Geçtiğimiz günlerde usta performans sanatçısı Ulay’ın amansız bir şekilde hayatını kaybetmesiyle hepimiz derinden sarsıldık. Ulay’ın belki de en büyük aşkı olan Marina Abramovic’in de ustası olduğu performans sanatına biraz daha yakından bakıyoruz.

Performans sanatı, 1960’lı yıllarda ortaya çıkmış diyebileceğimiz, izleyicinin önünde canlı olarak icra edilen ve bazı türlerinde izleyiciyle etkileşimde bulunan bir sanat biçimidir. Aslında performans sanatını diğer sahne sanatlarından ayıran da budur. Sahne sanatlarında bulunan 4. Duvarı yıkarak seyirciyle etkileşime girer ve reaksiyon alır. Performans sanatının kökleri; 20. yüzyılın başındaki Dada hareketinin anarşist, 1920-1930’lu yılların sürrealist ve fütürist performanslarına hatta Jackson Pollock’un aksiyon resmine kadar gitmektedir. Performans sanatı metinden, yazıttan bağımsızdır ve o an olur. Tekrarı yoktur. Performans sözcüğü, “gösterme” anlamına gelmekle birlikte “tamamlama” anlamını da içermektedir. Bir sanat yapıtının tamamlanması, başka bir deyişle sanat performansı, sanat yapıtının hiçbir özel beceri gerektirmeden özel bir işlev ve ifade yüklenmeden seyirci tarafından tamamlanması anlamına gelmektedir. Yani metinden bağımsız olarak sahneleme bu tamamlanma içindir. Frank Skinner’a göre kalbinde sosyal eleştiri yatan performans sanatı, dünyayı nasıl algıladığımızı ve dünyadaki yerimizi sorgular.

Genel olarak performans sanatının iki temelinden söz edilebilir. Bunlardan birincisi elbette performatik sahnelerin olmaasa olmazı olan ve sanatçının en büyük aracı olan bedendir. Olay tamamen bedenin varlığı ve işlevselliği üzerinden gerçekleşmektedir. Sanatçı bedeniyle izleyiciyi etkiler ve etkileşime girer. İkinci en büyük temel ise mekan ve mekan algısıdır. Sanatçı bedeniyle gösterdiği performansı mekana uydurur ya da mekan algısını kullanarak bedeniyle bir mekan yaratmaktadır. Mekan bedeni asla ama asla sınırlandırmamalıdır. Bunun en büyük örneğini Marina Abramovic ve Ulay’ın bir müzede gerçekleştirdiği performanstan anlayabiliriz.

Performans sanatı üzerinde araştırmaları bulunan Hasan Bülent Kahraman beden mekan ilişkisini “Bir mekan olarak ele alındığında bedeni asıl sonlandıran öge onun derisidir. Bedenin gerçek mekanı, içinde yer aldığı uzamsal parça, uzamsal somut olamaz. Uzaysal, uzamsal mekan bedenden çok zihinsel bir şeydir.” sözleriyle açıklıyor.

Performans sanatı geleneksel, biçimci sanat anlayışına karşı çıkan akım, sanat yapıtını bir meta durumuna getiren, müzelerde koruma altına alınıp saklanan gelenekçi anlayışa tepkilidir. Gösteri sanatçıları, dönemin genel sosyolojik sorunlarına doğrudan eğilen eserler ortaya çıkarmış; cinsiyetçiliği, ırkçılığı, savaşları, AIDS’i, çeşitli kültürel ve toplumsal tabuları değişik yollarla irdeleyip sorgulamıştır.

Gösteri sanatının amacı izleyiciyi sadece seyreden pasif konumdan; aktif, üreten, sanata dahil olan bir konuma getirmektir. Gösteri sanatçıları bu nedenle etkinliklerini halka açık mekanlarda, özellikle sokaklarda yapmaktadır böylece sanat, sokak yaşamının bir parçası haline gelmeye başlamıştır. Gösteri sanatı, özel hiçbir beceriye gerek duymadığından özel bir ifade ve işlevi de yoktur. Sanatçının belirlediği kavram, etkinliğin yapılabileceği uygun bir alanda izleyicilerin de aktif olarak katılımını sağlanarak gerçekleştirilmektedir. Gösteri ve enstalasyon sanatçısı Chris Burden (1946-…), bedensel dayanıklılığın sınırlarını sorguladığı etkinlikleriyle tanınmıştır. Burden, çalışmalarını; “Sanatım aracılığıyla sapkın durumlar kurgulayarak daha yüksek bir gerçeklik duygusu içinde, farklı boyutta var olan bir sanat yapıyorum. Ben, işte o anlar için yaşıyorum. İntihar etmeye çalışmıyorum. Yaptığım sanat, sorgulamakla ilgilidir. Sanatımın bir amacı yok. Toplum içinde istediğim her şeyi yapabileceğim bir özgürlük alanı oluşturuyor o kadar. Performanslarım belli yanıtlar getirmiyor, yalnızca sorular soruyor, dolayısıyla ucu açık işler. Ama soru işaretleri uyandırıyor, orası kesin.’’ sözleriyle açıklamıştır.

Son yıllarda daha çok yerleştirme çalışmaları yapan Sırp sanatçı Marina Abramovic 1970’lerden itibaren insan bedeninin ve aklının dayanıklılık sınırlarını irdeleyen gösterileriyle tanınmıştır. Sanatçı, 1988’den sonra bireysel olarak gerçekleştirdiği gösterilerinde fiziksel ve zihinsel potansiyelin sınırlarını zorlayarak araştırmıştır. Abramovic’in sanatsal etkinliklerinin temelinde insanları özgürleştirmek adına hırslı ve derin bir niyet beslediğini görmek mümkündür. New York Modern Sanatlar Müzesi, 2010’da Marina Abramovic için bir retrospektif sergi düzenlemiştir.

Performans sanatının önemli temsilcileri arasında Marina Abramovic, Ulay, Chris Burden, Allan Kaprow, Joseph Beuys, Jim Dine, Vito Acconci, Carole Schneemann, Lauri Anderson, Eleanor Antin, Stuart Brisley, Karen Finley, Joan Jonas, Tom Marioni, Gina Paneentim, Rebecca Horn, Jiro Yoshihara, Akira Kanayama, Saburo Zimmamoto, Yasuo Simi, Atsuko Tanaka, Tsuroko Yamazaki, Sadamasa Motonaga, Gilbert George, Yoko Ono ve Stelarc sayılabilir.

Kaynaklar: 12, 3, 4

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here