Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
4861

Gelmiş geçmiş en büyük gruplardan biri olan İngiliz dörtlü Pink Floyd, özellikle 70’li yıllarda yaşama isteği uyandıran birbirinden özel albümleriyle ölümsüz bir topluluk. Ekibin her bir kaydının kendine özgü acayip değerli hikayeleri var. Ancak, sadece grubun değil; müzik tarihinin de en başarılı albümlerinden biri olan The Dark Side of the Moon (1973) mükemmelliğinin ardından yeni bir üretim sürecine girmek oldukça riskliydi. Bu büyük beklenti ve baskıların ardından ise grubun ana akım medyanın şöhretini sağlıklı bir şekilde benimsemesi, Roger Waters’ın dehası ve kalemi sayesinde oldu. Grubun bas gitaristi ve vokali olan sanatçı, hem artık içinde bulundukları “büyük balık” piyasayı özgürce eleştirebilen hem de eski bir dostlarına saygı duruşu olan projeyi grup arkadaşlarına sundu: Wish You Were Here (1975).

Grubun, Londra’daki efsane Abbey Road Stüdyoları’nda gerçekleşen albüm kayıtlarında kreatif bir boşluğa düşmeyip neredeyse 2 yıl önceki şaheserleri olgunluğunda bir çalışmaya imza atabilmesi oldukça etkileyici. Bu boşluğa düşmemelerinde Waters’ın fikirlerinin yeri ise bahsettiğimiz gibi çok ayrı. Albüm içeriği hakkında konuşmadan önce şunu belirtmeliyiz ki kaydın ele aldığı iç içe geçmiş 2 konudan ilki olan bir adamdan söz edilmeli: Syd Barrett. Bu dörtlünün ilk yıllarında gruba liderlik eden isim olan gitarist ve vokalist Barrett, topluluk hakkındaki ilginçlikleri listelediğimiz şu yazıda belirttiğimiz gibi, akıl sağlığı problemleri ve aşırı uyuşturucu kullanımı yüzünden gruptan kopmak durumunda kaldı. Daha sonraki hayatında ise medya ışığından uzak, sade bir hayat sürdü ve 2006’da aramızdan ayrıldı.

Syd Barrett’in grubun ilk başlardaki lideri olması, onun yaratıcı zekası ve kişiliği ise Pink Floyd’u gerçekten birbirine bağlayan unsurlardan biriydi. Grup, o olmadan birçok olağanüstü başarıya ulaşsa da belki de onun topluluk üyelerine bıraktığı etki sayesinde Pink Floyd, Pink Floyd olmuştu. İşte bu adam, Wish You Were Here albümünün kayıtları yapılırken onları stüdyoya ziyarete geldiğinde de acayip bir duruma sebep oldu. Grup üyeleri, aşırı şekilde kilo almış ve saçları ile kaşları olmayan, plastik torbalar taşıyan bu adamı gerçekten tanıyamamışlardı! (Daha fazla ayrıntı için Consequence of Sound sitesinin şuradaki videosuna bakabilirsiniz.)

Bu şaşırtıcı olayın hem öncesi hem de sonrası da haliyle albümün ona ithaf edilmesine yol açmış: Wish You Were Here başlığındaki “You”nun kim olduğunu artık biliyorsunuz.

Grubun Wikipedia’sına göre, hem keyboard’lardan sorumlu Richard Wright’ın hem de gitarist ve vokalist David Gilmour’un en sevdikleri Floyd albümü bu. Kayıt, aynı zamanda bu ikilinin de en başarılı performanslarının bir kısmına sahip olduğu için de ayrı bir yerde. Albümün ilk ve en önemli teması olan Barrett dışında ise yöneldiği bir nokta daha var: Gözleri paradan başka hiçbir şey görmeyen patronlara sahip bir ana akım müzik endüstrisi. Albümün bütün şarkı sözlerine imza atan Waters, The Dark Side of the Moon eserinin de grubu “uçurmasıyla” birlikte artık daha fazla içlerinde oldukları bu endüstriye ithafen de eleştirileri akılda kalıcı parçalar yazabilmeyi başardı. Teorik olarak 5 harika parçaya sahip albümün 2 parçasını bu eserler oluşturdu. Hatta o meşhur albüm kapağında da tokalaşan iki iş adamını görürüz. Biri ise o anda yanıyor gözüküyordur. İşte bu arada o yanan adam da aslında fotoğraf çekimleri sırasında gerçekten yanmıştır. Bu ikili, bize doğrudan endüstriyi anlatır.

