İspanyol sinemasının sinema tarihine etkisi 1928’de Un Chien Andalou (Bir Endülüs Köpeği) ile başladı. Dönemin sürrealist sanatçısı Salvador Dali ve yönetmeni Luis Bunuel ortaklığıyla yapılan film, gerçeküstü akımının başlamasına öncülük etti. Pedro Almodóvar‘ın filmleri ile de akımın etkilerinin devam ettiğini söyleyebiliriz. Sayesinde İspanyolcayı sevdiğimiz, daha fazla İspanyol oyuncuları tanıdığımız yönetmenin her bir filmi diğerinden daha etkileyici.

Absürt komediyi absürt dramayla harmanlayan yönetmen, filmlerinde hep bir tesadüfe yer veriyor. Bu tesadüfün oluşması ve sonuçları izleyiciye saçma gelse de hiç sorgulamadan kabul ediyorsunuz. Karakterlerin birbirleriyle olan enteresan bağlarını en net hissettiğimiz film Carne Trémula (Live Flesh) olabilir. Filmlerini distopya içine bırakmadan ama gerçeklik çizgisine de yaklaştırmadan ustalıkla çekiyor. Almodóvar’ın sinemada gerçeküstü akımın etkisiyle film ürettiğini çok net gözlemleyebiliyorsunuz. Yönetmenin kendisi de absürt film çektiğini kabul ederken bundan bir röportajında filmdeki hikâyelerimi kendim yaşasaydım ölürdüm diyerek bahsetmiş. Hikâye demişken, filmlerini izlerken sanki filme ortasından başlamış gibi hissediyorsunuz. Bunun sebebi Almodóvar’ın, hikâyelerin üzerine sahneleri oluşturması değil de sahnelerin etrafında hikâyeyi oluşturmasından kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz.

Almodóvar’ın filmlerinin rahatsız edici unsurları da var. Volver’de başroldeki kadın karakterin kocasını öldürüp bir restoran buzluğunda saklarken yemek vermeye devam etmesi, babasından hamile kalmış olması, ölü bilinen annesini yanına çalışan olarak alan kız kardeşi, her biri bir ayrı skandal. Hable Con Ella (Talk to Her) filminde bir hasta bakıcısının dört yıldır bilinci kapalı bir hastaya aşık olup ona tecavüz etmesi de alışılmışın dışında kalıyor. La Piel Que Habito (The Skin I Live In)’nun rahatsız ediciliğinden ise bahsetmeye bile gerek yok. Antonio Banderas’ın canlandırdığı doktor karakterinin, kızına tecavüz eden kişiden aldığı intikam ve onunla kurduğu ilişki hepimizi şok etmişti. Bu durumda yönetmenin gerçeklik dışına çıkarken  seyirciyi rahatsız etmeyi ihmal etmediğini söyleyebiliriz.

Almodóvar’ın kadın karakterlere bakış açısı filmlerinde oldukça göze çarpıyor. Volver filmindeki tüm ana karakterler kadın olarak karşımıza çıkıyor örneğin. Julieta filminde yas tutan bir kadının hikâyesini izliyoruz. Carne Trémula (Live Flesh) filmi doğum sahnesiyle başlayıp yine bir doğum sahnesiyle bitiyor. Sadece film isimlerine bakınca bile yönetmenin kadınlar üzerine film çekmeyi bir amaç edinmiş olduğunu fark ediyoruz: Talk to Her, All About My Mother, Women on the Verge of a Nervous Breakdown, High Heels. Almodovar, Euronews’e verdiği bir röportajda kadınlarla arasındaki özel bağı şu cümlelerle de anlatmış:

“Kadınları tanımak için üniversiteye gidip özel bir bölüm okumanıza gerek yok. İhtiyacınız olan tek şey iki göz, iki kulak ve biraz da merak. Çocukluğuma dair ilk hatırladığım anılarda kadınların arasındaydım. Onları dinlediğimi çok açık bir şekilde hatırlıyorum. Kadınların konuşmalarına kulak vermek benim için hayatın ta kendisiydi. Konuşmalarında melodram, korku, komedi, müzikal gibi türlü sinema tarzlarını bulabilirsiniz. Küçükken etrafta olanları kafama not ederken bir gün yönetmen olacağım aklımın ucundan bile geçmiyordu.”

Gelelim Almodóvar’ın sinematografisine. Tepeden yapılan asimetrik çekimler, simetri hastalarını deli edecek türden. Karelerinde pastel renklere ağırlık veren yönetmen, en çok kırmızı rengini seviyor olsa gerek ki birçok sahnede kırmızı objelerin görünmesine özen göstermiş. Renkli renkli sandalyeler, duvarlar, perdeler İspanya’nın sıcaklığını ve İspanyolların samimiyetini yansıtıyor sanki. Pastel ve sıcak renklerin kullanımı, filmdeki rahatsız edici kurguyu hafifletirken gerçek dışı olayların kabullenilmesini de kolaylaştırıyor.

Nasıl ki Tarantino, Nolan, Lanthimos gibi yönetmenlerin gözde oyuncuları varsa, Almodóvar’ın da gözdeleri var. Bu oyuncular bariz bir şekilde Penelope Cruz ve Antonio Banderas. Cruz ile beş, Banderas ile yedi film çekmiş. Yönetmenin ikiliyle çalıştığı yeni filmi Dolor Y Gloria (Pain and Glory) ise ülkemizde önümüzdeki Ekim ayında vizyona girecek.

Kaynak: 1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here