Bu yazımızda adını mimarı Charles Garnier‘den alan ve yapımı 1861-1875 yılları arası 15 yıllık bir dilimde tamamlanan Palais Garnier’e doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Rota belirlendiğine göre hazırsanız başlayalım!

Öncelikle bu ihtişamlı yapının yapılış hikayesinden bahsedecek olursak, III. Napolyon  14 Ocak 1858 tarihinde İtalyan anarşistler tarafından kendisine ve eşine karşı düzenlenen suikast girişiminden yara almadan kurtulunca suikastın olduğu yerde bir opera binası yapılmasına karar verdiği bilinmektedir.

Nihayetinde, yeni opera binasının tasarımı için düzenlenen yarışmada 200’e yakın başvuru alınırken, tasarımları özetleyen birer slogan da bekleniyordu. Charles Garnier tasarımını, İtalyan şair Torquato Tasso‘nun “fazlasını arzula, azı için umutlan” gibi çevrilebilecek dizesiyle özetlemişti. Yarışmada beşinci olan Garnier‘nin tasarımı, daha kapsamlı bir plan beklenen ikinci aşamanın ardından birincilikle yarışmayı kazanıyordu. Bu proje mimarın ilk inşaat deneyimi olsa da görünen o ki projesine dönemin imparatorluk ruhunu, coşkulu ve gösterişli havasını, barok ve eklektik üslupları katmayı iyi bilmiştir. Ayrıca Barok tarzının en güzel örneklerinden birini inşa ediyor. Operanın her yönden görülebilmesi için etrafındaki binalar yıkılıp, yeniden inşa ediliyor ve görüş açısının zarar görmemesi için ağaç dikilmemesi isteniyordu.

Adının Académie Nationale de Musique, Palais Garnier ya da Opera Garnier gibi farklı isimlerle anılması mümkün. Ortak olan şey ise ne olursa olsun yapının ihtişamı! Kendisi ikinci imparatorluk döneminin en gösterişli mimari eseridir. Lüksün ve başkentin keyfine düşkünlüğünün bir simgesi olmuştur bu eser. 73 heykel ve 14 resmin yapımında mimar bizzat yönlendirmelerde bulunmuştur. Çalışmalar oldukça uzun sürmüş hatta 1870 yılı savaşı boyunca durdurulmuştur. En sonunda 1875 yılında açılışı Cumhurbaşkanı Mac Mahon’un huzurunda yapılmıştır.

172 metre uzunluğunda, 124 metre genişliğinde olan Garnier Operası Avrupa’nın en büyük lirik tiyatrosudur ve 2000 seyirciye kadar ev sahipliği yapabilmektedir. Kurşundan yapılmış kubbesi altınla taçlandırılmış ve salonu yukarıdan taramaktadır ki ilk bakışta izleyicinin dikkatini çekebilsin ve akılda kalsın. Binanın ana gövdesi klasik bir yapıda, polychromie (çok renkli) ve çeşitli dekoratif elemanlarla zenginleştirilmiştir.

Garnier Operası salonu, III. Napolyon döneminin karakteristik bir özelliği olan, kırmızı ve altın renklerini bugüne kadar koruyabilmiştir. Üzerinden büyük bir avizenin sallandığı kubbeyi ise 8 kolon desteklemektedir. Lepneveu’nün eski tavanı 1964 yılından beri, Chagall tarafından çizilmiş bir bir tavan ile gizlenmişti ki bu yeni tavanda 9 ünlü bale veya operadan ilham alınmıştır: Mozart’ın sihirli flütü, Wagner’den Tristan ve Yseult, Berlioz’dan Roméo ve Juliette, Debussy’den Pelleas ve Melisandre, Ravel’den Daphnis ve Chloe, Stravinsky’nin ateş ve kuşu, Çaykovski’nin kuğu gölü balesi, Adam’ın Giselle’i, Moussorgski’den Boris Goudounov.

52 metre genişliği, 60 metre yüksekliği ve 37 metre derinliği ile sahne 450 figüranlık bir kapasiteye sahiptir ayrıca etkileyici makineler da barındırmaktadır. Merkez postane, 1998 ve 2006 yılında bina için iki adet posta pulu çıkardı. 1998, Charles Garnier’nin 100. ölüm yıl dönümüydü ve çıkan pul bir dansçıyı, bir kemanı ve bir kırmızı perdeyi bir araya getiriyordu. 2006’daki pul ise binanın ön cephesini temsil ediyordu.

Palais Garnier binası, açılışından bu yana dünya üzerinde sayısız binanın tasarımına ilham verdi. Bu ihtişam kaynağı binaya yolunuz düşerse mutlaka ufak bir seyahat yapmayı unutmayın.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here