Roger Waters‘ın gruptan ayrılışının ardından piyasaya sürülen ikinci stüdyo albümü olan “The Division Bell“, grubun severlerini karşı karşıya getirmesiyle farklı bir özellik kazandı. 1994 yılında dinleyiciye sunulan albüm alışılmış, klasik Pink Floyd çizgisinin dışına bariz bir şekilde çıkılan ilk albümdür. Waters’ın yokluğuyla söz yazımı konusunda ciddi sıkıntı çeken grup bundan dolayı enstrümanlara daha fazla yer ayırıp buna ek olarak grubun “progresif” tarzını terk etmştir. Söz yazımında iş David Gilmour ve “Wish You Were Here” albümünden beri ilk kez söz yazacak olan klavyeci Rick Wright’a kaldı.

Tüm grup üyelerinin bireysel tarzlarının birleşimi olarak ortaya çıkan Pink Floyd müziği, önemli bir parçasını kaybettiği için bu albümde, sonradan yaptığı solo çalışmalarına bakılırsa David Gilmour’dan çok fazla beslendi. Daha fazla gitar solosu, daha uzun enstrümantal kısımlar, albümde daha fazla enstrümantal parça, yaylı enstrümanlar, yumuşak tonlar ve şarkıların çoğunda geniş yer verilen piyano buna örnek verilebilir. Bu albümde de alışılan Pink Floyd albümlerinde sıkça gördüğümüz birbirini tamamlayan, aynı yerden kesilip devam eden sıralı şarkılarla karşılaşıyoruz.

Bu albümle gelen, Pink Floyd hayranlarını ikiye bölen soru ise şu: “David Gilmour mu Roger Waters mı?“

Waters’ın gruptan ayrılışının ardından Gilmour rüzgarlarını en çok hissettiğimiz bu albüm, grubun pek çok severini zor bir kararla baş başa bıraktı. Waters’ın bestelediği şarkılar mı daha güzeldi yoksa Gilmour’un neredeyse tüm yükünü çektiği bu albüm mü? Ortada iki farklı tarz olduğu ve ikisinin de çok lezzetli olduğu bariz. Bu soruların cevaplarını size bırakıyoruz. Aşağıda bahsettiğimiz albümden bazı şarkıları sizin için inceledik. Keyifli dinlemeler.

1. What Do You Want From Me

Enstrümantal olan albümün açılış parçasının ardından gelen bu parça müzikal olarak oldukça zengin. Başarılı geri vokaller ve alışılandan fazla gitar kullanımıyla boşluklar çok güzel doldurulmuş. Bu noktada Waters’ın yokluğu çok hissediliyor. Şarkının ilk saniyelerinde başlayıp şarkı boyu devam eden, eski saykodelik Pink Floyd müziğini anımsatan klavye kullanımı şarkıyı başka bir boyuta taşımış.

2. Marooned

Grup söz yazımıyla uğraşmaktansa enstümantal bir şarkı daha eklemek istemiş. Sade bir piyano eşliğinde Gilmour resitali dinliyoruz şarkı boyunca. Slide gitar kulanımı muazzam bir nota genişliği sağlamış ve bu fırsat harika değerlendirilmiş. Parça aynı akor düzeniyle ilerleyip davulun da katılımıyla devam edip daha sonrasında sona eriyor.

3. A Great Day For Freedom

Bir öncekiyle çok benzer bir tarza sahip parçada ek olarak Gilmour’un vokallerini duyuyoruz. Yer yer mikrofona efekt eklenmiş vokale altında piyano ve yaylılar eşlik ediyor. Sözlerin bitişiyle bir kez daha uzun uzun gitar dinleme şansımız oluyor.

4. Keep Talking

Söz yazımı konusunda Waters ayrıldıktan sonra grubun bu konuda yine de geri kalmayacağının kanıtı niteliğinde bir şarkıdır. Birden fazla anlam çıkabilecek sözler ciddi sosyal mesajlar verirken aynı zamanda kendini ifade edememe hissiyatı barındırıyor. Günümüz teknoloji çağındaki iletişimsizliği anlatan şarkının sonundaki talkbox solosu çok ironik ve güzel bir mesaj niteliğinde olmuş.

5. High Hopes

Bir önceki şarkının son saniyelerinden devam eden parça kilise çanı ve kuş seslerinin ardından piyano ile açılıyor. Başta kullanılan çan sesleri ise “Atom Heart Mother” albümündeki “Fat Old Sun” parçasından aynen kopyalanmıştır. Eski günlere gönderme yaparak başlayan şarkı en sıkı Roger Waters hayranlarının bile beğenisini kazanmıştır. Klasik gitarın kullanımıyla alışılan müzikalitenin dışına çıkan, albümün son parçası olan bu şarkı muazzam bir slide gitar solosuyla kapanıyor. Pink Floyd’un aktif yıllarında yayınlanan albümler sırayla dinlenildiği zaman çalacak en son şarkı olan bu şarkının çok hoş bir veda olduğunu söyleyebiliriz.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here