“I know someday you’ll have a beautiful life. I know you’ll be a star in somebody else’s sky. But why, why, why can’t it be, why can’t it be mine?”

 

90’lı yılları 90’lar yapan en önemli sanatsal değerlerden olan “depresyon hırkalı” grunge akımı, rock müziği bu dönemde kendine has bir biçimde şekillendirdi. Seattle’dan çıkan bu türün lider topluluklarından olan Pearl Jam ise 1991 yazında, başta o dönemin gençleri olmak üzere birçok müzikseverin kalbini kazanmayı başardı. Ten isimli ilk stüdyo kayıtları, hem teknik hem de duygu anlamında o dönemin modern rock gruplarından beklenebilecek her yeteneğe sahipti.

Daha sonra bir müzik ikonuna dönüşecek olan Eddie Vedder’ın dinleyicisini derinden etkileyen hisli vokalleri, grubun en basit tabirle “karanlık” ve “kirli” olarak nitelenecek enstrümanlarıyla bütünleşince ortaya tek kelimeyle bir başyapıt çıktı. Aynı yılın sonbaharında Nirvana’nın müzik tarihini değiştiren Nevermind albümü de piyasaya sürülünce grunge, altın çağını yaşamaya başladı.

Ten albümün isminin ise gerçekten sıra dışı bir anlamı var: Pearl Jam grubunun orijinal ismi aslında ilk kurulduğunda Mookie Blaylock‘mış. Bu isim, 13 yıl NBA’de forma giyen basketbolcu Mookie Blaylock’a ait. Oyuncu da o dönem Nike firmasıyla anlaşma yapmış olduğu için grup, kullandıkları bu isimden vazgeçmiş ve Pearl Jam’e geçmiş. İlk stüdyo albümlerinin ismi ise Blaylock’ın sürekli giydiği forma numarası olan 10’a adanmış ve böylelikle albümün adı da anlamlı bir göndermeyle Ten olmuş.

Albümün açılışını yapan Once“I admit it, what’s to say? I’ll relive it without pain” sözleriyle dinleyiciyi daha ilk dakikalardan avucunun içine almayı biliyor. Ayrıca, bu sözlere girmeden önce özenle hazırlanan intro kısmı ve hemen ardından Vedder’ın bütün gücüyle “I” deyiş şekli ile parça, albümün bizi nelere hazırladığı hakkında iyi bir fikir veriyor. Nakaratıyla ise sizi tamamiyle kendinin içine çekiyor.

Even Flow, girişindeki ve bütünündeki blues-rock gitar riff’leri ile ilk saniyesinden itibaren enerjisiyle ve tabii ki Vedder’ın da inanılmaz vokalleriyle etkileyici bir Pearl Jam hiti. Şarkıcının verse’lerde sergilediği vokal iniş-çıkışları oldukça zor olmasına rağmen üstesinden ustalıkla kalkılmış. Ayrıca, grubun davulcusu Matt Cameron’ın ifade ettiği üzere kendisinin en sevdiği parça olan bu şarkının sözleri ise evsiz bir adamın gözünden hayatın nasıl gözüktüğünü anlatıyor.

Ardından gelen Alive, Pearl Jam için gerçekten her anlamda özel bir parça: Grubun ve albümün ilk single’ı olan kayıt, aynı zamanda topluluğun hep beraber ilk defa çaldıkları eser. Gitaristleri Stone Gossard’ın Dollar Short isminde enstrümantal olarak yazdığı bu parçaya Eddie Vedder, -bu albümün tamamındaki eserlere yaptığı gibi- kendi sözlerini yazıyor. Sözlerinde ise babası olarak bildiği adamın aslında biyolojik babası olmadığını öğrenen bir çocuğu ele alıyor. Özellikle Vedder’ın gür sesiyle çığırdığı nakaratı ve son bölümdeki gitar solosuyla birlikte kendini kaybedişi ile birlikte şarkı, hala grunge türü denildiğinde akla ilk gelen parçalardan biri.

“And now my bitter hands cradle broken glass, of what was everything. All the pictures have all been washed in black, tattooed everything” sözlerini sadece okumak bile grubun Black parçasını bilenler için tüyleri diken diken bir deneyim. Hakkında daha önce özel bir inceleme yaptığımız parça, Pearl Jam’in ve hatta belki de müzik tarihinin en duygusal işlerinden biri. Her saniyesi ayrı bir derinlik taşıyan şarkı, özellikle son bölümdeki o malum melodiyle birlikte de etkileyiciliğinin zirvesine çıkıyor. (Bkz. muazzam Unplugged versiyonu)

Grubun plak şirketi Epic Records’un o dönemki ısrarlarına rağmen Black’i bir single olarak piyasaya sürmemesi ise tamamen kişisel sebeplere dayanıyor: Vedder, yazdığı sözlerin fazlasıyla kişisel ve kırılgan olduğunu ifade edip şarkının müzik piyasasında ezilip gideceğinden -haliyle- korkmuş. Bu sebeple de herhangi bir klip çekilmemiş.

Jeremy, albümün ve grubun başka bir hiti. Aslında bu eseri sadece şarkı sözleri üzerinden değerlendirip arkasındaki yürek burkan anlamı kavramak çok önemli: Videosunda da değinildiği üzere bu şarkıda anlatılan kişi, 1991 yılında 16 yaşındayken kendini okuldaki sınıfında arkadaşlarının önünde öldüren Jeremy Wade Delle isimli Texaslı bir genç. Vedder, daha sonra ifade ettiği üzere bu haberi bir gazetede görmüş ve habere burada ufak bir yer ayrılması onu çok sarsmış. Böylece bu üzücü olaya hak ettiği önemi vererek o çocuğu bir sanat eserine dönüştürmüş.

Aynı zamanda ise Vedder, San Diego’daki kendi ortaokulunda da daha önce buna çok benzer bir olaya Brian isimli bir çocuk ile tanık olmuş. Böylelikle şarkıcı, eseri -maalesef- iki talihsiz çocuğa adıyor: Okulda arkadaşları ve evde ise ailesi tarafından dışlanması sonucu kendini bu hayata ait hissetmeyen iki masum ruh, bu şarkı ile sonsuza kadar yaşayacak.

Garden ise albümün geneline hakim olan reverb katkılı gitarlardan daha farklı bir versiyona sahip: Adeta The Smiths efsanesi Johnny Marr’ın kendine özgü o “arpejimsi riff’leri”yle açılan şarkı, gitar solosuyla da albümde fark yaratan eserlerden oluyor. Ayrıca parça sırf Vedder’ın nakarattaki “I will walk…” demesindeki ses tonu için bile dinlenebilir.

Oceans başta olmak üzere Why Go, Porch, Deep ve Release’in, yani albümün aslında tamamının da ayrı bir güzelliği var. Özellikle, grubun tarihe geçen Pinkpop 1992 performansında da Ten albümün grupta ve dinleyicilerde nasıl bir etki yarattığına tanık olabilirsiniz. Bununla birlikte, 10 milyonu geçen satış rakamının da gösterdiği kadarıyla rahatlıkla söylenebilir ki Pearl Jam’in aynı zamanda en başarılı kaydı olan bu klasikleşmiş eser, içerdiği birbirinden değerli hitlerle de grubu kalplerin en derin köşesine koymayı başarıyor!

Kaynak: 12.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here