Albümün açılışını yapan Shine On You Crazy Diamond (Parts I-V), grubun progresif ve psychedelic müziğin ilahları olduğunu bize bir defa daha kanıtlıyor. Dörtlü, şarkının isminde bile albümün açık açık Syd’e ithaf edildiğini gösteriyor: “Shine On You Crazy Diamond”, eski dostlarının bu lakabının harflerini taşıyor. Parça, 13 dakikalık süresinin su gibi aktığı bir doğallığa sahip. Şüphesiz ki bunun en önemli sebebi, Gilmour’un gitarından çıkan o büyülü 4 nota. Sanatçının şuradaki röportajında da tekrar çaldığı o sade ama ölümcül notalar sayesinde Gilmour’un da yine burada değindiği gibi albümün “absence” (yokluk / bulunmayış) ana konsepti, çok acayip bir şekilde ifade ediliyor. Üstelik, Waters’ın 8. dakikadan sonra giren o muazzam vokali ve sonlara doğru da önceki Floyd albümde de saksafonu solosuyla adeta “konuşturan” Dick Parry şovunun sonucu, gerçekten tek kelimeyle eşsiz.

Welcome to the Machine“What did you dream? It’s alright, we told you what to dream. You dreamed of a big star. He played a mean guitar.” gibi çarpıcı sözlere sahip bir sistem eleştirisi. Grup, Wright’ın klavyesini ve sanayi-vari ses efektlerini çok etkin kullanıp ölümcül bir makineye benzettikleri bu endüstrinin iç yüzeyini gerçekten de dinleyiciye çok başarılı yansıtıyor. Ayrıca Waters’ın “Welcome my son. Welcome to the machine” kısmındaki tiz vokalleri, akustik gitar vuruşlarını çok ustaca bir şekilde dolduruyor.

Have a Cigar, eleştirilerin bu sefer başka notalar eşliğinde devam ettiği bir güzellik. Bu arada albüm hakkındaki şu inceleme videosunda da grubun müzik endüstrisi hakkındaki eleştirilerini daha yakından inceleyebilirsiniz. Bu parçada ise Wright ve Gilmour, tıpkı daha önce ifade ettiğimiz gibi, arkadaşlarından adeta rol çalıyorlar. Bu sefer ikonik 4 notalı melodi, klavyeden çıkıyor. Tüyleri diken diken eden o notalar sayesinde şarkı da dinleyiciyi rahatlıkla avucunun içine alıyor. Gilmour ise en özel yeteneğini yine burada da konuşturuyor: Sololarıyla parçayı uçuruyor. Ayrıca, konuk vokalist Roy Harper ise “The band is just fantastic. That is really what I think. Oh by the way, which one’s Pink?” gibi eleştirel sözleri söylerken Waters’ı hiç aratmıyor; ancak kulaklar ister istemez onu aramıyor değil.

Albüme adını veren Wish You Were Here, öncelikle dinleyicisini henüz ilk saniyeden vuruyor. Parçayı kulaklıkla dinliyorsanız önce bir kulaktan sonra da diğerinden akmaya başlayan akustik gitar melodileri resmen ruhunuzu dinlendiriyor. Grubun belki de en çok dinlenen eserlerinden biri olan bu ikonik şarkı, bizim bile eski dostları Barrett’ı özlememizi sağlıyor. Akılda kalıcı o muhteşem gitar riff’i ile parçanın altyapısındaki prodüksiyona özel detaylar ile birlikte şu sözler birleşince ortaya duygu yükü kelimelerle ifade edilemeyecek bir eser çıkıyor: “How I wish. How I wish you were here. We’re just two lost souls. Swimming in a fish bowl. Year after year. Running over the same old ground. What have we found? The same old fears. Wish you were here.”

Albümün kapanışını yapan Shine On You Crazy Diamond (Parts VI-IX), açılışı yapan şarkıya göre biraz daha çeşitli bir yapıda. Parça, pedalların çoğunlukta olduğu gitar sololarının hakiminde geçerken geçiş yaptığı jazzımsı bölüm sayesinde acayip bir zenginliğe kavuşuyor. Hatta 9. dakikadan sonra ise albüme de yakışır bir sonla ağır bir kapanış yapıyor. Genel olarak ise albüm hakkında sayfalarca yazıp çizebiliriz; ancak şunu inkar edemeyiz: Bu, tıpkı muadili Floyd eserleri gibi, kusursuz bir albüm. Teşekkürler, Syd!

 

Kaynak: 1.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
4861

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here