“Ama biz devletimizi, devletin bütününe mümkün olduğu kadar büyük bir mutluluk sağlamak için kuruyoruz, bir sınıf ötekinden çok mutlu olsun diye değil.”

Bu sözlerin sahibi olan Platon, milattan önce 380 yılında bile toplumsal adaletsizliğin ne demek olduğunun farkında ve ona karşı bir tavır almamız gerektiğini söylüyor. Biz ise o kadar yıl sonra bile gerçeği bütünüyle göremiyoruz. “Biz”in tanımında ise belki kendi ülkemizi belki de dünyanın en güçlü ülkesini bile işin içine dahil edebiliriz. Bu tesadüfün ise tek bir sebebi var; çünkü Demogog, her yerde ve her çağda Demogog’dur. Halkın duygularını ve ön yargılarını kullanarak istediklerini elde edebilme sanatını icra ediyorlar. Sonucunda ise kaçınılmaz olarak sınıf ayrılıkları ve ötekileştirmeye maruz kalınıyor.

Antik Yunan Felsefesi’nin “Babası” olan Sokrates, işte sırf bu nedenle, ayrı bir sayfa açtığımız üzere demokrasiden nefret etmişti. Aynı zamanda kendisinin ölümünü de getirmiş olan bu devlet yönetim şekli, öğrencisi olan Platon’un da en fazla eleştirdiği konulardan biri haline geldi. Esasen bu ikili de demokrasiden değil; haiz olduğu yönetim şeklini “kullanan” insanlara karşılardı. Bu arada sıkça karıştıranlar için hemen belirtelim: Yazımızın kapağındaki Rafael’in Atina Okulu freskinden alınmış ikili, Platon ve öğrencisi Aristo’dur. Sokrates, kendi öğrencisi olan Platon’un (ve insanlık tarihinin) en değerli başarılarından biri olan bu akademinin açılmasını göremeden ölüme mahkum edilmiştir.

Platon, az çok felsefe okumuş herkesin bileceği üzere en önemli eseri olan Devlet (Politeia) isimli kitabında, ideal devletin nasıl olması gerektiğini, kendi ütopik tasvirleriyle sunmuştur. Aslında, bu eser hakkında bilinen en büyük yanlışlarından biri de buradaki bütün görüşlerin Platon’a ait olduğu bilgisidir. Her ne kadar kitabı o kaleme almış olsa da buradaki düşünceler, onun ve onun ustası olan Sokrates’e aittir. Herhangi bir yazılı eser bırak(a)mayan Sokrates, fikirlerini ve bilgeliğini öğrencisi Platon sayesinde gelecek kuşaklara aktarabilmiştir. Bununla birlikte, Platon’un da tamamen kendi fikirlerine ait birçok eseri bulunur. Devlet’te ise adı üstünde “devlet” kavramı tekrar sorgulanmakta ve çoğunlukla Sokrates ile Platon arasındaki diyaloglara dayanan bu eserin sonucunda onlara göre ideal olan yönetim biçimi sunulmaktadır.

Kallipolis isimli bu şehir-devlette ideal bir düzen kurulmuş ve toplum belli kesimlere ayrılmıştır. Ancak yazımızın en başında yine Devlet’ten alıntıladığımız üzere, bu sınıfların hepsi birbirine fayda sağlamak için yaratılmış. Herhangi bir kesimin mutluluğunun ön plana çıkması söz konusu değil. Toplumu yöneten Filozof Kral ile birlikte yöneticiler (filozoflar), halkın rol modelleri olan bekçiler (askerler) ve çalışanlar (işçiler, çiftçiler, zanaatkarlar) bu sistemi oluşturuyor. Anlaşılacağı üzere, her sınıfın kendi görevleri ve sorumlulukları bulunmakta.

Platon’un Devlet eserinin bölümlerini oluşturan kitaplardan 6. kitapta, toplumun başında kesinlikle filozofların bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Felsefenin değerini özümsemiş insanların, aynı zamanda da bilim aşığı olacaklarından dolayı siyasi anlamda yalancılık ya da riyakarlık yapılamayacağı üzerinde durulmuş. Ayrıca, bu devletin başlıca değerlerinin de bilgelik, kanaatkarlık, cesaret ve adalet olmasıyla da fark ediyoruz ki eserin günümüzün kirli dünyasına kıyasla “ütopik” olarak nitelendirilmesi hiç de şaşırtıcı değil.

Toplumsal yapının incelendiği 5. kitapta ise kadınlar ve çocuklar, erkeklerden farklı bir şekilde konumlandırılmıştır. Buna göre, baba ve çocuk arasında bir bağ kurulmamasına özen gösterilmiş. Ancak burada mutlak bir kadın-erkek eşitliği söz konusu. Yetiştirilme biçimi olarak ise kadınlar da erkekler de müzik ve spor kültürüyle iç içe bir şekilde büyütülmeliymiş. Evlilik kurumu konusunda da devlet tarafından bir denetleme yapılacak ve böylece nüfus planlamasıyla toplum refahı sağlanacakmış.

Eğitim ise Sokrates’in en fazla değer verdiği hususlardan biri. 7. kitapta ele alınan eğitim sistemi, sadece matematik ve edebiyatı kapsamamakta, aynı zamanda cesaret, kendini kontrol edebilme, sakinlik ve bağımsızlık gibi soyut değerler üzerine ahlaki eğitimi de içermekte. Kimin filozof ve kimin bekçi olacağı gibi kararların ise küçük yaştan beri verilen teorik ve spor eğitimler sonrasında devlet tarafından karar verilmesi öngörülüyor. Aynı zamanda Devlet eserinin bu kitabında, Platon’un insanı sabahlara kadar düşündüren, daha önce de detaylı bir şekilde incelediğimiz meşhur Mağara Alegorisi yer alıyor.

Hükümet yönetim biçimlerinin ayrı ayrı incelendiği 8. kitap; Timokrasi (paralı ya da güçlü olanın yönetimde olduğu yönetim biçimi), Oligarşi, Demokrasi, Tiranlık ve Aristokrasi’yi ele alıyor. Bu devlet şekilleri ise kitapta ayrı ayrı eleştiriliyor. En etkileyici kısım ise elbette demokrasi hakkında:

“Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ancak toplumun kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye yani tek bir kişinin mutlak, sınırsız biçimde iktidarı elinde tuttuğu bir siyasal sisteme evrilir.” 

“Halk övülmeyi sever. Onun için güzel sözlü halk avcıları (demagoglar) yetersiz de olsalar başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği de sanılır.”

Platon ve Sokrates’in Devlet diyalogları, modern siyaset anlayışındaki Devlet Felsefesi‘nin temel kaynaklarından biridir. Aynı zamanda belki de bu ikiliyi insanlık tarihinin de ilk “ütopya yaratıcıları” olarak niteleyebileceğimiz olağanüstü değerdeki bu eser, Platon’a göre ideal devlet nasıl olmalıdır sorusunu da bütün detaylarıyla açıklayan bir cevap oluyor. Eseri okumadıysanız, okuyun ve felsefenin siyasi yönünün derinliklerini keşfedin!

 

Kaynak:123Platon- Devlet.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here