İsmi ise Batman Hush olarak belirlendi. Lee’nin daha önce çalıştığı seriler gibi bu seri de büyük bir başarıya ulaştı. İşin arkasında Lee olduğu sürece bu kaçınılmaz görünüyordu. Bir kez daha kanıtlanmıştı.

Bir sonraki yıl Lee, DC’nin bir diğer önemli karakteri Superman etrafında yeni bir seriyi çizmeye başladı. Serinin yazarı Brian Azzarello’ydu ve adı da For Tomorrow olarak kayıtlara geçti. 2005 yılına gelindiğinde ise Lee, tekrar Batman serilerine döndü. Lee bu sefer Batman adına en önemli isimlerden biri olan Frank Miller ile beraber çalışacaktı. Bu Lee için büyük bir onurdu ve bu seriyi yarım bırakmama kararı almıştı. Miller ve Lee’nin beraber çalıştığı bu serinin adı All Star Batman & Robin, The Boy Wonder olarak belirlendi.

Lee’nin bir başka yarım bırakmama kararı aldığı seri de geçmişte çizdiği WildC.A.T.S serisiydi. Bu seride ise Lee, Grant Morrison ile beraber çalışacaktı. Sonuç olarak Lee, hem Miller ile hem de Morrison ile çalışmaya başladı. Lee, yazarlar senaryoyu bitir bitirmez çizimleri de tamamlamayı umuyordu. Bu sıralarda zaten çok yoğun olan Lee, DC için Infinite Crisis serileri için kapak çizimleri de gerçekleştirdi. Aynı zamanda DC Universe Online adlı bilgisayar oyunu için de teklif almıştı. Artık oyunun yeni sanat direktörü Jim Lee’den başkası değildi.

Lee, her geçen gün DC Comics ile olan ilişkilerini güçlendiriyordu. Bu güçlü ilişkiler 2010 yılında Lee’nin DC Comics’in ortak yayıncısı olmasıyla daha da önemli hale geldi. DC’nin en önemli adamı konumunda bulunan Geoff Johns ile beraber 2011 yılında gerçekleşen DC Comics Relaunch’u oluşturdu. Daha sonra ile New 52 etkinliği dahilinde pek çok işe imza atan Lee, bu etkinlik dahilinde karakterler için kostümler tasarladı. Yine etkinlik kapsamında Geoff Johns’un yazdığı Justice League serisini panellere taşıdı.

Amerika çizgi romanına pek çok yeni şeyler katan Lee, bu başarılarını ödüllerle de süsledi. 1990 yılında Harvey Özel Ödülü’nü kazanan Lee, o tarihten 2 yıl sonra Inkpot Ödülü’ne layık görüldü. 1996, 2002 ve 2003 yıllarında ise Wizard Hayran Ödülleri’ni kazandı. Şu sıralarda DC’nin yeni etkinliği Rebirth bünyesinde de yer alan Lee, daha uzun yıllar DC Comics bünyesinde panelleri çizgileriyle dolduracak gibi görünüyor. Bize de Lee’nin muazzam çizgilerine bakarak çizgi roman keyfini doyasıya yaşamak kalıyor.

Kaynak: 1, 2

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here